Avni Aker

POYD ve Kaya AYNAR

Bu yıl otelcilik mesleğinin duayeni, hepimizin önderi, saygıdeğer meslektaşımız, ustamız Sevgili Kaya AYNAR’ ı kaybedişimizin birinci yıldönümü…
Kendi sağlık sorunlarıyla uğraştığı dönemde bile neşesini kaybetmeyen, büyük – küçük herkesle sohbet etmekten zevk alan, kimi zaman bizlere, sevdiği yakın dostlarına takılan Kaya Ağabeyimizi, büyük ustamızı kaybetmenin acısını hala taşıyoruz. 
Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD)’ nin kuruluş günlerine döndüğümüzde onun heyecanını, canla başla çalışmasını unutmak mümkün değil. 
Yeni bir girişimin oluşması için kendi heyecanına bizleri de ortak etmesini çok iyi başarırdı. Elimizde olmadan onun sözlerinden, deneyimlerinden etkilenir, aynı heyecanı hisseder, böyle bir ustamız büyüğümüz olduğu için gurur duyardık. 
Yusuf HACISÜLEYMAN, 12 Aralık 1991 tarihinde ALDA Tatil Köyü’ nde otel yöneticilerinin bir dernek çatısı altında toplanmasını isteyen meslektaşlarımızdan, 10 – 12 kişilik bir grubu davet ettiğinde, toplantıya ilk gelen her zamanki gibi Kaya Bey olmuştu. Daha önce İstanbul’ da da bu doğrultuda bir girişimin önderliği, oradaki otel yöneticileri tarafından Kaya Bey’ den istenilmiş, o da her zamanki mütevazı tavrı ile, “ Ben Antalya’ da çalışıyorum. İstanbul’ a gidip gelmem zor olabilir.” demesine rağmen, meslektaşlarımız onun bu görevi üstlenmesini istemişlerdi. İşte Antalya’ da da böyle bir girişimde ilk olarak Kaya Bey’ i aramızda görmekten büyük bir mutluluk ve heyecan duymuştuk. 
POYD’ un kuruluş aşamasında, Aralık  1991 ile 23 Mart 1992 tarihleri arasında gerek Kemer yöresinde gerekse Antalya’ da yapılan toplantılarda Kaya Bey en büyük desteği bize verdi. Dünya’ daki otelcilik teknolojisindeki gelişmeleri ve otelcilik meslek kuruluşlarının  çalışmaları hakkında sürekli olarak  bizleri bilgilendirirdi. 
Derneğimizin kuruluş aşamasında, Kimeros Tatil Köyü’ nün Genel Müdürlüğü’ nü yapıyordu. Ona rağmen Antalya Kent Merkezi’ nde yaptığımız toplantılara herkesten önce ilk gelen o oluyor, kendi heyecanını bizlere de yansıtıyordu. 
Onunla POYD veye SKAL toplantılarına gitmek de bir başka değer taşıyordu. Otel veya tatil köyünün bahçe kapısında bizleri karşılayan güvenlik görevlilerine, “ Turizm Bakanlığı’ ndan geliyoruz, Genel Müdürünüz’e haber verin !”  derdi. Görevlilerin şaşkın bakışları sırasında, onların isimlerini sorar, onlara takılır, tavırlarını beğendiğini, Genel Müdür’e aktaracağını söylerdi. Tabii, uzun bir aradan sonra yine aynı işletmeye gittiğimizde herkes onu ismiyle tanır, hatırını sorardı. 
Küçük, büyük demeden her otel çalışanı ile ilgilenir, görevini sorar, eğer tavırlarını beğenirse iltifat eder, şakalar yapar, onları onurlandırırdı. 
Kısacası, insan sevgisi ile dolu, her fırsatta karşısındakileri etkileyen, onlarla ilgilenen, onların otelcilik mesleğini ve insan ilişkilerini sevmesine yol açan bir yaklaşımı vardı. 
Yapılan çeşitli toplantılarda otelcilik mesleğinin yüceliğini, toplumdaki yerini, bir otel yöneticisinin nasıl olması gerektiğini büyük bir ustalıkla açıklar, genç meslektaşlarımıza yol gösterirdi. 
POYD olarak, 1999 yılı Kasım ayında Antalya’ da ve Alanya’ da departman yöneticilerine yönelik olarak başlattığımız “ Yönetimde Profesyonelliğin Önemi” konulu, tam gün süreli eğitim programlarının hazırlıkları sırasındaki titizliği, hazırladığı görsel malzeme ve iş  yaşamından sanki o anı yaşıyormuşcasına, çok doğal bir üslupla aktardığı anekdotlar salondaki katılımcıları da büyülüyordu. Kaya Bey, Antalya ve Alanya’ daki seminerlerde o dönemin Yönetim Kurulu Başkanı Türgen Şevki BULUT ve Genel Sekreter Avni AKER ile 1997 yılında Almanya’ da kalp transplantasyonu geçirmesine rağmen dinç ve dinamik hareketleriyle herkesi etkiliyordu.
POYD’ un genişlemesi, ülke turizminde öncü ve önder bir kuruluş olması için büyük özveri ile gayret eden Kaya Ağabeyimiz’ i sektör mensupları hiçbir zaman unutmayacaktır. 
2002 yılı Nisan ayında, Turizm Bakanlığı tarafından Ankara’ da düzenlenen İkinci Turizm Şurası’ na  katıldığımızda, Ankara Hilton Oteli’ ni gezmiş, orada kalan bir Amerikalı’ dan Kuşadası’ na Yunanistan’ dan gelen gemiler ile orada Türkiye hakkında söylenenleri ve  duyduklarını büyük bir heyecanla kaleme almış ve bu mektubu Turizm Bakanı’ na aynı gün vermişti. Bir ay sonra Bakanlıkdan aldığımız bir yazıda Kaya Bey tarafından yapılan uyarılara teşekkür ediliyor ve Kuşadası Limanı’ ndaki yeni düzenlemeler hakkında bilgi veriliyordu. Buna bizler de çok sevindik, ama o hepimizden çok sevinmişti, çünkü “ sorunların üstüne gitmek ve onlara çözümler araştırmak ve bulmak biz yöneticilerin işidir” derdi. 
Sevgili Kaya Ağabeyimiz, seni tanımış olduğumuz, seninle birlikte bir çok güzellikleri paylaştığımız,  ustamız olarak bize öğrettikleriniz için tüm otelcilik sektörü çalışanları adına teşekkür ediyoruz. Derneğimizin kuruluş tarihine rastlayan vefatını, derneğimize olan bağlılığını, otelcilik mesleğine olan sevgisini ve turizm sektörüne olan katkılarını hiçbir zaman unutmayacağız. Nur içinde yat…
Sevgilerimizle...

Özgür SARIBAŞ, Avni Aker ile turizmi konuştu.

Özgür SARIBAŞ, Avni Aker ile turizmi konuştu.
.
15.07.2011 Timeturkey.net 
 
Time Turkey Antalya Editörü, Özgür SARIBAŞ´tan, Turizm sektörünün önemli isimlerinden, sayın Avni Aker ile samimi söyleyişi.
 
 
 
HANIMEFENDİLER VE BEYEFENDİLERE HİZMET EDEN, HANIMEFENDİ VE BEYEFENDİLER ‘’
 
Hem tecrübesi, hem de eğitimci yönü ile yazımda hocam olarak da değineceğim Sayın Avni Aker ile birlikteydim. Kendi adıma çok değerli edinimler çıkardığımı söyleyebileceğim görüşmeden; sektörel bazda yeni fikirlere ve görüşlere yol açacak tecrübeyle sıvanmış değerli bilgileri sizlerle paylaşacağım.
 
Öncelikle Avni Aker’i tanıyalım;
 
Kendinizi bize kısaca tanıtabilir misiniz ?
 
1946 yılında Trabzon’da doğdum. Adını gururla taşıdığım dedem Hüseyin Avni AKER (1889-1944) Trabzon’da öğretmen okulunu bitirip, daha sonra İstanbul’da Çapa Öğretmen Okulu’nda, Beden Eğitimi Öğretmenliği eğitimi almış. Trabzon’ a büyük hizmetleri bulunan bir spor gönüllüsü. Trabzon Lisesi’nin ilk beden eğitimi öğretmeni, aynı zamanda Beden Terbiyesi İl Müdürü. Trabzon’da kulüpler kurulmasına öncülük etmiş. Birçok gencin çeşitli spor dallarında yetişmesinde emeği var. Trabzon’a futbol sahasını kazandırmış, o dönemde sporla ilgili her etkinliği düzenlemiş bir kişi. Yıllar sonra, 1980’de arkadaşları ve öğrencileri stadyuma onun isminin verilmesini sağladılar.
 
Turizm Sektörüne başlangıç hikayenizden söz eder misiniz ?
 
İstanbul’da Avusturya Lisesi’nde okudum, orada Almanca ve İngilizce öğrendim. Yaz aylarında öğrendiğim yabancı dilleri geliştirmek için arkadaşlarımla araştırmalara yöneldik. Turizm sektörüne ilk atılışım 1963 yılında, 17 yaşındayken, Ataoğlu Seyahat Acentası ile başlıyor. Daha sonra Türkiye Milli Talebe Federasyonu’nda, yabancı dil bilgisi ve genel kültür ağırlıklı,  sınavda başarılı oldum. Kursa devam ettim,  Amatör Öğrenci-Gençlik Rehberi oldum.
 
Ankara Caddesi’nde eski Hürriyet Matbaası’nın karşısındaki binada turizme adım attım.  TMTF binasının giriş katında, turizm biriminde görev yaptığım yıllarda yurtdışından gelen öğrenci ve gençlere danışma ve gezi hizmetleri veriyorduk. Orada iki yazl görev yaptım. Deneyimli abi ve ablalarımızdan turizme, rehberliğe, seyahat ve gezi organizasyonuna ilişkin hemen hemen her şeyi öğrendim.  !966 yılında, 11.TMTF Uluslararası Gençlik Festivali’nde görev aldım. Alman Gençlik Senfoni Orkestrası’nın Anadolu konserlerinde rehberliklerini yaptım. Federasyon’un Ankara ofisinde de bir dönem turizm bölümünde görev yaptıktan sonra, 1967 yılında İstanbul’da yeni açılmış olan Tecmen ailesine ait Kalyon Otelİ Restoranı’nda kasiyer olarak ilk profesyonel işime başladım. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi sınavını kazanarak derslere devam ederken, otelde de çalışmalarım sürüyordu. İktisat Fakültesi’nde çok değerli hocalarımız oldu. Onlar sayesinde iş yaşamımda zorlukların üstesinden gelebildim. Onların derslerde verdikleri örnekler ve anlattıkları benim iş yaşamıma yön verdi. İlk sömestrede Sosyoloji dersinde hocamız, Doç.Dr. Cavit Orhan Tütengil’in bir araştırma yapma ödevi verince, “Şile’de Turizmin sosyolojik ve ekonomik hayata etkileri üzerine” bir araştırma yaptım. Bu ödev bana araştırma konusunda farklı bir deneyim kazandırdı.  “Daha sonra Kalyon Oteli’nde Resepsiyonist olarak çalıştım. 1971 yılında İstanbul Üniversitesi’nde çıkan olaylar nedeniyle eğitim durunca, Ege Bölgesini gezdim, Kuşadası, Bodrum’a ve Marmaris’e gittim. 1972 yılında ise Turizm Bankası’nın Marmaris Tatil Köyü’nde resepsiyon şefi olarak göreve başladım.  Temmuz ayında, 26 yaşında İşletme Müdür Yardımcılığına atandım.
 
Kışın Tatil Köyü’nün kapalı olduğu dönemi de değerlendirip, konaklayanların kayıt kartlarını incelemeye başladım. Misafirlerin hangi kentlerden geldikleri, meslekleri, eğitim düzeyleri  gibi, sınıflamalara tabi tutarak  istatistiki bilgiler çıkardım. İşletme Müdürüm Hayret (Türel) Bey’le birlikte bu verileri inceledik, değerlendirdik. Bizde kalan misafirler içinde bankacıların yoğun olduğunu görünce, İstanbul’daki bazı bankaların müdürlerine gidip, işletmemizi tanıtmaya karar verdik. Bu tanıtımlar kısa sürede meyvesini verdi. Bize gelen banka çalışanları diğer illerdeki, hatta başka bankalardaki personeli de Tatil Köyümüze yönlendirmeye başladı. Böylece, pazarlama ve satış işlerini de yaşayarak öğrenmeye başladım.
 
Eğitimcilik yönünden bahsetmeye başladığımız Avni Aker ile bundan sonraki konuşmalarımızı söyleşi havasında geçirdik, Eğitim denilince bir başka havaya bürünen sayın Hocamdan Antalya’da turizm eğitiminin başlangıcı hakkında çok değerli bilgiler edindim;
 
1980 – 1982 li yıllarda ILO’nun (Uluslar arası Çalışma Örgütü) Turizm Otelcilik Uzmanı olan Mario Di Mauro Ankara’da Turizm Bakanlığı’nda görev yapmaktaydı, zaman zaman Antalya’ya gelip, Güney Antalya Turizm Geliştirme Projesinde çalışıyor, TUREM’lerde kursiyerlere konferanslar veriyordu.  Avni Aker ise Mario Dİ Mauro nun  mütercimliğini yapıyordu. Mario Dİ Mauro metni, sunumları hazırlıyor bir gün önceden Avni Aker ile birlikte gözden geçiriyorlar, eğitim hazırlıklarını yapıyorlardı.
 
Avni Aker, sunum nasıl hazırlanır, yazı karakterleri nasıl seçilir, renkler, konuya ilişkin fıkralar, karikatürler nasıl seçilir, gerekli çizimler nasıl hazırlanır vb. önemli detayları bu aşamada öğrendiğini söylüyor ve sözlerine şöyle devam ediyordu;
 
O dönemde Antalyada; TUREM (Turizm Eğitim Merkezi), Antalya Ticaret Lisesi ve Sosyal Bilimler Yüksekokul olmak üzere sadece 3 adet  sektörel eğitim alınabilecek okul vardı.  Talya Oteli tek 5 Yıldızlı oteldi ve Genel Müdürü o sırada Günaç Gürkaynak abimizdi. Bir gün görüşmemizde “Ankara’dan gelen böyle bir italyan uzman var, Romanya da, Irak’ta ve Kıbrıs’ta 3 otelcilik okulu açmış”,  ondan sektör mensuplarına yönelik eğitim alınabileceğini söyledim. Günaç Bey, Talya Oteli’nde  uygun bir salon olmadığını, sadece 30-40 kişi alabilecek bir TV salonu olduğunu söyledi.   Cumartesi günü öğleden sonraydı.  Söyleşinin konusu, turizm sektöründe gelişim ile otelcilik mimarisi hAntalya’da turizm sektörü ve mimarlara yönelik bu alanda gerçekleştirilen ilk eğitim yaklaşık 30 kişilik bir televizyon salonunda yapıldı.akkında yapılan bir programdı. Bu söyleşiye 25 kişi katıldı.
 
İşte yaklaşık 90-100 metrekare bir Televizyon Odası’nda sektörel fayda yaratma çabalarıyla başlayan hocamın eğitim aşkı yüzlerce kişilik salonlara kadar yayıldı. Tekrar o günlere dönerek Hocamdan eğitim sonrası etki ve tepkileri almak istedim;
 
Avni Aker;
 
“Söyleşi oldukça faydalı oldu ki İtalyan Uzman, Otel Genel Müdürü ve ben  toplantı  sonrası bir araya geldik ve bir değerlendirme yaptık. Sonuç olarak bu söyleşileri, eğitimleri tekrarlamaya karar verdik. Sonraki dönemlerde Talya Otelİ’nin alt katında yapılan ve hizmete giren “Divan” isimli yeni bir salonda daha geniş kitlelere yönelik programlar, toplantılar yapılmaya başlandı. Buradaki söyleşilere Sosyal Bilimler Yüksekokulu’nun Turizm Bölümü öğrencileri ve hocaları davet edilmeye başlandı. Bu programlarda Otelcilik Mesleği üzerine verilen bilgiler, eğitimler çok faydalı oldu.
 
Okulun Kurucu Müdürü Enis Erdem Ece idi. 1982 yılında Enis Hoca beni aradı, okulda otelcilik ve turizmle ilgili derslere girmemi istedi. İşimizin çok, vaktimizin de az olduğu bir dönemde böyle bir teklif gelmişti ! O dönemlerde Turizm Bankası çalışanıydım ve yoğun programımdan dolayı kabul edemedim. Okul Müdürü proje başkanımız ile görüşmüş, ilk yıl onun onayını da alamadı. Ama bir yıl sonra Enis Hoca’nın çabaları ile onay çıktı ve cumartesi günleri ders vermemin uygun olacağı söylendi.  O dönemde cumartesi günleri de MYO’da ders yapılıyor, benim gibi sektör mensupları derslere giriyordu. Okulda görüşmeye gidip, peki hocam ne dersi vereceğim dediğimde, Enis Bey’in “Hocam sınıfa gir konuş yeter !” diyerek, bana olan güvenini belirtmesi, beni biraz daha cesaretlendirdi. O dönemde Yüksek Okul Müdür Yardımcısı olan Cahit (Çalık) Bey ile birlikte programı inceledik ve ilk sömestrede Seyahat Acentası işletmeciliği dersini vermem gerektiği söyledi.  Sonraki sömestrede ise Turizm Politikası ve Planlaması ile Turizm Hukuku dersleri için de hazırlanmamı önerdi.
 
Ders için araştırmalar yapmaya başladım, Antalya’daki acentacı dostlarımı ziyaret edip en son gelişmeler hakkında bilgi almaya başladım. Bir taraftan da ders notlarımı hazırladım, daktilo ettim, öğrencilere verdim, kendileri fotokopi çektirdiler. MYO Müdürümüz öğrencilere ders notu verdiğimi duymuş, “Ders notlarını ver biz fotokopi olarak basalım, Okul olarak öğrencilere dağıtalım”, dedi.  Bu şekilde, fotokopi yöntemiyle de olsa ders notlarım kitapçık haline gelmişti.
 
 O dönemde Türkçe olarak Seyahat Acentası İşletmeciliği kitabı henüz yazılmamıştı, İzmir’de Egetur Seyahat Acentası’nın sahibi de olan, Doç.Dr.Ergun Göksan’ın “Turizmoloji” kitabında seyahat acentalığı ile ilgili bazı bilgiler vardı. Dersin içeriğini sektördeki TMTF ve otelcilikteki mevcut deneyimlerim ve sözünü ettiğim kitaptaki bilgileri değerlendirerek hazırladım. Türkiye’de Seyahat Acentalığı konusunda ilk kapsamlı kitap, Prof Dr. Necdet Hacıoğlu tarafından yazılmıştır. Çok değerli bir eğitimci olan Sayın Hacıoğlu, aynı zamanda Türkiye’de Turizm Uzmanlığından gelen ilk Rektör’dür. Kendisi Balıkesir Üniversitesi Rektörü olarak görev yapmıştır.
 
Avni Aker, 1987 yılında TUGEV tarafından işletilmeye alınan, Antalya Kemer OTEM’in (Otelcilik ve Turizm Eğitim Merkezi) açılışını ve müdürlüğünü yapar. Turizm Bakanlığı aracılığı ile Almanya’dan gelen meslek dersleri öğretmenleri bu kurslarda Türk meslekdaşları ile birlikte eğitimler verdiler. Burada 1992 yılına kadar, yüzlerce kursiyer eğitim aldı.  Kemer OTEM’den yetişenlerin birçoğu bugün otellerde Genel Müdür, Operasyon Müdürü, Yiyecek–İçecek Müdürü, Mutfak Şefi, Önbüro Müdürü olarak farklı kademelere kadar gelmişlerdir. Hocalarından öğrendiklerini uygulamaya dönüştürebilen ve mesleki basamakları bilinçli olarak çıkan bu gençlerle, eski öğrencilerimizle gurur duymamak imkansız.
 
Sözlerine şöyle devam eden Avni Aker;
 
Eğitim ustalık işi, hem iyi bir usta, hem de iyi bir eğitimci olunmalı. Eğitim ile öğretim arasındaki farkı kavramak ve aralarındaki ilişkiyi sağlamak gerekir. “Öğretim bilgi aktarmaktır ve tek taraflıdır,” “Oysaki, ‘eğitim’ kişilerde davranış değişikliği yaratmaktır. Turizm eğitimi veren birçok okul ve kuruluş var,  ancak davranış değişikliği yaratabilen kuruluşlar asıl turizmci, otelci yetiştiren kurumlardır.
 
Peki hocam kendi döneminiz ile şimdiki dönem arasındaki Turizm eğitimi ve eğitime dahil olanlar konusunda bir kıyaslama yaparsak neler söylemek istersiniz,
 
Herhalde herkes kendi çalıştığı ya da yaşadığı dönemi iyi, ya da olumlu olarak nitelendirir. Meslek Yüksekokulundaki verdiğim eğitimin ikinci döneminde Okul Müdür Yardımcısı Cahit Bey’le bir görüşmemizde; “Hocam sınıfta 2 grup var, birinci grup bilinçli olan grup, bu okula, turizm bölümüne neden geldiğini ve ileride ne yapmak istediğini bilen bir grup. İleride belli yerlere gelebilecek öğrencilerden oluşan bir grup. Diğer yanda ise buraya neden geldiklerini bilmeyen, tamamen boşlukta olan bir grup var.  Belki okul binasının yetersiz fizik koşullarından etkilenerek, Üniversite öğrencisi olduklarının farkına bile varamayan kişiler. Birinci grup zaten yolunu çizmiş, yürüyor benim onlardan yana sıkıntım yok. Beni asıl düşündüren ise ortada olan grup ve şimdi benim yapmaya çalıştığım, ortada olan ne yapacağını bilemeyenlerden birinci guruba adam çalmak ! Hocam, siz yılların öğretmenisiniz, ben daha çok yeniyim, ne dersiniz ? “ diye sormuştum. O da bana, “Hoca, sorunu sordun ama cevabını da kendin verdin ! “ demişti.
 
Bu sözler benim için en büyük destek ve moral olmuştu. Daha sonra başka dersler vermem de istendi onlara da hazırlandım, hepsi için Ders Notu yazdım. Daha sonra da Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu’nda 1990 – 2007 yılları arasında yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak dersler verdim. 
 
Evet işte böyle, turizm eğitimi kadar eğitime dahil olanların, yani yarının turizmcilerinin daha da açarsak ‘’ Hanımefendilere ve Beyefendilere hizmet eden, Hanımefendi ve Beyefendilerin ‘’ ilgi ve yeterlilikleri de eğitim sisteminin gelişimi ve ilerlemesi için önem arz etmekte.
 
Değerli Hocam Avni AKER ile yaptığımız söyleşiden sizlere aktaramadığım o kadar çok şey var ki. Kendisi ile sohbet etmek ve tecrübelerini paylaşmaktan dolayı kendimi şanslı hissediyor, paylaştığı bilgiler ve tecrübesi için minnettar olduğumu belirterek, kendisine daha çok ihtiyacımız olduğunu söylüyor, hocalarının ve tecrübelerinin değerini bilerek ilerleyecek genç bir turizmci olarak teşekkürlerimi sunuyorum.
 
Ropörtaj: Özgür SARIBAŞ Time Turkey Antalya Editörü

Konaklama İşletmeciliğinde Misafir ve Çalışan Mutluluğu

Tatil Yöresi konaklama işletmeciliğinin temel ilkelerinden birisi de misafiri otele gelişinde candan karşılamak, konakladığı süre içinde onun keyifli anlar geçirmesini sağlayacağı, mutlu olacağı ortamları yaratmak ve evine doğru yola çıkarken de işletmeden mutlu bir şekilde ayrılmasını sağlamaktır.
 
Bunları sağlayabilen işletmelere o misafir tekrar gelmek ister, eşine dostuna harika bir tatil geçirdiğini, her fırsatta aktarır. Çevresindeki kişileri de o işletmeye gitmeleri için özendirir. Bu şekilde bizlerin, otel işletmesinin gönüllü elçisi gibi davranır. Hatta, profesyonel tanıtım, halkla ilişkiler ve reklâm şirketlerinin yapacakları çalışmalardan daha da etkili olan konuşmaları ve görüşmeleri yaparlar. Bu misafirlerimiz, pazarlama ve satış etkinliklerinin en etkilisi, belki de tarihte en eski ve geçerlisi olan “Fısıltı Gazetesi” işlevini görür.
 
Bu çerçeve içerisinde bakıldığında amacımız, otelimize gelen misafirlerimizi verdiğimiz hizmetlerle, sunduğumuz çeşitli ürünlerle memnun edip, onların beğenisini kazanmaktır. Misafirlerin beklenti ve ihtiyaçlarının biraz üzerinde hizmet ve ürünlerimizi sunarsak, çok önemli sonuçlar alabiliriz. Bunun örneklerini bu sektörde her uğraş dalında ve düzeyde çalışmış birçok meslekdaşımız mutlaka yaşamışlardır. Misafirin verilen hizmetlerden memnun kaldığını büyük bir heyecan ve coşku ile bizlere aktardığında, aynı heyecanı bizler de duymalıyız. Başarının bir takım işi olduğunu, ekibimizdeki her çalışanın kendisini geliştirmek için gayret ettiğini, onlara eğitimler verdiğimizi, açıkça anlatmalıyız.
 
Misafirlerimizin sözlü ve yazılı beğenilerini de yaptığımız otel içi toplantılarda aynı şekilde çalışanlarımıza duyurmalı, bu güzel haberleri onlarla paylaşmalıyız. Misafirlerimizin memnun olmasında, kapıdaki görevliden en üst düzeye kadar hepsinin ayrı yeri ve önemi olduğunu belirtmeliyiz. Onlarla çalışmaktan gurur duyduğumuzu, otelcilik hizmeti sunulurken, birlikte hareket etmenin ve dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamalıyız. Onların ekonomik ve sosyal yaşamını nasıl arttırabileceğimizi, bunun yolunun da misafir memnuniyetinden geçtiğini açıklamalıyız. Misafir sayısının artması ile sürekli gelir elde edebileceğimizi ve bunları da zaman içinde çalışanlarımıza yansıtabileceğimizi söylemeliyiz.
 
Birlikten güç, kuvvet doğar, birlikte üretmekten ve ürettiğimiz güzellikleri de sadece misafirlerimizle değil, birlikte çalıştıklarımızla paylaşmaktan da zevk aldığımızda, her bakımdan kazançlarımız artacaktır.
 
Hep birlikte kazanmak üzere…
 
Esen kalın…

Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali 18 Yaşında !

18.Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün organizasyonu ile 09 Haziran – 02 Temmuz tarihleri arasında Antalya’da Aspendos Antik Tiyatrosunda düzenlendi.
 
Festivalin bu yıl açılışını, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin hazırladığı, aşk, ihanet ve tutkunun yer aldığı, Georges Bizet’nin ünlü “Carmen” Operası yaptı, 9 Haziran akşamı Aspendos Antik Tiyatrosu’nda sahnelendi. Türk sanatçıların yanı sıra İtalyan sanatçıların da görev aldığı eserde, Carmen rolünde Sanja Anastasia binlerce seyirciyi sesi ve oyunu ile büyüledi.
 
İkinci eser ise 13 Haziran günü Antalya Devlet Opera ve Balesi tarafından Türkiye’de ilk kez Aspendos’ta sahnelenen, Luigi Cherubini’nin “Medea”Operası oldu. Konusu yine Akdeniz kıyılarında geçen bu eser, Antalya Devlet Opera ve Balesi’nin kuruluşundan bu güne nerelere geldiğinin güzel bir göstergesiydi.
 
Daha sonra İzmir Devlet Opera ve Balesi Verdi’nin güçlü eseri “Otello” operasını, Ankara Devlet Opera ve Balesi’ ise Mozart’ın konusu İstanbul’da geçen ünlü “Saraydan Kız Kaçırma” operasını ve son olarak da Abay Kazakistan Akademik Devlet Opera ve Balesi de G.Puccini’nin “Tosca” operasını sergilediler.
 
Festivalin bu yılki sürprizi ise müzikseverlerin TRT ekranlarından, “Yılbaşı ve Bahar Konserleri” ile tanıdığı ünlü “Viyana Filarmoni Orkestrası’nın“ konseriydi. Dünyanın en ünlü Orkestra Şefleri’nden olan Zubin Mehta yönetimindeki orkestra, 21 Haziran günü izleyicilere müthiş bir müzik ziyafeti çekti. Aynı zamanda Orkestra Şefi de olan ve Solist Piyanist Daniel Barenboim ise altı kez sahneye gelmek durumunda kaldı. Viyana Filarmoni Konseri, ilan edildiği zaman İnternet üzerinden satışa çıkan biletler, yurtdışında kapışılmıştı.
 
Festival’de bu yıl iki bale eseri vardı. Geçen yıl dünya prömiyeri Aspendos’ta yapılan, Barbaros Hayrettin Paşa’nın hayatını bale sahnesine taşıyan, “Barbaros” ya da yabancıların deyişiyle “Barbarossa”. Beyhan Murphy’nin çağdaş dans ve tiyatro koreografisi, Mercan Dede’nin izleyenleri tarihin derinliklerine götüren müzikleri ve genç bale sanatçılarımızın olağanüstü performansı ile bu yıl da, 20 Haziran günü Türk ve yabancı izleyicilerin beğenisini kazandı. Festivalin ikinci bale eseri ise 29 Haziran günü sergilenen, Çaykovski’nin “Kuğu Gölü” Balesiydi. Bu eser, 6 şehrimizde bulunan Devlet Opera ve Balesi Müdürlükleri sanatçılarını bir araya getiren güzel bir takım çalışmasının ürünüydü. Mehmet Balkan ve Lale Balkan’ın Koreografisi ile Çaykovski’nin müziği izleyenleri farklı dünyalara götürdü.
 
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Rengim Gökmen yaptığı açıklamada ''Dünyanın en prestijli orkestrası Antalya'da çaldı. Tarihi Aspendos Tiyatrosunun dünyanın en iyi akustik tiyatrosu olduğu bir kere daha kanıtlandı. Opera ve Bale festivali, bu hazinenin tüm dünyaya tanıtılması için en önemli araçtır. Opera ve Bale festivalinin yarattığı etki, Türkiye'nin imajı açısından çok büyük boyutlardadır. Aspendos'un değerini nasıl ön plana çıkarırız buna bakmak lazım. Turist kalitesini de üst düzeye çıkarmak durumundayız. Bu sanatla olabilecek bir durum. Amacımız Antalya'nın marka değerini yükseltmek'' dedi.
 
Bu sözlerin üzerine söylenecek pek bir şey kalmıyor! Festival etkinliği, turizm hareketinin canlanmasına yol açıyor ve gelen turistlerin ortalama kalış süresini arttırıyorsa, o bölgenin markalaşmasında da büyük rol oluyor…Farklı etkinlikler, ünlü eserler ve sanatçılar, prömiyerler, tüm Dünya’da ilgi derliyor, haber oluyor ve dolaylı bir tanıtım gerçekleşiyor…
 
Festival 18 yaşında. Eski bir deyimle “rüştünü ispat etmiş” bulunmaktadır. Sözün kısası, ergenliğini kanıtlamıştır. Festival’in bu güne gelmesinde emeği geçen herkese, Festival düşüncesini on sekiz yıl önce hayata geçirilmesini sağlayan, Genel Müdür, Orkestra Şefi ve Devlet Sanatçısı Sayın Rengim Gökmen başta olmak üzere, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, sahnede rol alan sanatçılara, şeflere ve orkestra üyelerine, sahne arkasındaki, idari ve teknik kadrolarda görev alanlara, Antalya’nın sıcağında sahne ve dekorları hazırlayanlara ve görevlerini burada sıralayamadığımız yüzlerce görevliye, bu etkinlikleri yıllardır büyük bir özveri ile destekleyen sponsorlara, Antalya ve ülke çapındaki turizm, tanıtım ve otelcilik kuruluşlarına teşekkür borçluyuz. Tabii en büyük teşekkürlerimiz, Festivali18 yıldır Aspendos’un büyülü atmosferinde izleyen Türk ve Yabancı Misafirlerimize…Onlar yıllardır katılımları ile bu desteği vermeseler, Aspendos Tiyatrosu’nun görkemine, varlıkları ile değer katmasalardı, bu günlere gelmemiz olası değildi…
 
Ne mutlu bu güzellikleri yaşayanlara ve yaşatanlara…

Birlik olan yerde Dirlik olur !

Varlığımızı devam ettirebilmek için, birlik ve dirliğimizi özenle korumalıyız.
 
Atalarımız ne güzel sözler söylemişler. Yıllar boyunca oluşan deneyimlerini, kısa, öz, ama çarpıcı tek bir satıra dökmüşler. Beş kelime ile bile kitaplara sığamayacak sözleri, düşünceleri anlamlı bir felsefe haline dönüştürmüşler. O söylemiş, bu söylemiş, kulaktan kulağa geçmiş, bu günlere kadar gelmiş. Yaşananlar, deneyimler yılların imbiğinden geçmiş. Bazılarını hala günlük konuşmalarımızda büyük bir keyifle kullanıyor, ismini bilmediğimiz böyle atalarımız olduğu için onlarla gurur duyuyoruz. İşte birbirinden değerli, anlamlı ata sözlerimizden biri. “Birlik olan yerde, dirlik olur”. Kim ya da kimler söylemişse, ne güzel söylemişler !
 
Peki bunları biliyoruz, çoğu zaman dile getiriyoruz da, neden uygulamaya koymuyoruz ?  “Birlik”, birlikte olmanın en güzel ifadesi. İnsanın içinde güzel duygular uyandırıyor. Birlikte olmayı, birlikte hareket etmeyi, birbirimizle uyumlu yaşamayı çağrıştırıyor. Birlik sözcüğü bende, son yıllarda büyük bir hınçla ortadan kaldırmaya çalıştığımız ; Antbirlik, Çukobirlik, Fiskobirlik gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin kazanımlarından, tarımı önemseyen kuruluşlarını anımsatıyor. Bu kurumların binalarının, depolarının duvarlarında, yoldan geçenlerin rahatlıkla okuyabileceği şekilde büyük harflerle yazılmış “Birlikten Kuvvet Doğar” sloganı, birliğin önemini çok güzel vurguluyordu. Hattâ, yoldan geçenlere “ aile içinde, arkadaş ve dostlarınız arasında, iş ortamında ve toplum içinde de birliğin kıymetini bilin, birliğin getirdiği güçten yararlanın, birbirinize destek olun !” mesajı veriyordu.
 
Bilmeyenler için anımsatmakta yarar var, “Dirlik” hayat demektir. Birlikte olunduğunda hayat da devam eder. Yoksa, tökezlersiniz. Gelişme sağlayamazsınız. Hayatınız sona erer. Hayatınızın sona ermesini isteyenler, içinizdeki birlik duygusunu yok etmek için her fırsatı değerlendirirler. Aranıza nifak sokarlar, yani kötülük tohumları ekerler. Sizleri birbirinize düşman ederler. Bunu bilen rakipleriniz, ya da sizin gelişmenizi istemeyen düşmanlarınız bu yolları kullanırlar. Çünkü onlar, sizin hayatınızı devam ettirmenizi istemezler. “Dirlik”, onlar için tehlike anlamına gelir. Çünkü, “Dirlik” varlığınızı, gücünüzü devam ettirme, demektir. 
 
Toplum içerisinde de, işletme ölçeğinde de bu ayak oyunları, hile ve bezdirme eylemleri hiç değişmez. Onların yöntemleri hep aynıdır.
 
Birlik olan yerde dirlik olur, olmaya da devam edecektir. Hangi konuda ve düzeyde olursa olsun birlik olduğumuzda, birlikte olduklarımızla büyük bir güç oluştururuz. Kimse bizim aramıza girmeye, bu beraberliğimizi yıkmaya cesaret edemez. Ancak, tarihsel geçmişimize baktığımızda da gördüğümüz gibi,  bu birliktelikten hoşlanmayan, dış güçler ve onların işbirlikçisi iç güçler bunu yok edebilmek için var güçleri ile çalışırlar. Bin bir hile ve iğrenç hareketler yaparak, kendi emellerine ulaşmak isterler. Birlikte olduklarımızla hayatımızı daha da kuvvetli ve güçlü sürdürmemizi engellemek için uğraşırlar.
 
Birlik ve dirlikten yana olanlar, bu hile ve oyunlara gelmemelidirler. Varlığımızı devam ettirebilmek için, en azından kendimizin ve çevremizdekilerin çıkarları için, birlik ve dirliğimizi özenle korumalıyız.
 
Geleceğimiz için, birlik ve dirlikten yana olalım…
 
Esen kalın…

İş Yaşamına İlk Adım ve Gençlerin Umudu

Bıkmadan, yılmadan her zorluğa karşın mücadele etmek gerekir.
 
Yaklaşık on gün önce, Üniversite’den yeni mezun olmuş bir genç,  Derneğimizin (İNKAY) web sitesi aracılığı ile bize şöyle bir mesaj göndermişti. Yazdıklarını aynen aktarıyorum.
 
“Merhaba. Öncelikle bu elektronik postayı zaman ayırıp okursanız ve cevap yazıp içinde bulunduğum durumdan kurtulmam için bana yardımcı olursanız minnettar olurum. 2007 yılında Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümünden mezun oldum. Yaklaşık 2 ay çokuluslu bir şirkette staj yaptığımı saymazsak şu anda hiçbir işe kabul edilmiyorum. Başlarda aldığım eğitim dışında bir iş alanı düşünmezken ilanlardaki 'deneyim' ibareleri kocaman bir engel oldu önümde. Durumu kabullenip her koşul ve birimde başvurduğum ilanlardan ise "Neden insan kaynakları değil?" sorusunu duymadığım tek yer olmadı. Bu kez de hem eğitimsiz hem deneyimsiz aday konumuna düştüm, tıpkı en son bugünkü call center görüşmesi gibi. Tam 27 aydır işsizim. Sanmayın ki iki kelimeyi bir araya getiremeyen, vizyonsuz ya da kimliksizim. Hayır. Peki ama neden ben çok istediğim halde bu mesleğe adım dahi atamıyorum. Rica ediyorum bildiğiniz bir şey, akıl vereceğiniz bir halim varsa yardım edin. Artık kendimi paslanmış üstüne üstlük eksik görüyorum. Lütfen.”
 
Mesaj ülkemizin acı gerçeklerinden birini dile getiriyordu, iş arayan bir genç Üniversite mezunu, karşısına çıkan olumsuzluklar. Kısaca işsizlik ve okuduğu bölümde mutlaka dile getirilmiş olan, ülke ihtiyaçları belirlenmeden açılan yüzlerce okul. Peki ülkemizin insan planlaması  ? Öyle bir şey yok ! Var da ben mi bilmiyorum. Yoksa bu gencin yazdıkları bir romandan mı alınmış ! Gelen yazıda her şey kısa, öz olarak dile getirilmişti. Aynı zamanda yaşananlar çok güzel ifade edilmişti. Düzgün cümleler, akılcı bir yaklaşım ve haklı yakınmalar.  Yaşadıklarını böyle dile getiren, yılmadan araştırmalarını sürdüren ve İNKAY’ın adresini bulup, yazan bir kişinin yaşıtlarından biraz daha donanımlı olduğunu düşünerek, ona hemen bir yanıt vermemiz gerektiğini düşündüm. Sorunun sadece bu genç Üniversite mezunu arkadaşımızın problemi olmadığını, dernek olarak da bizlerin gençlere yardımcı olabilmek için belli bir çaba içinde olduğumuza ilişkin bir mesaj yazıp, Yönetim Kurulu Başkan’ına ve Yönetim Kurulu’muzda iletişimden sorumlu arkadaşıma kopyalarını gönderdim. Mesajımın sonuna da bize özgeçmişini gönderirse yardımcı olmaya gayret edeceğimizi ekledim.
İki gün sonra yine çok güzel yazılmış e-posta ile bir mesaj ve ekinde özgeçmişi geldi. Bu şekilde, bu gençle ilgili diğer bilgileri de öğrenmiş olduk. Mesaj şöyle başlıyordu ; “Öncelikle hiç umudum yokken ve hiçbir şekilde geri dönüş beklemezken yazdığınız elektronik posta için nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Halen dilimden anlayan birilerinin olması düşüncesi bile kendi adıma oldukça önemli şu durumda.
 
Evet doğrudur. 2007 yılında Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümünden mezun oldum ve ne yazık ki içinde bulunduğumuz şu güne kadar da derslerde öğrendiğimiz “ işsiz nedir ? “ kavramının karşılığını oluşturuyorum.
 
Üniversite üçüncü sınıfı bitirdiğimde bir otomobil fabrikasında İnsan Kaynakları / Endüstri İlişkileri biriminde 2 aylık istekli staj programına dahildim. Fakat insan kaynakları alanında bordrolu bir işte çalışma fırsatı bulamadım, problem de burada başlıyor. İlgili ilgisiz sayısız iş görüşmesinden sonra bir nevi başladığım yerdeyim.
 
Bahsettiğiniz üzere üniversite eğitimi bizi bir dizi teorik konuyla donatıp diplomalarımızı verdikten sonra terk ediyor. Geri kalan ve en zorlu kısımda tamamen yalnız ve eksik hissederek kendimizi ifade etmeye, bu işe yeterim, ben bu işi yapabilirim demeye ve bunların karşımızdaki yetkililer tarafından anlaşılmasına çalışıyoruz. Burada oldukça ilgili ve isteyerek bölümümü bitirdiğimi söylemek istiyorum. Sırf diploma almak için değil de meslek olarak seçip istediğim iş için gerekli donanımları almak öncelikliydi 4 sene zarfında. Onlarca dersten sonra bunları alıp reele döktüğüm zaman bulduğum sayısız fark aklımı karıştırıyor hak verirsiniz.
 
Staj yaptığım dönemde son gün bir proje sunumu yaptım. Bu sunumdan sonra ilgili müdürlerden çok olumlu dönüşler aldım. Hatta ülkemizdeki stajyerlik durumuyla ilgili yeterli bilgisi olmayan Japon bir müdürün dikkatini çekmeyi başardım. Onu, sistematik bir çalışmanın yapılmasıyla  ve başarılı öğrencileri staj programlarıyla birlikte firmaya çekmenin nasıl olacağına dair sorular sorarken gördüğümde başarılı bir iş çıkardığımı anlamıştım. Otomotiv sektörünün son haline bakınca benim için bir kadro oluşması imkansıza yakın şimdilerde.
 
Ülkemizin durumu, tabii ki küresel ekonomik kriz, işsizlik oranları…Bu olumsuz maddeler artırılabilir. Firmaların beklentileri, işin nitelikleri, piyasa şartları v.b. birbiriyle uyuşmayabilir. Ancak benim anlayamadığım tek şey, örneğin en son gittiğim bir görüşmeden bahsedeyim.
 
Telekomünikasyon şirketlerinden biri için çağrı merkezi müşteri temsilciliği. Adaylar danışmanlık firması tarafından eleniyor ve uygun bulunanlar insan kaynakları yetkilileriyle görüşüyor. Danışmanlık şirketinde her şey tamam, IK yöneticisi tarafından aranıp ne kadar profesyonel davrandığım, işi ciddiye aldığım söylenip ertesi gün aynı tutumlarla hiçbir sorun yaşamadan işe kabul edileceğimi, bunun bir tanışma mülakatı gibi olacağını söyleniyor. Buraya kadar her şey normal. Ertesi gün yine aynı ben, ne söylediğimin farkında olarak mülakatı bitiriyorum. Aynı gün elendiğimi öğreniyorum. İşte burada takılıyorum. Neden? Oldukça gereksiz ve yersiz sorulara dahi mantık ve akıl çerçevesinde cevaplar verirken başka ne gibi bir şey elenmeme neden olur? İki ayrı insan kaynakları çalışanı birbirinden uzak bu iki kararı nasıl verebilir?
 
Geldiğim şu noktada sanmayın ki yalnızca bitirdiğim bölümle ilgili işlere başvuruyorum. İşin tanımı değişse de neticenin aynı olması benim işe uygun bulunmamamla örtüşüyor. İşlerin hiçbir türünü basite almıyorum.
 
Benim gibi gençlere sadece siz İNKAY üyelerinin yardımcı olup, olamayacağınıza da bu çerçeve içinde bakıyorum inanın. Dikkate alıp yanıt vermeniz dahi doğru karar verdiğimi gösteriyor.
 
CV dosyamı ekliyorum. Yeni mezun, tecrübesiz bırakılmış birinin bilgileriyle karşılaşacağınızı yinelemek zorundayım. Farklı olmasını dilerdim”.
 
Evet, bu arkadaşımız farklı bir tutum ve davranış sergiledi. Her olanağı, her fırsatı denedi. Kendisini ve onun gibi davranan gençleri kutluyorum. Bıkmadan, yılmadan her zorluğa karşın mücadele etmek gerekir. Siz ve sizin gibiler doğru yoldasınız. Genç kardeşimizin mektubu aslında bu işlerden anlayanlar için “ben farklıyım” diyor.
 
Geçen haftaki yazımda, “Sevginin ekildiği yerde, sevinç yeşerir”, demiş ve konaklama işletmelerinde yaşananlardan yola çıkarak, genç bir bell-boy’un otel hizmetlerini farklı kılarak, misafirleri nasıl etkileyebildiğinden söz etmiştim. Yukarıda sözünü ettiğim kendisi iyi yetiştirmiş bir başka genç kardeşimiz ise,  farklı tutumuyla, becerikli gençlerin neler yapabileceklerini  her fırsatı zorladığını anlatarak, benim söylediklerimi doğruluyor. Böyle gençler var. Ama o iş arıyor, ben haklı çıkmışım kime ne fayda ?
 
Esen kalın… 

TURİZMDE GÜNEŞ SİGORTASI ?

Turizmde ilk güneş sigortası 37 yıl önce Marmaris’te yapıldı
 
Fransa’da "Hava Garantili Tur Satışları"  başlıklı haberi mutlaka okuyanlar olmuştur. Amaç, dünyadaki ekonomik krizin neden olduğu turizm sektöründeki daralmayı, ilginç kılabilecek görüşlerle tanıtım yapmaya çalışmak ve özellikle turizmde yaşanan boşluklar için talep yaratmak. Satış yapabilmek için de mutlaka önce tanıtım kampanyaları düzenlemek bu işin doğal bir gereği. İşte bu haber beni yıllar öncesine götürdü. 37 yıl önce (1972 yılında) biz  bu işi, yani Güneşi sigorta etmeyi, Marmaris’te hayata geçirmiştik.
  
Turizm Bankası’nın Marmaris Tatil Köyü 1971 yılında hizmete girdiğinde, 300 yataklı ilk Türk Tatil Köyü işletmesi idi. (Bildiğim kadarıyla Türkiye’deki ilk Tatil Köyü Foça Club Med, açılışı 1967 yılıdır). 1972 yılında Marmaris'te Lidya Oteli'nin ikinci binası da hizmete girmişti. Martı (İstanbul'lu sanayicilerin oluşturduğu çok ortaklı, 35 - 40 odalı bir işletmeydi) ise çok küçük bir işletme idi. Bir de onun yanında Altınışık vardı. Saydığım bu işletmelerin hepsi Turizm İşletme Belgeliydi ve dördünün yatak kapasitesi 600 yatağı bile bulmuyordu. Marmaris'te Şantiye Evleri denilen bölgede (Marmaris Depremi sonrası yapılmış iki katlı afet evleri) 1-2 odalı pansiyonlar ile limanın hemen arkasında Kaptan Oteli, Pina Oteli gibi 2-3  yıldızlı birkaç küçük işletme vardı. Marmaris’in en ünlü yerel seyahat acentası ise “Yeşil Marmaris”ti.
 
Yabancı misafirlerimiz uçakla önce İstanbul'a, sonra THY ile İzmir'e uçuyorlar ve oradan da 6-7 saatte otobüs, minibüs veya yolcu 2-3 kişi ise otomobille (seyahat acentasının görevlisi mutlaka yanlarında oluyordu ) Marmaris'e gelebiliyorlardı. O dönemde İzmir-Aydın - Muğla yolu da turizm standartlarına uygun bir yol değildi. Muğla - Gökova arasındaki ünlü “Sakar Geçidi”, iki aracın zor geçtiği bir yola sahipti. Bu yöreye ilk kez kendi arabaları ile gelenler, Sakardan aşağı inerken, aynı yoldan dönüşte nasıl çıkacaklarını düşünürlerdi.  Sakar Geçidinden yukarı çıkılması bile,  iyi bir araçla yarım saat sürerdi. (Bugün en fazla on dakikada süratle ve sıkılmadan çıkılabiliyor). Marmaris o dönemin en popüler bir tatil yöresi olmaya başlamıştı, gazetelerde Marmaris’in güzelliği, yeşili, havası, denizi, insanları ile ilgili  haberler giderek artmaya başlamıştı. Turizm ve Tanıtma Bakanlığı da bu bölgeye oldukça önem veriyordu. Ama ulaşım olanakları da sözünü ettiğim gibi oldukça zordu. İstanbul ya da Ankara'dan gelen Türk misafirlerimizin ağırlıkta olduğu bir turizm hareketi vardı.
 
Misafirlerimiz Türk olunca bize geldikleri zaman da çocuklarının okul tatili dönemlerine rastlıyordu, ancak 15 Haziran - 15 Eylül arasındaki 3 aylık sürede bir iç turizm hareketinden söz edilebiliyordu. Yabancı turistler ise sözünü ettiğim yol macerasına katlanıp gelen, madalya almayı hak etmiş kişilerdi. Türkler bile İstanbul'dan otomobilleri ile önce İzmir'e geliyorlar orada bir gece kalıp, ancak ikinci günün akşamı Marmaris'te olabiliyorlardı.  
 
İşte yol ve altyapı koşullarının böyle olduğu bir ortamda, Marmaris’teki diğer otelciler gibi bizler de neler yapıp da, tatil yapılacak süreyi arttırabiliriz diye kafa yoruyorduk. Yapılan turizm yatırımlarının ekonomik açıdan geri dönüşü, ve çalışan yüzlerce insan için üç aylık bir süre çok yetersiz kalıyordu.
 
Biz de, 1972 yılında Marmaris Tatil Köyü'nde Fransa’nın yaptığına benzer bir tanıtım yaptık. Bildiğim kadarı ile bu düşüncedeki reklamı ilk biz hayata geçirdik. Fransızlar değil ! İstanbul  Gazetelerine reklam verdik ve Ekim ayında "Güneşi Sigortalıyoruz " diye slogan hazırladık. Bu tanıtım ve reklam fikrinin babası ise, Marmaris Tatil Köyü'nün o günkü İşletme Müdürü Sayın Hayret Türel’di . Kendisi Divan Oteli’nde başladığı otelcilik kariyerini, Fransa dahil yabancı ülkelerde devam ettirmiş ve 1971 yılında Marmaris Tatil Köyünün  açılışını yapmış değerli bir otel yöneticisidir.
 
Fransızların, “Hava Garantili Tur Satışları”nı düşünmeye başlamış olması, 37 yıl önce ilk Türk Tatil Köyü Yöneticisi Hayret Bey’in fikrinin hayata geçmiş ve uygulanmış olmasını bize unutturmamalı. O yıl, yani 1972 yılının Ekim ayında bu reklamdan etkilenen ve Marmaris’e gelen misafirlerimiz oldu. Yağmur yağmadı mı ? Ekim ayı sonuna kadar birkaç gün yağmur yağdı, ama biz bir gün için bir misafirimize sadece o günün konaklama bedelini geri ödedik. Gün içinde çam ağaçlarının içinde yer yer yağan yağmurdan hoşlananlar da oldu. Kendilerini Marmaris’in o günkü ortamı içerisinde İstanbul ya da Ankara’ya göre doğayla bütünleşmiş hissettiler ve bizden ödeme talebinde bulunmadılar. Diğer günlerde ise, Güneş bizimle beraberdi. Her zaman olduğu gibi Güneş yüzümüzü güldürdü. Bizleri mahcup etmedi.
 
Güneşli günlerinizin ve otelcilerin misafirlerinin bol olması dileğiyle…
 
Esen kalın…

ÇALIŞMA YAŞAMININ KALİTESİ

Yaşam kalitesi, yaşamını paylaştığımız insanların kalitesi  ile artar*.
 
Yaşamak bir yolculuktur. Kendimizi aramaya çıktığımız, kendimizle buluşup kucaklaşmak istediğimiz bir yolculuk… Yola çıkarken güvenli bir el, bir dost ararız, onun desteğini hissettiğimizde ise yaşamın tadını bir başka duyumsarız. Mutluluğumuz artar. Yaşama daha farklı bakarız. Yaşamı anlamlı kılan nedir ? Sağlıklı ve sevdiklerimizle birlikte olmak değil midir ?
 
Hayata ve çevremize bakış açılarımız değişip, arttıkça, insanlığımız da ortaya çıkıyor. Ne mutlu bunları yaşayan ve yaşatanlara. Her şeyin yaşanmış güzel öykülerde olduğu gibi, o yaşanmışlıktaki gibi, gönlümüzce olması…Kim istemez ki…O zaman isteyelim. Olması için çaba harcayalım. Her şey bizim elimizde.
 
İş yaşamı ile sosyal yaşamın koşulları etkileşim içindedirler. Bu iki ortamı birbirinden ayrı değerlendirmek çalışma yaşamının kalitesinin iyileştirilmesi konusunda yapılacak en büyük yanlışlardan biri olacaktır.
İşyerinde, yorgun olduğumuz günlerin sonunda, ilgi ve meraklarımızı değerlendirecek ve sevdiklerimizle birlikte güzel, neşeli saatler geçirebilecek ortamları biz yaratmalı,  yaşamımızı sağlıklı bir şekilde yönetmeliyiz.
 
Sosyal yaşamımız, yaşam çevremizin genişlemesine yol açıyorsa, yaşamdan aldığımız haz giderek artar. Sevdiğimiz işi yapmak, sevdiğimiz dost, arkadaş ve meslektaşlarla birlikte olmak, yaşamımıza değer katar. Yaşamımızı güzelleştirir, zevkle, keyifle çalışmamızı sağlar.
Zamanımızı daha iyi kullanıp, yaşamımızı daha rahat yönetmemize yol açar.
    
İnsan, sosyal bir yaratıktır, toplum içinde farklı niteliklere ve yeteneklere sahip, kişilerle birlikte yaşamak, onlarla birçok şeyi paylaşmak ister. Yaşamı güzelleştiren, anlamlı kılanlar da bunlar değil midir. Bazı kişiler ise kendileri ile barışık olmadıkları için çevrelerindeki kişilerle, neredeyse toplumun tüm katmanları ile kavgalıdırlar. Bütün konuşmaları, tüm tavırları kendi egolarını tatmin etme doğrultusundadır. Sorunları ve çözümleri çevresindeki kişilerle paylaşmayan, onlarla kendi arasına duvarlar ören kişilerdir. Ne yazık ki çalışma yaşamında böyle kişilere de rastlarız. Deneyimli İnsan Kaynakları Yöneticileri, bu belirtileri gösteren kişileri işe almazlar. Çünkü, bu karaktere sahip olan kişiler bir şirketin, bir kuruluşun ahengini yok eder, iş yaşamının kalitesini bozarlar.
 
Oysa, yaşam kalitesi, yaşamını paylaştığımız insanların kalitesi ile artar.
 
Esen kalın…
 
* Kalite çalışmaları içerisinde kullanılan bir özdeyiş.

Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi 33 Yaşında !

Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi, Türkiye’de diğer Turizm Projelerinin hayata geçirilmesine öncülük ve önderlik etmiş bir projedir.
                                                                                                
Projenin de yaşı mı olurmuş demeyin. Evet.  Bazı çalışmaların, bazı önemli başlangıçların, ülkenin bütününü ilgilendiren projelerin yaşı olur. Bazı projelerin de doğum yıldönümlerini bir şekilde kutlamamız, ya da anmamız gerekir…Hele bu proje, “Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi” gibi bir proje olunca işin şekli değişir, değişmeli.
 
Bu gün ülkemizde turizm sektörünün belli bir düzeye geldiğinden söz edebiliyorsak, bu gelişmede Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi’nin önemli bir payı vardır. Çünkü bu proje, hayata geçen Türkiye’nin ilk planlı Turizm Gelişim projesidir. 1963 yılında Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nın kurulması ile başlatılan, Turizm Planlaması çalışmalarının önemli bir uzantısıdır.
 
Ülkemizde sosyal, ekonomik ve fiziksel anlamdaki  planlama yetkileri yasa gereği 1963 yılında DPT’nin (Devlet Planlama Teşkilatı) kurulması ile bu kuruma verilmişti. 1971 yılında ise, Turizm Planlaması yetkisi Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’na aktarılmıştır. Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nda ise Planlama Genel Müdürlüğü oluşturmuş ve ciddi bir şekilde, özellikle ülkemizin fiziksel turizm planlaması çalışmalarında önemli görevler üstlenmiştir. Turizm planlaması çalışmalarının uygulamaya geçirilmesi aşamasında ise, 1955 yılında kurulmuş olan Turizm Bankası’nın (ne yazık ki bu kuruluşu 1989 yılında kapattık !) da büyük katkıları olmuştur. Turizm Bankası, proje yöresinde tüm altyapı ve sosyal üstyapıların inşaatlarını Turizm Bakanlığı adına yürütmüş, diğer çalışmalarının yanı sıra sadece Güney Antalya Projesi’nde değil, tüm turizm projelerinin hayata geçirilmesinde de farklı işlevler üstlenmiş ve önemli bir rol oynamıştır.
 
Turizm ve Tanıtma Bakanlığı tarafından 1964 yılında planlama yapma amacıyla ilk adımları atılan envanter ve araştırma çalışmaları, 1967 yılından itibaren turizm projelerine dönüştürülmeye başlanmıştır. 1968 yılında ilk projelendirme denemesi diyebileceğimiz “Side Projesi”, çeşitli nedenlerle hayata geçirilememiş, 1974 yılında ele alınan Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi, 1975 yılında hazırlanan kapsamlı bir Sentez Raporu ile son şeklini almıştır. Bu raporda Antalya’nın Güney Batısı’ndaki bölge tüm özellikleri, altyapı ve sosyal üstyapı bileşenleri ile ele alınmıştır. Hedefler, stratejiler ve politikalar belirlenmiş ve fiziksel çalışmalar, 1/25.000 ölçekli ”Güney Batı Antalya Çevre Düzeni Planı” üzerinde gösterilmiştir. İlgili bakanlıkların görüşleri de alındıktan sonra, bu plan 07 Temmuz 1977 tarihinde İmar İskân Bakanlığı tarafında da onanarak, proje yasal bir yapıya kavuşturulmuştur.
 
Bu nedenle de bu tarih, Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi’nin,doğum tarihi sayılır.  07 Temmuz 2009 tarihi itibariyle de proje 33. yaşına basmaktadır. Bu proje Türkiye’de hayata geçirilmiş, ülkemiz turizm sektörünün gurur ve onur duyması gereken bir projedir.  Projenin kamuoyunda bilinen adı ise “Kemer Turizm Projesi’dir”. Başlangıç yıllarında ilk hedef olarak 1995 yılına kadar  Beldibi – Tekirova arasındaki 80 kilometrelik alanda tüm alt ve sosyal üstyapıları ile 25.000 yatak kapasitesi yaratılması planlandığı halde, büyük bir özveri ve çabalarla yatak kapasitesi 18 yılda 40.000’e ulaşmıştır. Bugün Kemer Bölgesi’nde, Turizm İşletme Belgeli ve Belediye Belgeli olmak üzere 60.000 nitelikli yatak hizmet vermektedir.
 
Bu proje sayesinde, Belek, Side ve Çolaklı başta olmak üzere hem Antalya’nın diğer yörelerindeki turizm alanlarının değerlendirilmeleri kolaylaştırılmış, hem de yaratılan yatak kapasitesi doğrultusunda, iş olanakları gelişmiş, yeni istihdam olanakları yaratılmıştır. Aynı şekilde sanayi ve tarım sektörleri, turizm yatırımlarının lokomotifliğinde gelişme olanaklarına kavuşmuştur. Kemer Turizm Projesi, ülkemizin başka yörelerindeki turizm gelişmelerine yol gösterici, önderlik edici bir özelliğe sahip olmuştur.
 
Bu nedenlerle, 1977 yılında planın kabul edilmesi, onanması ile doğmuş bir Turizm Projesi, büyük özverilerle hayata geçirilmiş, gelişmiş ve büyümüş, kendisinden sonra gelen başka projelere önderlik ve öncülük etmiş ve 33. Doğum Yıldönümünü kutlamayı hak etmiştir, diye düşünüyorum. “Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi’nin” hayata geçirilmesinde emeği geçmiş Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, Turizm Bankası’nın, Yerel Yönetimlerin ve ilgili tüm kamu kuruluşlarının isimsiz kahramanlarına teşekkür borçluyuz. Onlar sayesinde bugün Antalya yılda 9 milyon, Türkiye ise 25 milyon yabancı turisti ağırlıyorsa, bu kişilerin de çok büyük rolleri olmuştur…
 
Esen kalın…

TURİZMDE 4O YIL

“Turizmde 2008 Yılının En İyileri” ödüllerinin  Vural Öger’e ve Yaşar Sobutay’a, 40. Kuruluş Yıllarını kutlamaları ve turizmde sebatla yıllarca hizmet sunmaları nedeniyle verilmesi çok anlamlıdır. 
 
40 yıl önce, yani 1969 yılında iki şirket kurulur. Biri Almanya’da, diğeri ise Alanya’da. İlki, Türk işçilerinin Almanya’dan Türkiye’ye uçakla seyahatlerini sağlamak amacıyla.  Diğeri ise, yurtdışından Türkiye’ye özellikle de Antalya ve Alanya’ya gelen yabancı turistleri arttırmak, onlara daha iyi hizmetler, sunmak için.
 
Birbirinden habersiz, şirketler kurulur, birinin başında Vural Öger vardır, Almanya’da Hamburg’ta. Diğerinin kurucusu ise Yaşar Sobutay’dır, Alanya’da…
Vural Bey ve yakınları, Almanya’ya çalışmaya gelmiş olan Türk Vatandaşlarının, daha iyi koşullarda seyahat etmeleri için kiralık uçaklarla seferler yapmaya başlarlar. Vural Bey elinde daktilosu ile Türk İşçilerinin kaldıkları yurtları (Heim) dolaşır, herkes önünde sıra olup, uçak bileti için isimlerini yazdırır. Türkiye’ye tatile gidenler daha sonraki izinlerinde de hem Türklere ait, hem de anlaşabilecekleri kişilerin çalıştığı, Türkçe dertlerini anlayabilenlerin bulunduğu “Öger Türk Tur”u benimserler.
 
Şirket, zaman içinde Türkiye’ye giden diğer Alman yolcuları da taşımaya başlar, Avrupa’da ve ağırlıklı olarak da Almanya’da o dönemde seyahat acentalığı hizmetleri gelişmeye, teknolojik gelişmelerle birlikte kitle turizm hareketi, ivme kazanmaya, bu organizasyonlar için de yeni bir yapılanma olan  “tur operatörlüğü “ yaygınlaşmaya başlar.
 
İşte bu gelişmeyi yakından izleyen ve bu işlerde gelecek gören Öger Ailesi, Türkiye’ye organize turlar düzenlemeye başlarlar. Zaman içinde şirket gelişir, büyür ve Almanya’nın en büyük Tur Operatörü şirketlerinden biri olur. Almanya’da Türkiye spesiyalisti olur. Türkiye’ye en çok Alman turist gönderen şirket ünvanını kazanır (1.5 milyon Alman turist).
 
Şirket zaman içinde gelişmesini sürdürür ve 1992 yılından Türkiye’de Majesty Otelcilik Zinciri’ni oluşturur. Grubun halen Antalya ve Muğla illerinde toplam altı işletmesi konaklama hizmetleri vermektedir. Almanya’daki Tur Operatörü ile Türkiye’deki Hotel Plan Seyahat Acentası’ında ve Konaklama İşletmelerinde bugün binlerce kişi çalışmaktadır. (Birkaç gün önce, 18 ve 19 Haziran 2009 akşamları Hamburg’ta, “ Otomobil Müzesi” salonlarında Öger Tour ‘un 40.Kuruluş yıldönümü görkemli törenlerle kutlandı).
 
1969 yılı Dünya’da da önemli olayların, etkinliklerin yaşandığı bir yıldır. Astronot Armstrong, aya ilk adımı atarken, Boeing 747 de(diğer adı ile Jumbo Jet) ilk uçuşunu gerçekleştirir. Almanya’da Berlin’in başarılı Belediye Başkanı Willy Brandt,  Başbakan seçilir.
 
Bu dönemde özellikle yabancı turistler, Türkiye’nin doğal, kültürel ve tarihi güzelliklerini görmek için oldukça çileli, uzun yolculuklara katlanmak zorunda kalmaktadırlar. Antalya Bölgesi’nde Alanya ve Side, Türk ve yabancı turistler için ilgi odağıdır. Çünkü bu yörelerde çoğunlukla pansiyonlar ve küçük çaptaki oteller yer almaktadır. Alanya’da Alantur, Alaaddin Otel, Merhaba, Selâm, Riviera otelleri ve Side’de Cennet Motel (Athena), Motel Turtel, Pamfilya Oteli, Side Motel vardır. Antalya Kent içinde ise Motel Antalya, Park Otel, Villa Park, Büyük Otel, Ege Oteli ve Derya Motel hizmet vermektedirler.  1969 yılında Antalya İl sınırları içinde, 1500, evet sadece  binbeşyüz yatak kapasitesi bulunmaktadır.  O yıl Antalya’da dönemin en popüler etkinliği “Sanat Güneşi” Zeki Müren’in Aspendos Antik Tiyatrosu’nda 31 Mayıs 1969 günü verdiği konserdir.
 
01 Mart 1969 yılında Alanya’da genç bir Antalya’lı turizmci, seyahat acentası kurar, adı Pamfilya Seyahat Acentası’dır. “Pamfilya”  Antalya Bölgesi’nin antik dönemdeki adıdır. Anlamı ise, “Halkların Ülkesi ya da her yerden gelenlerin ülkesidir” dir. Pamfilya adı, seyahat acentası adı olarak da çok yerinde seçilmiş, anlamlı bir isimdir.
 
Bu genç turizmci ise, Antalya’da açılan ilk seyahat acentasının çalışanı, ilk personeli olan Yaşar Sobutay’dır. 1958 yılında Ali Rıza Öndemir tarafından açılan Ekspres Tur Seyahat Acentası’nda, sigortacılığı bırakarak, turizme ve seyahat acentalığına adım atmıştır. On yıl sonra kendi acentasını, o dönemde Türk ve yabancı turistlerin daha çok tercih ettiği Alanya’da açmıştır.
 
Pamfilya Seyahat Acentası, zaman içinde, Türkiye’nin en önemli seyahat acentalarından biri haline gelir ve 1977 yılında Acenta’nın merkezini Antalya’ya taşır. Almanya ve İsviçre başta olmak üzere yabancı birçok Tur operatörünün Türkiye operasyonlarını yürütür. Antalya’ya inen ilk kiralık uçak Boeing 727, 28 Mart 1969 günü, Yaşar Sobutay ve Profesyonel Turist Rehberi Hüseyin Çimrin tarafından, Antalya Havalimanı’nda karşılanır.
 
Ülkemiz turizmine katkıları nedeniyle Antalya Gazeteciler Cemiyeti ve turizmhaberleri.com tarafından düzenlenen “Turizmde 2008 Yılının En İyileri” ödüllerinin , bu iki kuruluşa ve onların kurucuları, sahipleri; Vural Öger’e ve Yaşar Sobutay’a 40. Kuruluş Yıllarını kutlamaları ve sebatla yıllarca hizmet sunmaları nedeniyle verilmesi çok anlamlıdır. 
 
Bizler, turizm sektöründe çalışanlar olarak, bu firmalara ve sahiplerine çok şey, borçluyuz. Onlar turizm sektörü yerine çok daha kazançlı sektörleri seçebilirler, turizm sektörünün iniş ve çıkışlarından uzakta daha dingin, daha az sorunlu bir yaşam sürdürebilirlerdi. Onlar bu yolu seçip, kırk yıl boyunca bizlere çeşitli olanaklar sağlamasalardı ülkemize gelen milyonlarca turist ve bu kuruluşlardan yetişmiş, deneyimler kazanmış, meslek edinmiş turizm sektöründe üst düzeylerde görev almış arkadaşlarımız ve çalışanlarımız da olamazdı.
 
Sayın Vural Öger ve Sayın Yaşar Sobutay,  2008 yılında ülke olarak, Dünya turizminde belli bir düzeye gelmemizde, Sizlerin de büyük payınız ve  katkılarınızın olduğunu biliyoruz. Ülkemiz Turizm sektörünün gelişmesi için, her şeye karşın sürdürdüğünüz çabalarınıza çok teşekkür ederiz. 
Gelecek kuşaklar, mutlaka Sizleri örnek alacaklardır…  Esen kalın…

Öğrencilerinin Hocası ve Hepimizin Üstadı Atalay Tüzün.

Antalya’da ilk çalışmaya başladığım yıl (1978) Turizm Bölge Müdürlüğü’nde görevli arkadaşlarla sohbet ederken, Antalya’nın birçok özelliği ve güzelliği olduğu halde neden ülke ve turizm piyasalarında yeterli payı almadığından yakınıyoruz.  Arkadaşlarımız, Antalya’da Turizm Bölge Müdürlüğü ( o dönemde Antalya, Burdur ve Isparta illerini kapsıyordu) açılmadan önce ( Turizm Bakanlığı 1963 yılında kurulmuştur) bu amaçla kurulmuş, Antalya’yı Tanıtma ve Turizm Derneği olduğunu ve geçmişte çok etkin ve yararlı çalışmalar yaptığından söz ediyorlar. 
Söz sözü açıyor, geçmişe yönelik bir yolculuk başlıyor, derneğin etkin olmasında emeği geçenlerden ve 1961-1963 yılları arasında Başkanlığını yapmış olan Atalay Tüzün Bey’in halen Almanya’da olduğunu söylüyorlar. Durum bana giderek ilginç gelmeğe başlıyor, bir turizm derneğinden Almanya’ya nasıl gidildiğini merakla soruyorum. Arkadaşlar anlatmağa devam ediyor. Meğer Atalay Bey Antalya Lisesi’nde Almanca öğretmenliği yaparken, yetenekli gençleri etrafında topluyor ve bu dernek çatısı altında Antalya ile ilgili bilgi almak, danışmak için gelen turistlerle konuşarak yabancı dillerini ilerletmeleri için onları özendiriyor. O sırada dernek merkezi Cumhuriyet meydanında, Antalya’nın turizmle ilgili tek kuruluşu. Dernek, 1949 yılında kurulmuş ve Atalay Bey Yönetim Kurulu Başkanlığını yapan üçüncü kişi. Antalya’ya gelen Türk, yabancı herkes buraya uğruyor. Her dilde bilgi veriliyor, başta Dernek Başkanı olmak üzere tüm genç öğrenciler canla başla çalışıyorlar.
Konuşma ilerledikçe arkadaşların anlattıkları daha farklı bir boyut kazanıyor. Atalay Hoca, Turizm Bakanlığı kurulduktan sonra Antalya’da bir birim açmak gerektiğinde akla gelen ilk isim oluyor ve 1963 yılında Milli Eğitim Bakanlığından ayrılarak, Turizm Bakanlığı’na geçiyor ve Antalya Turizm Bölge Müdürlüğü’nü kurmakla görevlendiriliyor. İlk Turizm Bölge Müdürü olarak, beş yıl kendisinin oluşturduğu ekiple çok güzel çalışmalar yapıyorlar. 1968 yılında ise Almanya’da Frankfurt Turizm ve Tanıtma Ataşeliği görevine atanıyor. 
Kısacası, Antalya’da başarılı çalışmalar yapmış olan Atalay Beyi bu kez sadece bir bölgeyi değil, tüm ülkeyi Almanlara tanıtmak için seferber olurken görüyoruz. Düşünün, Turizm Bakanlığı kurulalı beş yıl olmuş, Bakanlığın kuruluş aşamalarında ve Almanya’da tanıtım çalışmalarında yokluklar, eksiklikler devam ediyor. Fakat, Atalay Bey her zamanki nezaketi ve candan yaklaşımı ile pratik çözümler buluyor, orada Almanlarla çok yakın ve güzel ilişkiler oluşturuyor. Türkiye’nin tanıtımı için her yolu deniyor. Her fırsatı değerlendiriyor. 1974 yılında Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nda Tanıtma Genel Müdür Yardımcılığı’na atanıyor ve 1977-1982 yılları arasında ise tekrar Almanya’da bu kez Münih Turizm ve Tanıtma Ataşesi olarak görev yapıyor. 
Yurtdışı görevi bitince, Atalay Tüzün’ü Turizm ve Tanıtma Bakanlığı Turizm Genel Müdürü olarak tekrar Ankara’da görüyoruz. Görüyoruz diyorum. Çünkü ben kendisi ile 1982 yılında Genel Müdür olduğunda, Bakanlık’taki bir toplantı sırasında karşılaşıyorum. O sırada ben Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi’nde çalışıyorum ve Bakanlıktaki Projenin Koordinasyon Toplantısında tanışıyoruz. Önce Antalya’dan geldiğimizi bildiği için bize ilgi gösterdiğini düşünüyoruz. Biraz sonra, Atalay Bey’in sadece bizimle değil, toplantıya katılan herkesle ayrı ayrı ilgilendiğini fark ediyoruz. Belki öğretmenliğinden gelen çevresindeki gençlere yardımcı olma, mesleki deneyimleriyle karşısındakinin dertlerini anlama ve sorunlara çözümler getirişi kendisi hakkında duyduklarımızdan da öte, farklı bir devlet adamı, saygıdeğer bir insan olduğunu görüyor ve böyle bir büyüğümüz olması nedeniyle kendisiyle gurur duyuyor ve aramızda örnek olarak gösteriyoruz.
Bakanlıkta bu dönem, yeni atılımların, yeni girişimlerin yapıldığı bir dönem. Örneğin, 2634 sayılı Turizm Endüstrisini Teşvik Yasası Mart 1982 yılında çıkarılıyor. Bir taraftan Türkiye’de bir ilk, Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi 1995 yılına kadar Antalya’nın Güneybatısında tüm altyapı ve sosyal üstyapılarıyla 25.000 yatak kapasitesi yaratılması hedefi ile planlama ve uygulama çalışmaları yürütülüyor. 
Türk turizmine ‘Turizm Bölgesi, Turizm Merkezi, yatırımcılara kamu arazisi tahsisi’ gibi yeni kavramlar giriyor, bu nedenle de Turizm Bakanlığı’na, Turizm Genel Müdürü’ne de çok gelen giden oluyor, bilir bilmez turizm yatırımı yapmaya girişenlere lâf anlatmak, diğer bakanlıkların görevlilerini turizm konusunda bilgilendirmek ve yönlendirmek gerekiyordu. Bu ağır tempo, geçmişte gerek yurtiçinde, gerekse yurt dışında her zorluğun, yokluğun üstesinden gelmiş Atalay Tüzün’ü yormaya başlıyordu.
Atalay Bey, o sevecen tavrı ile bizlerle her karşılaştığında Antalya’daki çalışmaların nasıl gittiğini, hangi aşamalara gelindiğini, neler yapıldığını sorar, olumlu yanıtlar alınca da çok sevinirdi.
Turizm Genel Müdürlüğü’nde devam eden özverili çalışmaları sırasında, bana “Avni çok yoruldum!” diye söz etmişti. Nitekim 1984 yılında emekliliğini istedi ve Turizm Bakanlığı’ndan ayrıldı. Turizm Bölge Müdürlüğü’nden Frankfurt’a  Turizm ve Tanıtma Ataşesi olarak gittiğinden 16 yıl sonra, tekrar Antalya’ya doğduğu topraklara dönüyordu. 
Atalay Tüzün’ü yakından tanıyanlar bilirler, kolay kolay bir köşede oturabilecek birisi değildi. Nitekim emekli olmasına rağmen bazı çalışmalar içine girmişti. Alman hükümeti tarafından 1988 yılında Almanya Federal Cumhuriyeti Antalya Fahri Konsolosu olarak atandı. Bu atamaya en çok sevinenler ben de dahil, turizm sektöründeki seyahat acentaları ile otelci arkadaşlarımız oldu. Çünkü o dönem Antalya Havalimanı Uluslar arası yolcu ve kiralık uçak trafiğine açılmıştı ve özellikle Almanya ile iyi ilişkilere herkesin ihtiyacı vardı. Atalay Bey de bu işlerin üstadı idi. Bu sırada Atalay Tüzün’e, Almanya-Türkiye turizminin geliştirilmesine katkılarından dolayı, 1993 yılının Kasım ayında yapılan bir törenle Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın en üst katındaki toplantı salonunda Almanya Büyükeliçisi tarafında Alman Liyakat Nişanı verildi. Görüldüğü üzere Atalay Beyin, iki ülke turizmine olan katkıları sadece bizler tarafından değil Alman Hükümeti tarafından da önemli bir nişanla taçlandırılmış oldu.  
Atalay Bey, çeşitli sempozyum ve toplantılarda turizm ve tanıtım konularında tebliğler sunmuş ve çeşitli makaleler yayınlamıştır. Antalya’da turizmle ilgili olan hemen hemen her toplantıda ya organizatör, ya konuşmacı, ya da oturum başkanı olarak yer aldı.  Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği kuruluşundan tam bir sonra 06 Ocak 1993 tarihinde Atalay Tüzün’e ülke turizmine ve tanıtım hizmetlerine katkıları nedeniyle Onur Üyeliği’ne seçti. Aynı gün düzenlenen bir törenle de onur üyeliği plâketi kendisine sunuldu.
Gerek Turizm Bakanlığı’ndaki çalışmalarında, gerek Antalya Alman Fahri Konsolosu olarak kendisinden ülkemize, kentimize ve buraya gelmiş Alman turistlere çok büyük yardımı ve desteğini yakından görmüş ve yaşamış birisi olarak ondan çok şeyler öğrendiğimi her fırsatta gururla söylerim, çevremdekilere anlatırım. Devlet Adamlığının ciddiyetini, ilkeli davranışlarını tavır ve davranışları ile hissettiren, yerine göre bizlere dostça bir tavırla nazik bir şekilde sergileyen, candan, sevecen Atalay Ağabeyimizi 2 Şubat 1994 günü kaybettik.   
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin, bir kadirşinaslık göstererek 20 Haziran 2007 günü şehrin merkezinde bir sokağa ‘Atalay Tüzün’ adının verilmesi, herkesi olduğu gibi beni de duygulandırdı ve bu yazıyı kaleme almamı sağladı. Bu konuda önderlik eden herkese, Atalay Tüzün Ağabeyimizi  bir kez daha sevgi ve saygıyla anmamıza aracı oldukları için teşekkür ederim. Ne mutlu onun izinden yürüyenlere…

Avni Aker (Turizmci/Eğitimci)                                      21.06.2007

GEZGİNLERİN GÖZÜYLE ANTALYA

Meraklı, ilgili ve gözü pek gezginler sayesinde geçmişi daha nesnel bir bakışla tanıyıp, öğrenme ve değerlendirme şansımız olmaktadır.
 
Turizm hareketleri geçmişte meraklı kişilerin, değişik ülkeleri, yerleri görmek istemesi nedeniyle başlamıştır. Bu kişiler özveri ile, yaşadıkları dönemlerin ulaşım zorluklarına göğüs gererek, farklı yerlere ticari olmayan seyahatler yapmışlar ve ülkelerine dönüşlerinde, ya gördüklerini yazıya döküp yayınlamışlar, ya da etkilendikleri yerlerin resimlerini yapıp, bulundukları çevrelerde sergilemiş, bazı ortamlarda topluma bilgi vermişlerdir. O yörede yaşayanlar, bu kişilerin anlattıkları ile, yani onların gözü ile değişik ülkelerin, yörelerin resimlerini görmüşler, yaşamlarını öğrenmişlerdir. Bu bilgiler ve belgeleri sağlayan meraklı, ilgili, gözü pek gezginler sayesinde geçmişimizi daha nesnel bir bakışla tanıyıp, öğrenme ve değerlendirme şansımız olmaktadır.
 
Turizm sektörü ve hele tanıtım deyince, “mangalda kül bırakmıyoruz !” ama bu konularda harekete geçenleri, olumlu çalışmalara imza atanları ne biliyoruz, ne de doğru dürüst  izleyip, destek veriyoruz.
 
Bu gün, sizlere ülkemizin tanıtımında özel çabalarla, özverili çalışmalarla hazırlanmış ve Almanya’nın dört kentinde binlerce ziyaretçinin ilgi ile gezdiği bir sergiden söz etmek istiyorum. “Gezginlerin Gözüyle Antalya” ya da almanca olarak, “Antalya aus dem Blickwinkel von alten Reisenden”.
 
Antalya’nın yurt dışında birkaç kardeş kenti vardır. Zaman zaman bu kentlerden ziyaretçiler gelir, karşılıklı oturulur, konuşulur ve gezilir. Sonra da herkes evine, işine döner. 2008 yılında bu toplantılardan birine kısa adı 
AKMED olan, “Suna-İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü” Müdürü Kayhan Dörtlük katılır ve Nürnbeg’den gelen konuklara, böyle bir sergi hazırlıkları içinde olduklarından söz eder. Büyük bir ilgi ile karşılanır, kısa zamanda tarih ve yer belirlenir, Antalya’ya bildirilir. Küratörlüğünü Kayhan Dörtlük ve Remziye Boyraz’ın,  görsel tasarımını Himmet Öcal’ın yaptığı sergi 4 Ekim 2008 tarihinde Nürnberg’in tarihi  Belediye Binası’nda (Rathaus) görkemli bir törenle açılır.  Yüz sayfalık , çok güzel tasarlanmış Türkçe ve Almanca,  bir Sergi Kataloğu ile birlikte bir ay boyunca binlerce ziyaretçinin beğenisini kazanır.
 
Bu serginin ilgi derlediğini gören, Almanya’daki diğer Kent Yönetimleri kendi şehirlerinde de sergilenmesi için çağrıda bulunurlar ve ikinci sergi 09-21 Aralık 2008 tarihleri arasında Münih Kültür merkezinin görkemli salonunda sergilenir. Daha sonra 06-20 Mart 2009 tarihleri arasında Berlin’de Türkevi’nde sergi açılır. Bu sergileme dönemi aynı zamanda ITB (Internationale Tourismus Börse) Turizm Fuarı’nın düzenlendiği döneme (11-14 Mart 2009) denk getirilir.
 
Daha sonra da TC. Münster Başkonsolosluğu ve 600 yıllık Münster Üniversitesi’nin ortak davetiyle 08 Nisan – 08 Mayıs arasında Münster Arkeoloji Müzesi’nde sergilenir. AKMED bu sergi ile Almanya’nın dört büyük ve önemli kentinde tam anlamıyla bir kültür çıkartması yapmıştır, bu dört kentte sergiyi binlerce Alman, binlerce Türkiye hayranı ve binlerce potansiyel müşterimiz veya başka bir deyişle turistimiz gezmişlerdir.
 
11 Haziran 2009 günü AKMED’de kısa bilgilendirme konuşmalarından sonra “Nürnberg Sergisi” açıldı. II. Dünya Savaşı öncesi güzel, tarihi bir kentin, savaş sonrasında yerle bir oluşunun acıklı fotoğrafları sergileniyor. Yakın bir tarihe tanıklık etmek isteyenler bu sergiyi 11 Temmuz’a kadar gezebilirler.
 
Ülkemizin yurtdışı tanıtımı için gayret eden, her kurumu, bilim, kültür ve sanat insanlarımızı desteklemek, onları yüreklendirmek gerekir.  Bu doğrultuda özveri ile çalışan, gayret eden, çalışmalarda isimleri geçen veya katkıları, adları yayınlarda yer almayan dostlara teşekkür borçluyuz.
 
Onlar sayesinde varız, onlar sayesinde de var olmaya devam edeceğiz. 
 
Esen kalın…

ULUSLAR ARASI ASPENDOS OPERA VE BALE FESTİVALİ 16 YAŞINDA

Uluslar arası Aspendos Opera ve Bale Festivali bu yıl 16 yaşında. Bunu söylemek çok kolay. Bir düşüncenin, bir hayalin festivale dönüşmesi ise büyük çabalar isteyen bir uğraş. Bu çapta bir organizasyona girişildiğinde, yüzlerce kişi ortak bir paydada buluşup, herkes kendi üstüne düşen işleri büyük bir özveri ile yapmaya çalışıyor.
 
İşte 1994 yılının Nisan ayında ilk hazırlıklar Ankara ve Antalya’da başlatılıyor. Ekibin başında Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü, Orkestra Şefi Rengim Gökmen var. Yanında en büyük yardımcısı İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni Yekta Kara.
 
İlk defa ve 8 000 – 10 000 kişinin izleyebileceği antik bir tiyatroda festival düzenliyorsunuz. Hem de kent merkezine, yani Antalya’ya 45 km uzaklıkta. Kimler gelecek, nasıl gelecek ?  Antalya Belediyesi hemen Antalya Müzesi’nin bahçesinden Aspendos’a otobüs seferleri düzenliyor. İzleyici potansiyeli için elinizde Aspendos Tiyatrosundaki bazı etkinliklerle ilgili bilgiler var belki, ama bunlar opera ve bale izleyicisi ile ilgili rakamlar değil. Kimleri, hangi kuruluşları devreye sokmak gerekiyor ? Türk izleyiciler için, Antalya Müzesi salonunda kültür, sanat, turizm v.b. derneklerinin temsilcileri ile toplantı yapılıyor, onlara Antalya için bu festivalin önemli bir şans olduğu açıklanıyor, festival programı hakkında genel bilgi veriliyor. Birçok dernek başkanı inanmaz bakışlarla konuşmaları izliyor. Bir taraftan Antalya Ticaret ve Sanayi Odası ile diğer taraftan tur operatörü,  seyahat acentalarına, Profesyonel Turist Rehberlerine ve konaklama işletmelerine,  festival ile bilgiler aktarılıyor.  Festivalin Ülke ve Antalya turizmi açısından önemi konuşuluyor, tartışılıyor.
 
11 Haziran 1994 saat 21.00 de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in ve Kültür ve Turizm Bakanı Fikri Sağlar’ın Aspendos’a gelişi ile açılış töreni yapılıyor, Aspendos Opera ve Bale Festivali başlıyor. Tiyatro dolup, taşmış vaziyette. Eser Turandot, Yönetmen Yekta Kara.  Aspendos’un büyülü atmosferinde ışıklar sönüyor ve tüm görkemi ile Puccini’nin müziği, dekor ve kostüm Osman Şengezer’in, Işık Düzeni Ahmet Defne’nin. Bir tarafta mehtap, böyle bir atmosferde sanatçılar bizi Çin’e götürüyor. 14 Haziran 1994 akşamı Carl Orf’un Carmina Burana Oratoryosu var, saat 21.30 ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, sanatçılar ve koro sahnede, Şef Gürer Aykal. Aspendos Tiyatrosu o kadar dolu ki müzisyenlerin ayaklarının dibine kadar izleyiciler oturmuş, festivali hazırlayanlar sevinç içinde…
 
1998 yılında Festival Uluslar Arası ünvanını kazanıyor, binlerce sanatçı ve yüzbinlerce izleyici, Aspendos’ta yaratılan bu kültür ve sanat dünyasından kendisine düşen payı alıyor. Tur operatörleri, seyahat acentaları, Profesyonel Turist Rehberleri, acentaların otel rehberlerinin özverili çalışmaları ile Festival biletlerinin % 70’i yabancı turistlere satılıyor. Aspendos tepeleme doluyor. İzleyiciler güzellikleri yaşamanın bilinci ve insan olmanın değerleri ile 15 yıldır bu festivali yaşatıyor. Kültür ve turizm yaşamımızı zenginleştiriyor. Bu festivali başlatan, devam ettiren ve bu günlere getiren tüm isimsiz kahramanlara teşekkür ediyor, 15 yıldır emeği geçen herkesi ve başta da Festival fikrini ortaya atan ve başlatan, 15 yıl sonra tekrar Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’ne atanan Rengim Gökmen’i  kutluyor, Dünya kültür ve sanatına katkılarınıza, ruhumuzu zenginleştirmenize, insan olmanın onurunu bizlere yaşattığınız için Sizlere teşekkürlerimizi sunuyoruz… Nice yıllara …

Öğrencilerinin Hocası ve Hepimizin Üstadı Atalay Tüzün.

Antalya’da ilk çalışmaya başladığım yıl (1978) Turizm Bölge Müdürlüğü’nde görevli arkadaşlarla sohbet ederken, Antalya’nın birçok özelliği ve güzelliği olduğu halde neden ülke ve turizm piyasalarında yeterli payı almadığından yakınıyoruz.  Arkadaşlarımız, Antalya’da Turizm Bölge Müdürlüğü ( o dönemde Antalya, Burdur ve Isparta illerini kapsıyordu) açılmadan önce ( Turizm Bakanlığı 1963 yılında kurulmuştur) bu amaçla kurulmuş, Antalya’yı Tanıtma ve Turizm Derneği olduğunu ve geçmişte çok etkin ve yararlı çalışmalar yaptığından söz ediyorlar.
 
Söz sözü açıyor, geçmişe yönelik bir yolculuk başlıyor, derneğin etkin olmasında emeği geçenlerden ve 1961-1963 yılları arasında Başkanlığını yapmış olan Atalay Tüzün Bey’in halen Almanya’da olduğunu söylüyorlar. Durum bana giderek ilginç gelmeğe başlıyor, bir turizm derneğinden Almanya’ya nasıl gidildiğini merakla soruyorum. Arkadaşlar anlatmağa devam ediyor. Meğer Atalay Bey Antalya Lisesi’nde Almanca öğretmenliği yaparken, yetenekli gençleri etrafında topluyor ve bu dernek çatısı altında Antalya ile ilgili bilgi almak, danışmak için gelen turistlerle konuşarak yabancı dillerini ilerletmeleri için onları özendiriyor. O sırada dernek merkezi Cumhuriyet meydanında, Antalya’nın turizmle ilgili tek kuruluşu. Dernek, 1949 yılında kurulmuş ve Atalay Bey Yönetim Kurulu Başkanlığını yapan üçüncü kişi. Antalya’ya gelen Türk, yabancı herkes buraya uğruyor. Her dilde bilgi veriliyor, başta Dernek Başkanı olmak üzere tüm genç öğrenciler canla başla çalışıyorlar.
 
Konuşma ilerledikçe arkadaşların anlattıkları daha farklı bir boyut kazanıyor. Atalay Hoca, Turizm Bakanlığı kurulduktan sonra Antalya’da bir birim açmak gerektiğinde akla gelen ilk isim oluyor ve 1963 yılında Milli Eğitim Bakanlığından ayrılarak, Turizm Bakanlığı’na geçiyor ve Antalya Turizm Bölge Müdürlüğü’nü kurmakla görevlendiriliyor. İlk Turizm Bölge Müdürü olarak, beş yıl kendisinin oluşturduğu ekiple çok güzel çalışmalar yapıyorlar. 1968 yılında ise Almanya’da Frankfurt Turizm ve Tanıtma Ataşeliği görevine atanıyor.
 
Kısacası, Antalya’da başarılı çalışmalar yapmış olan Atalay Beyi bu kez sadece bir bölgeyi değil, tüm ülkeyi Almanlara tanıtmak için seferber olurken görüyoruz. Düşünün, Turizm Bakanlığı kurulalı beş yıl olmuş, Bakanlığın kuruluş aşamalarında ve Almanya’da tanıtım çalışmalarında yokluklar, eksiklikler devam ediyor. Fakat, Atalay Bey her zamanki nezaketi ve candan yaklaşımı ile pratik çözümler buluyor, orada Almanlarla çok yakın ve güzel ilişkiler oluşturuyor. Türkiye’nin tanıtımı için her yolu deniyor. Her fırsatı değerlendiriyor. 1974 yılında Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nda Tanıtma Genel Müdür Yardımcılığı’na atanıyor ve 1977-1982 yılları arasında ise tekrar Almanya’da bu kez Münih Turizm ve Tanıtma Ataşesi olarak görev yapıyor.
 
Yurtdışı görevi bitince, Atalay Tüzün’ü Turizm ve Tanıtma Bakanlığı Turizm Genel Müdürü olarak tekrar Ankara’da görüyoruz. Görüyoruz diyorum. Çünkü ben kendisi ile 1982 yılında Genel Müdür olduğunda, Bakanlık’taki bir toplantı sırasında karşılaşıyorum. O sırada ben Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi’nde çalışıyorum ve Bakanlıktaki Projenin Koordinasyon Toplantısında tanışıyoruz. Önce Antalya’dan geldiğimizi bildiği için bize ilgi gösterdiğini düşünüyoruz. Biraz sonra, Atalay Bey’in sadece bizimle değil, toplantıya katılan herkesle ayrı ayrı ilgilendiğini fark ediyoruz. Belki öğretmenliğinden gelen çevresindeki gençlere yardımcı olma, mesleki deneyimleriyle karşısındakinin dertlerini anlama ve sorunlara çözümler getirişi kendisi hakkında duyduklarımızdan da öte, farklı bir devlet adamı, saygıdeğer bir insan olduğunu görüyor ve böyle bir büyüğümüz olması nedeniyle kendisiyle gurur duyuyor ve aramızda örnek olarak gösteriyoruz.
 
Bakanlıkta bu dönem, yeni atılımların, yeni girişimlerin yapıldığı bir dönem. Örneğin, 2634 sayılı Turizm Endüstrisini Teşvik Yasası Mart 1982 yılında çıkarılıyor. Bir taraftan Türkiye’de bir ilk, Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi 1995 yılına kadar Antalya’nın Güneybatısında tüm altyapı ve sosyal üstyapılarıyla 25.000 yatak kapasitesi yaratılması hedefi ile planlama ve uygulama çalışmaları yürütülüyor.
 
Türk turizmine ‘Turizm Bölgesi, Turizm Merkezi, yatırımcılara kamu arazisi tahsisi’ gibi yeni kavramlar giriyor, bu nedenle de Turizm Bakanlığı’na, Turizm Genel Müdürü’ne de çok gelen giden oluyor, bilir bilmez turizm yatırımı yapmaya girişenlere lâf anlatmak, diğer bakanlıkların görevlilerini turizm konusunda bilgilendirmek ve yönlendirmek gerekiyordu. Bu ağır tempo, geçmişte gerek yurtiçinde, gerekse yurt dışında her zorluğun, yokluğun üstesinden gelmiş Atalay Tüzün’ü yormaya başlıyordu.
 
Atalay Bey, o sevecen tavrı ile bizlerle her karşılaştığında Antalya’daki çalışmaların nasıl gittiğini, hangi aşamalara gelindiğini, neler yapıldığını sorar, olumlu yanıtlar alınca da çok sevinirdi.
 
Turizm Genel Müdürlüğü’nde devam eden özverili çalışmaları sırasında, bana “Avni çok yoruldum!” diye söz etmişti. Nitekim 1984 yılında emekliliğini istedi ve Turizm Bakanlığı’ndan ayrıldı. Turizm Bölge Müdürlüğü’nden Frankfurt’a  Turizm ve Tanıtma Ataşesi olarak gittiğinden 16 yıl sonra, tekrar Antalya’ya doğduğu topraklara dönüyordu.
 
Atalay Tüzün’ü yakından tanıyanlar bilirler, kolay kolay bir köşede oturabilecek birisi değildi. Nitekim emekli olmasına rağmen bazı çalışmalar içine girmişti. Alman hükümeti tarafından 1988 yılında Almanya Federal Cumhuriyeti Antalya Fahri Konsolosu olarak atandı. Bu atamaya en çok sevinenler ben de dahil, turizm sektöründeki seyahat acentaları ile otelci arkadaşlarımız oldu. Çünkü o dönem Antalya Havalimanı Uluslar arası yolcu ve kiralık uçak trafiğine açılmıştı ve özellikle Almanya ile iyi ilişkilere herkesin ihtiyacı vardı. Atalay Bey de bu işlerin üstadı idi. Bu sırada Atalay Tüzün’e, Almanya-Türkiye turizminin geliştirilmesine katkılarından dolayı, 1993 yılının Kasım ayında yapılan bir törenle Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın en üst katındaki toplantı salonunda Almanya Büyükeliçisi tarafında Alman Liyakat Nişanı verildi. Görüldüğü üzere Atalay Beyin, iki ülke turizmine olan katkıları sadece bizler tarafından değil Alman Hükümeti tarafından da önemli bir nişanla taçlandırılmış oldu. 
 
Atalay Bey, çeşitli sempozyum ve toplantılarda turizm ve tanıtım konularında tebliğler sunmuş ve çeşitli makaleler yayınlamıştır. Antalya’da turizmle ilgili olan hemen hemen her toplantıda ya organizatör, ya konuşmacı, ya da oturum başkanı olarak yer aldı.  Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği kuruluşundan tam bir sonra 06 Ocak 1993 tarihinde Atalay Tüzün’e ülke turizmine ve tanıtım hizmetlerine katkıları nedeniyle Onur Üyeliği’ne seçti. Aynı gün düzenlenen bir törenle de onur üyeliği plâketi kendisine sunuldu.
 
Gerek Turizm Bakanlığı’ndaki çalışmalarında, gerek Antalya Alman Fahri Konsolosu olarak kendisinden ülkemize, kentimize ve buraya gelmiş Alman turistlere çok büyük yardımı ve desteğini yakından görmüş ve yaşamış birisi olarak ondan çok şeyler öğrendiğimi her fırsatta gururla söylerim, çevremdekilere anlatırım. Devlet Adamlığının ciddiyetini, ilkeli davranışlarını tavır ve davranışları ile hissettiren, yerine göre bizlere dostça bir tavırla nazik bir şekilde sergileyen, candan, sevecen Atalay Ağabeyimizi 2 Şubat 1994 günü kaybettik.  
 
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin, bir kadirşinaslık göstererek 20 Haziran 2007 günü şehrin merkezinde bir sokağa ‘Atalay Tüzün’ adının verilmesi, herkesi olduğu gibi beni de duygulandırdı ve bu yazıyı kaleme almamı sağladı. Bu konuda önderlik eden herkese, Atalay Tüzün Ağabeyimizi  bir kez daha sevgi ve saygıyla anmamıza aracı oldukları için teşekkür ederim. Ne mutlu onun izinden yürüyenlere…