Nevzat Çelebi

Kararlarınızı Nasıl Alırsınız? Sıcak mı? Soğuk mu?

MERHABA Değerli Meslektaşlarım & DOSTLARIM
Hepinize Güzel Bir Gün Dilerim.                                                                                                  
Sağlık, Huzur, Keyif, Mutluluk ve Hayır; Hanelerinizi Bereketle Gönüllerinizi Neşe İle Doldursun.
 
Kararlarınızı Nasıl Alırsınız? Sıcak mı? Soğuk mu?
Karar almak sizin için zor mu? Yoksa kolay mı?
Bir gün içinde yüzlerce karar alıyoruz.
Çoğu anlık ve basit kararlar. Ne giyeceğimiz, ne yiyeceğimiz gibi.
Bunlar sonuçlarını bilebildiğimiz, sıradan ve pek fazla risk içermeyen kararlar.
Bazı kararlarımız ise hayati derecede önemli. Hangi okula gideyim? Hangi işe gireyim? Kiminle evleneyim? Gibi… Bunlar her birimizin hayatında uzun süreli etkisi olan, hayatımızı etkileyen yönlendiren önemli kararlardır.
 
KARAR VERMEK: Belirli bir amaç uğruna eldeki verilerin/şartların ışığında alternatiflerin arasından maksatlı olarak uygun seçimi yapmaktır.
Aslında, görünürde öyle olmasa da; karar verme işlevi iç içe planlamalar bütünüdür. Koordinasyon ve kontrol, operasyonunun organizasyonudur çok zaman.
Basit kararlar genellikle basit bir karar verme süreci gerektirir.
Ama zor kararlar genellikle aşağıdaki gibi konular içerebilir.
  • Belirsizlik Birçok gerçek, net bilinen olmayabilir.
  • Karmaşıklık Birbirine benzer çok faktör var olabilir. İyi düşünmek gerekir.
  • Yüksek riskli sonuçlar Kararınızın etkisi çok önemli olabilir.
  • Alternatifler Her sonuçtan farklı belirsizlikler çıkabilir.
  • Kişiler arası sorunlar Nasıl tepki vereceğini daha başka nasıl tahmin edebilirim?
  • Karar alma; konusu benim özel ilgimi çeken bir konu. Hem araştırma hem de danışma gerektirir. Kararın olmadığı yerde ne araştırmaya ne danışmaya gerek vardır.           İnsan karar alma performansını artırabilir mi? Daha etkin, daha etkili, daha iyi kararlar almak öğrenilebilecek bir şey midir? Karar alırken aklımız bir bilgisayar gibi mi çalışıyor yoksa sezgilerimizle ve duygularımızla mı karar alıyoruz? Hem aklımızı hem sezgilerimizi kullanıyorsak, bunlardan hangisi daha üstün? Hangisi daha güvenilir?
Aklımızın kullandığı iki ayrı sistem vardır.                                                                                                    
  • Mantıksal Düşünme Sistemi
  • Sezgisel Düşünme Sistemi
Rasyonel Karar Alma Modeli
Aklımız bu yöntemi izlediğinde aşağıdaki gibi işliyor.
  • Problemi tarif etmek: Bir karar almadan önce problemin, sorunun ne olduğunu iyi tarif etmek anlamak gerekiyor. Eğer sorunu iyi tanımlarsak, konu son derece berraklaşır ve doğru kararı almak kolaylaşır. Aksi takdirde hiç etkisi olmayan kararları alma tehlikemiz vardır. Genellikle insanın en çok yanıldığı konu, problemi tarif etme konusudur. 
Son zamanlarda şirketlerde rastladığım birçok sıkıntı, problemlerin yanlış tarif edilmesiyle ilgili sıkıntılar. Meselâ bir iş yerinde yaşanan verimsizliğin nedeni, iş tanımı yetersizliği veya organizasyon eksikliği gibi nedenlere bağlanırken esas sorun şirketin iş yapma biçiminden kaynaklanabiliyor. Veya tam tersi de olabiliyor.
Her iki şekilde de; bir şirkette iş tanımları ve organizasyon ne kadar iyileştirilirse iyileştirilsin, sorun çözülemiyor/aşılamıyor. 
Genellikle hepimiz sorunun kendisiyle değil belirtileriyle savaşmak gibi bir yanlışa sapıyoruz. Bu konuda en iyi bildiğimiz metafor (benzetme) bataklık/sivrisinek örneği olmasına rağmen çoğu kez sorunun kökeniyle değil belirtileriyle uğraşıyoruz. 
  • Hedefleri saptamak: Çoğu karar birden fazla amacı gerçekleştirmek için alınır. Mesela bir araba alacaksak; yakıt tasarrufu, konforu, can güvenliği, dış görünümü gibi birçok amacımızın gerçekleşmesini isteriz. Öncelikle hangi hedefe ulaşmak istediğimizi netleştirmemiz gerekir. 
  • Seçenekleri belirlemek: Bizi elde etmek istediğimiz sonuçlara götürecek değişik seçenekleri dikkate almamız gerekir. Meselâ bizim istediklerimizi gerçekleştirebilecek birden fazla araba markası varsa her birini değerlendirmeye almamız gerekir.
  • Her seçeneği elde etmek istediğimiz hedeflere göre değerlendirmek: Değerlendirmeye aldığımız her araba markasını, hedeflediğimiz amaçlar bakımından değerlendirmemiz gerekir. 
  • Sonuçları ve nelerden vazgeçeceğimizi belirlemek: Değerlendirmeye aldığımız seçenekler gerçekten bizi istediğimiz hedefe ulaştıracak mı? Bu seçeneklerden birinde karar kıldığımız zaman nelerden vazgeçeceğiz?Vazgeçtiklerimiz bizi ne kadar rahatsız edecek? Gerçekten söz konusu seçenek bizim için en uygun seçenek midir?  Mükemmeliyetçi insanların karar verirken en zorlandıkları yer burasıdır; çünkü onlar doğaları gereği, mükemmeli ararken, hiç bir şeyden vazgeçmek istemezler. Hepsini, en iyisini isterler. Arzu ederler ki bulacakları çözüm hiç bir unsuru dışlamasın! Oysa bir şeyi seçmek, bir başkasından vazgeçmek demektir; ama mükemmeliyetçiler hiçbir şeyden vazgeçmek istemezler. 
  • Belirsizlik ve risk: Karar gelecek için alınır. Gelecek ise belirsizdir ve herkesin belirsizliğe, riske karşı hassasiyeti farklıdır. Karar alırken, olayların arzu etmediğimiz bir şekilde gelişmesine karşı ne kadar tahammüllü olduğumuzu, buna ne kadar hazırlıklı olduğumuzu düşünmemiz gerekir.
  • Zincir kararlar: Bazen bugün bir karar almak, gelecekte bu karara bağlı başka kararları da almayı gerektirir. Dolayısıyla bugün karar alırken, gelecekte de zincirleme etkisini düşünerek karar almak gerekir. Rasyonel karar alma modeline göre, akılcı bir insan yukarıdaki aşamalardan geçip, nihai kararını alır ve bu karar kendisi için en iyi karar olur.
Kısaca her aldığınız karar ile bir kapıyı açarsınız ve içeri girersiniz. İçeride neler var ve neler olacak bilemezsiniz. İçeridekiler ve olacak olan her şey aldığınız kararın devamı olarak hayatınıza girer. Bu bazen iyi/başarı, bazen de kötü/başarısızlık getirebilir.
Takılmayıp devam etmek en iyisi olacaktır. Tüm başarısızlıklar en iyi ve önemli başarıların ana malzemesidir.
Kimse bizi kendimize sakladığımız bilgi/beceri, deneyim ve tarzla anmaz.
Eğer bu gün paylaşmazsanız; yarın da düne benzeyecektir.
Eğer hiç paylaşmazsanız çok ta önemli değil zaten.
Hissettiklerinizi söyleyin. Düşündüklerinizi yapın.
Ölüm yaşlanmakla değil; unutmak ve unutulmakla gelir.
Unutmadan/Unutulmadan; güzel olan her şeyi ve sevgiyi paylaşmak umudu/dileği ile.
SEVGİ VE SAYGILARIMLA 
HOŞÇA KALIN
Okumakta ve Okutmakta yarar var.
Gerisi Size Kalmış.
İyi Çalışmalar Herkese

İçinizdeki İnsanı İçinizde Gömdüğünüz Mezardan Çıkartın

MERHABA Değerli Meslektaşlarım & DOSTLARIM:
Hepinize Güzel Hayırlı Bir Cuma Dilerim.                                                                                                  
Sağlık, Huzur, Keyif, Mutluluk ve Hayır; Hanelerinizi Bereketle Gönüllerinizi Neşe İle Doldursun.
İçinizdeki İnsanı İçinizde Gömdüğünüz Mezardan Çıkartın Lütfen!
Onunda Yaşamaya, Sevmeye, Sevilmeye, Gülmeye İhtiyacı Var!
O da Sizden Farksız. Çünkü O da Bir İNSAN  
Bu aç gözlülük ve para hırsı ortamında, bir tek insanca duygu ya da görüşün lekelenmeden kalması olanaksızmıdır şuan ki dünyada sürdüğümüz yaşamda?...
Sizce bu ahlak çöküntüsüne bir çözüm gelecek mi?
Dur denilir mi bu gidişe? Gittiği/Gideceği varacağı bir durak varmıdır bu gidişin/hallerin?
Türkiye turizm tarihinde otel genel müdürlüğünün tavan yaptığı en popüler dönemi yaşıyoruz. Otel müdürü olabilmenin iki yolu var, ya otel kiralamak işletmeci olmak, yada otelin sahibi olmak gerekiyor günümüzde. Profesyonellik değil para sermayesi gerekiyor bu işi icra edebilmeniz için. Kısaca paranız var işiniz var. Yoksa kendinize başka iş bulun.
Bu kumdan kalelerin kralları insafa gelir bu iş/işleyiş profesyonel şartlara tekrar geri dönermi? Bu iş adam olur mu? Çocuklarımızı büyütür mü? Karın doyurur mu?
Yoksa sizlerde böyle gelmiş böyle gidecek korkarım vallah mı diyeceksiniz?
 
Ya da: Telgrafın tellerine kuşlar mı konar/insan sevdiğine böyle mi yanar.
İnsandır bu hem kanar, hem de yanar be kardeşim. 
Gün gelir telgrafın tellerine kuşlar da konar, gün gelir insan sevdiğine böyle de yanar. Kaybettiklerine de yanar/kavrulur işte. İnsandır nihayetinde.
İnsanların içini boşaltırsanız, onları yalnız, mutsuz, umutsuz, ruhsuz, dostsuz, yalnız bırakırsanız; içi boş tüketim manyağı yaparsanız, bunalımlı tek tip insan haline getirirseniz olacak olan bu. Ama nereye kadar, ne zamana kadar gider ve sonu ne olur?
 
İnsanların tüm değerlerini elinden alıp içini boşaltarak, o boşluğa sadece tüketimi/cinselliği ve çabucak olmayı, kaynamadan taşmayı öğrettiler ve bıraktılar.
Baktığınızda herkesin kutusu janjanlı süslü, güzel kurdeleler ile kaplı, bu kutuların içi neden hiç merak edilmez? Bir gün açılması gerekirse bu kutulardan çıkacak sürprizler sizce en çok kimi şaşırtır?  Hatta gerçekten şaşırtır mı sice?
Hayatlar/kişilikler bir kağıt parçası ile mi ölçülür?
Salt tüketim/cinsellik ve süreci gelmeden hak etmeden oluşan kariyer/kazanç insanların ne işine yarar, ne zamana kadar?
Bu işin sonunda ki hüsran daha çok insanın canını yakacağa benziyor.
Umarım el ve yön değiştiren para sermayesinin sahiplerinin bu taktikleri fossmodern teorileri gibi kısa ömürlü olur da binlerce insan evladının işi, emeği/ekmeği ve çoluk/çocuğunun geleceği aydınlık bir yön/yol bulur….!
 
Yoksa insanların garip ve psikolojik bir arayış olarak, hayal dünyasında kurguladıkları beklentiler gün geçtikçe daha da büyüyerek; totoları, lotoları, astrofalları, tarikatları, futbolları, televoleleri, paparazzileri, sosyete hayatları, uzatmalı aşkları, tüketim artıkları, hayasızca üretim organları, reklamları, kısa yoldan mülkiyetleri, kendilerinden menkul kariyerleri, gelmişleri - geçmişleri, çürümüş, kokuşmuş her şeyleriyle hayat daha da çekilmez bir hal alacağa benzer.
Kap - it - al - izm bu: itiş kakış hengamesinde anasını bile satar!
Her şey meta, her şey satılık!
Ama insan yok, kişilik yok, ahlak yok.
İnsansız, kişiliksiz, ahlaksız bir sistemde kim, ne kadar kendisi olabilir, kim ne kadar insan olabilir ki?
İnsansız bir sistem neye yarar ki?
Robotlar çağını mı yaşıyoruz!
Durmadan klonlanan tek tip insanların yalnız, mutsuz, umutsuz, bunalımlı, depresif ve nevrotik fossmodern yaşantısı!
İnsani değerlerini soyunmuş, içi boşaltılmış, cinsel organından başka elinde hiçbir şey kalmamış, cinsi/cibilliyeti olmayan yapayalnız insanlar yığını.
Hayat bu mu şimdi?
Yaşamak bu mu? Paylaşmak, el uzatmak, insan olmak bu mu?
Mutsuzluğun kaynağını, ebenizin damını hala mı görmüyorsunuz?
Akıyor su alıyor. Ne zaman göreceksiniz?
Ne zaman birlik/dirliktir çatısının altında buluşacağız?
Bunu gerçekleştiremediğimiz sürece; o zaman canlı cesetler olarak yaşamaya devam ederiz! Bu gün bana, yarın sıra kimdeyse ona, elbet bir gün sıra size de gelecektir.
Çok ta zamanınız yok her şeye hazırlıklı olun.
Hayat buysa eğer, buyurun yaşayın, bu boktan hayat sizin olsun.
Yaşayan ölülersiniz, yaşamıyorsunuz!
O zaman sağırlar, körler ve dilsizler özerk cumhuriyetinin mağrur ve mağlup hep ama hep mutluluk yanılsamasıyla malul ve mamul olan zavallı robotinsanlarısınız.
 
İç dünyanızın/ruhunuzun derinliklerindeki kendinizi, özünüzü arayın, orada can çekişen insanı bulun. Kalmıştır orada bir şeyler iyi bakın, onun o kimsesiz ellerinden tutarak, o karanlık ve daracık hücreden sevgiyle, şefkatle çıkarın.
Yani içinizdeki insanı içinizdeki mezardan çıkarın. Bırakın nefes alsın, yaşasın.
Onunla ve çevrenizdekiler ile konuşun, barışın, iletişim kurun işte o zaman kendinizi bularak, insanların içine girer ve doğal bir hayat yaşarsınız.
Yoksa sustukça kendinizden uzaklaşır, yavaş, yavaş yok olur ölürsünüz.
Her ne kadar konuşan sevilmese de siz konuşun, konuşmaya, anlatmaya devam edin.
 
Sıradanlığın sığ koylarında güvenlikte olmayı, sıra dışı olmanın belirsizliğine tercih edenler ile kurallara ve şartlara olabildiğince ayak uydurmaya çalışanlar, olabildiğince normal görünüp yerinde kalabilmek için çırpınıp duranlar, değerlerinden ödün vermeden ayakta kalmaya/yaşamaya çalışanlar için anormallik zaten cüzamlı bir cehennemdir.
Böyle bir ortamda cinnetle cennet arasında cinayetler vardır!
Bazı insanlar sığlığın sığınaklarında kafataslarının içindeki büzüşmüş et parçasının turşusunu kurar kimse ile hiçbir şeyi paylaşmaz bildiğini zannettikleri çok şeyi de kendileri ile birlikte götürürler/öldürürler.
Umarım kör gözlerinizden, pas tutmuş beyninizden, kirlenen yüreklerinizden gurur duyuyorsunuzdur. Size uzanan ellerin, onursuz, kişiliksiz hayatlarınızda ne şekilde değer bulduğunu anlar ve insanlığınızı anımsarsınız.
Birileri ya da bir şeyler hakkında söz söylemek için trenin tünelin içinden geçtiği gibi içinden geçmek gerektir. Her şeyin bir bedeli vardır bu yaşamda.
Hocanın da dediği gibi eşekten düşen gelsin yanıma.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar, lütfen siz kendi adınızı kendiniz koyun böylesi daha doğru olacaktır.
 
Değerli dostlar siz biraz konu ile ilgili düşünüp örnekleri çoğalta durun, izninizle ben geceye uygun bir müzik ve şarap açayım. Uzunca bir zamandır da yazmadım ya bitirmek gelmiyor içimden Pencereme yapışan gecenin yalnızlığı ve karanlığı ile gökyüzündeki yıldız sağanağı, yanında biraz kanatları ıslanmış Edith Piaf müziği doldurdu ortamı Bayaa kalabalık olduk bir anda.
Ne güzel bir gece... oldu ama?
 
Aaaaaaa; ama siz hala bu tarzda/bu pisikolojide yazdığım bu makalenin bıraktığı garip ve şaşırtıcı etkisinin içerisindesiniz galiba.
Hadi oturup biraz yazayım rahatlayayım, sakinleşeyim dedim bu gün içimden bunlar geldi. En iyisi sizde benim gibi gökyüzüne bakın. Gece de olsa, gündüz de olsa sık, sık gökyüzüne bakın; az da olsa rahatladığınızı göreceksiniz. Ayı, yıldızları, güneşi, bulutları, kısacası gökyüzünü ihmal etmeyin. İhmal ettikçe kendinizi ihmal edersiniz!
Geceyi, gökyüzünü, şiiri, müziği, insanı ihmal etmeyin.
Ettiyseniz yeniden iletişim ve ilişki kurun.
Hayat hızla akıp gidiyor, kaçırmayın, hayatı yaşayın, kendinizi yaşayın.
Gözlerinize, yüreğinize, beyninize hak edilmemiş hiçbir şeyi sokmayın; aksi halde yalnızlık, mutsuzluk, hayal kırıklığı, öfke vs. şeyler çöreklenir o mevzilere.
Sevinci de, coşkuyu da, mutluluğu da, hüznü, acıyı, yalnızlığı, gözyaşını da hak edin, hak ederek yaşayın. Hayatı hak edin! Kendinizi hak edin! Artılarınızla, eksilerinizle, doğrularınızla, yanlışlarınızla kendinizi hak edin, kendinizi kabul edin, kendinizi sevin. İçinizdeki çocuğu (o hapsettiğiniz labirent’te) bulup ortaya çıkarın, o çocuk olun!          O zaman kendiniz olacak ve kendinizi ve başkalarını daha bir başka gözle görüp, daha içten ve dürüstçe seveceksiniz. Her şeyinizle kendinize sahip çıkın! 
Unutmayın ki, her yenilgi bir yeniliğe açılan kapıdır; her zafer bir yenilgiden doğar! 
 
Boş çuvallar ayakta duramaz! 
Boş çuvalları kimse ayakta tutamaz! Farkınız ile bir gün fark edilir ve farkı yaratırsınız.
Her şey gönlünüzce olsun.
 
Kimse bizi kendimize sakladığımız bilgi/beceri, deneyim ve tarzla anmaz.
Eğer bu gün paylaşmazsanız; yarın da düne benzeyecektir.
Eğer hiç paylaşmazsanız çok ta önemli değil zaten.
Hissettiklerinizi söyleyin. Düşündüklerinizi yapın.
Ölüm yaşlanmakla değil; unutmak ve unutulmakla gelir.
Unutmadan/Unutulmadan; güzel olan her şeyi ve sevgiyi paylaşmak umudu/dileği ile.
 
SEVGİ VE SAYGILARIMLA 
HOŞÇA KALIN
Okumakta ve Okutmakta yarar var.
Gerisi Size Kalmış.
İyi Çalışmalar Herkese

GÜNE GÜLÜMSEYEREK BAŞLAMAK GEREK

MERHABA Değerli Meslektaşlarım & DOSTLARIM:
Gününüzün bir papatya sadeliğinde, beyazlığında ve güzelliğinde geçmesini diliyorum,,, Herkese sağlıklı, mutlu, bereketli ve güzel bir hafta'nın başlangıcını dilerim..
 
GÜNE GÜLÜMSEYEREK BAŞLAMAK GEREK
Güne nasıl başlarsanız bütün gününüz öyle geçecektir.
O yüzden güne moralle başlamak çok önemlidir. 
Birçok insan homur, homur yataktan kalkar ve bütün gün de o homurtularıyla kendisini olduğu kadar çevresini de rahatsız eder.
Yatakta gözünüzü açtığınız andan itibaren günü yapılandırmak sizin elinizde. 
Mutlu, başarılı, insan ilişkilerinde doyurucu bir güne merhaba demek için bazı yöntemleri yaşama geçirmeniz gerekiyor.
İşte mutlu bir gün için size bazı önemli sırlar:
  • Sabah henüz yataktan kalkmadan (uyandığınız an) dudaklarınıza bir gülümseme gönderin.
  • Her gün kendiniz için olumlu onaylamalarla uyanmayı alışkanlık haline getirmeyegayret gösterin. Örneğin: “Bugünüm aydın olsun. Bugün evrenin bana vereceği tüm güzel mucizeleri kabul ediyorum.”
  • Pencerenin önüne gelin ve dışarıya (doğaya bakarak) nefes alıp vermeye başlayın. Bu nefes egzersizlerini, nefesinizi izleyerek gerçekleştirin. Bunu birkaç kez tekrarlayın.
  • Sabahleyin eğer kendinizi çok ağır ve hareket edemeyecek kadar yorgun hissediyorsanız mutlaka egzersizle başlayın güne. Ya da enerjinizi sağlamak için bol vitaminli bir kahvaltı hazırlayın. Güne enerjik başlarsanız bütün gün öyle geçer. Bunu için şu sözü aklınızdan geçirin. Hiç kimse içindeki coşkuyu kaybetmiş bir insan kadar yaşlı olamaz!
  • Beş veya on dakika denizi ya da yeşil bir alanı seyredin. Bu ortamda varlığınızı fark edin. Sahip olduklarınız için evrene (Örneğin sevdiğiniz işte çalıştığınız için ya da sağlıklı olduğunuzdan dolayı) teşekkür edin.
  • Her şeyle ama her şeyle bağ kurmaya çalışın; çiçekle, ağaçla, hayvanlarla, cansız varlıklarla... Onlarla aranızdaki bağ günü mutlu geçirmeniz için size enerji sağlayacaktır. Örneğin işe giderken yolunuzun kenarındaki çiçekleri mutlaka “görün” varlıklarından dolayı mutlu olduğunuzu düşünün. Çiçeklerle kurulan bağ çok önemlidir. Yaşam bize bizim ona sunduğumuz kadar artı (+) veya eksi (-) frekans sunar.
  • Her gün birisi ya da bir şey için iyi olduğuna inandığınız bir davranışta bulunun. Örneğin “Seni seviyorum.” deyin ya da ona çiçek alın. İhtiyacı olan birine iyilik yapın. Ancak asla “Ben yaptım”, “Ben gittim!”, “Ben hallettim!” gibi sözleri kullanmayın.
  • Sabahleyin evde ve işte karşılaştığınız insanlara gülümsemeye çalışın. Bu sizin için zorsa kendinizi zorlayın. Çünkü bedenin de buna ihtiyacı var. Gülümsediğiniz zaman kendinizi daha iyi hissedeceğinizi biliyor musunuz? Ancak gülümsemenize canlılık katın, gözlerinizle de gülümsemeye çalışın. Bunun aksine kaşlarınızı çattığınız zaman da olumsuz duygularla örülü bir çemberin bedeninizi saracağını. “Bugün mutluyum.” deyin. Mutluymuş gibi davranırsanız mutlu olmanızı sağlayacak ruhsal durumu davet eder ve bunun sonunda gerçekten mutlu olursunuz.
  • Okuduğunuz gazeteyi düşünün. Olumsuz haberlere içiniz kararmıyor mu? Sabah ilk karşılaştığınız insanlara yönelik olarak kendinizle ilgili “olumlu haberler” yayınlayın! Unutmayın, iş yerinizde ve çevrenizdeki insanlar bu “haberlere” göre sizin hakkınızda fikir sahibi olacaktır. Örneğin “Bugün kendimi harika hissediyorum.” deyin. Her firsatta bunu tekrarlayın. Kendinizi gerçekten iyi hissetmeye başladığınızı göreceksiniz.
  • Günün kötü geçeceğine dair bir düşünce zihninizde belirdiyse bunu derhal uzaklaştırın düşüncelerinizden. Örneğin “İşe gidiyorum, müdürümün o berbat yüzünü göreceğim yine.” diye düşünmek yerine, “İyi ki bir işim var, sorunlarımı paylaşacağım bir iş arkadaşına sahibim.” diye düşünün. Uzmanlar, bu tür olumlu sözlerin yolda yürürken ya da gün boyunca dönem, dönem tekrarlanmasını öneriyorlar.
  • İşinizde veya çevrenizdeki insanlara daha farklı bakmayı deneyin. Örneğin insanlara “değer katmayı düşündünüz mü? “Yardımcılarımın değerine değer katmak için ne yapabilirim?” diye kafa yorun. Onların daha verimli olmalarını sağlamak için ne yapabileceğinizi düşünün. Unutmayın bir insanın iyi yanını ortaya çıkarmak için önce onun en iyi yanını hayalinizde canlandırmaya çalışın.
  • Eğer zorlu bir günü başlayacaksanız (Önemli toplantı, sınav veya konuk ağırlama gibi) hayal gücünüzü devreye sokun. İmgelemeniz, bedeninizin davranışlarını inanılmaz ölçüde belirler. Kendinizi zihninizin gözüyle resmedin. O gün, nasıl olmak ve nasıl görünmek istiyorsanız öyle olun. “Güçlü, güvenli ve dinlenmiş...” Bu olumlu imgenizin nasıl eksiksiz gerçekleştiğine siz bile inanamayacaksınız. Eğer günlük işleri iyi gidiyormuş gibi zihnimizde canlandırırsak işler inanın ki iyi gidecektir !
  • Kendinizi sevmiyorsanız o gününüz iyi geçmeyecektir. Kendinizden nefret etmekten vazgeçin. Kendinizi küçük görmeyi bırakın. Kollarınız kendinize dolayıp, “Her şeyin güzel, saçların, dökülüyor olabilir ama sahip olduğum tek şey sensin.” deyin. İnsan zayıf yanlarıyla da insandır. Güçsüzlüklerinizle barış yaptığınız zaman her şey daha kolaylaşacaktır.
 
İYİ DÜŞÜNELİM HER ŞEY İYİ OLSUN
 
Kimse bizi kendimize sakladığımız bilgi/beceri, deneyim ve tarzla anmaz.
Eğer bu gün paylaşmazsanız; yarın da düne benzeyecektir.
Eğer hiç paylaşmazsanız çok ta önemli değil zaten.
Hissettiklerinizi söyleyin. Düşündüklerinizi yapın.
Ölüm yaşlanmakla değil; unutmak ve unutulmakla gelir.
Unutmadan/Unutulmadan; güzel olan her şeyi ve sevgiyi paylaşmak umudu/dileği ile.
 
SEVGİ VE SAYGILARIMLA 
HOŞÇA KALIN
Okumakta ve