Yeliz Gül Ege

Tecrübe ve gençliğin dansı

21. yüzyılda tecrübe ve gençliğin dansını yaşıyoruz... 40-55 doğumlu işadamlarının evlatları işbaşında. Bir zamanlar kendilerinin genç olduğu ve fırsatları lehlerine çevirebilmek için çabaladıkları dönemler biraz olsun geride kaldı. Peki ya şimdi? Gençlere olan güven, inanç; aynı şekilde gençlerin istek, azmi ve başarma gücü ve karşımızda genç girişimcilik.
Girişimciliğin yaygın olmadığı ülkemizde; yüksek genç nüfusu harekete geçirerek bu anlamda yol almak en uygun strateji olarak görülmektedir. Gençleri teşvik etmek, yüreklendirmek bu noktada en önemli ateşleyici olacaktır. Şu an 75-85 kuşağı iş hayatında üst kademelere doğru ilerlemekte. 90 lılar çalışma hayatında; bir düşünsenize beynin çalışma sistematiğini ve geçmişten çok farklı yaşam tarzını. İndigo mu dersiniz yoksa önümüzdeki 20 yılda iş hayatına atılacak olan kristal lermi dersiniz bu yeni jenerasyona... ne derseniz diyin inovatif gençler işbaşında olacak. Alışılmış çalışma kalıplarının dışında olan; farklı işlerde kendilerini ifade etmek isteyen bir nesil geldi ve gelmeye devam ediyor.
Genç girişimcileri teşvik öncelikle ebeveynlerinden olacak ki ardından iş dünyası onları kabul etsin ve içlerine çeksinler. Temiz hava ciğerlerine nüfus ettiğinde diyecekler ki; bu gençlerde iş var! İş de var, icat da var. Yeniliklere hazırlıklı olan yatırımcılar bu süreçte zorlanmayacaklardır. Peki ya tek tabanca olmaya alışmış yatırımcılar? İşte onlar bu genç girişimcileri kabullenmekte biraz zorlansalarda iş hayatında kazandıkları başarıları gözlemledikçe düşüncelerinin şekli değişecektir. Bir genç olarak dikkate alınmak, dinlenmek, görüşlerinizin sorulması onure eder. Ben de 78 kuşağının girişimci genciyim ve çoğu zaman girdiğim ortamlarda; basından bir genç muhabir arkadaş heralde? Veya üniversiteden bir genç heralde? Düşüncelerini sesli olarak duyabiliyorum.  Ve bıyık altından gülmek dışında yapabileceğiniz; konumunuzu açıklamak oluyor.  Toplum  genç girişimcilere henüz hazır toplumda değil. Girip çıktığım, katıldığım bir hayli toplantılar oluyor, halen bakışlar oturmuş değil. Kolay olmayacağı kesin, fakat bu uzun yol özümseyerek yürümekle gidilecek bir yol. Koşmak veya uçmak olmaz. Tecrübeli geçmişi korkutmadan, ürkütmeden ama emin adımlarla gitmek doğrusu...bu yolda ilerleyen ve çok güzel işler başaracak olan genç girişimciler umut vaad ediyor. Bu işte en şanslı olanlar ise gençlerin zehir zemberek icatlarından yararlanabilen ebeveynlerde ve işverenlerde.
Yeliz GÜL EGE
Genel Koordinatör
Rose Hotels

İşsiz yok, ekmeksiz var!

Yoğun emeğin hakim olduğu turizm sektöründe bir yönetici ve yatırımcı bir babanın kızı olarak bu sözü babamdan son yıllarda hep duyardım; gerçekmiş meğer. Açlık, işsizlik bunlar yok, ekmeksiz, çalışmaya isteksiz, tembel insanlar var bu ülkede. Çalışmak istiyorsanız her yer iş dolu ama gelin bakın ki çalışacak ``adam`` yok. Şimdi bu sorunun temeline her ne kadar inmek zor olsa da basit bir açılımla bakmaya çalışalım.
Ailelerinden ne görüyorsa, yetişen çocukta aynı yoldan gidiyor yüksek ihtimalle. Dolayısıyla, öncelikli sıkıntı kişilerin okumadan iş, aş sahibi olmaları. Okumayınca, para kazanmaya erkenden başlıyor ve beşeri yatırım yapacağınız zamandan tasarruf ediyorsunuz. Daha sonraki yıllar sizi bezdirmiş ve usandırmış oluyor. Erken emekli olmak hayaliniz oluyor. Ve çocuğunuzda sizi görerek büyüyor ve model alıyor. O nedenle, okumak ve beşeri sermayemize katkıda bulunmak şart. Okuyan kişi senelerce dirsek çürütüyor ve iş hayatına en az 5 yıl geç başlıyor ve alanında bilgisiz ve deneyimsiz insanlarla rekabete giriyor. Alın size kirli rekabet. Almayın uzmanlaşmamış iş gücünü, dediğinizi duyar gibiyim. Nerede o lüks?
İnsan insandan anlamıyor şu zamanda. Hemen açalım; hizmeti alan da sunan da insan. Ve bu iki insan birbirini anlamakta güçlük çekiyor. İş zorlaşıyor, süreçler uzuyor ve çekilmez bir hal alıyor. Sonrasında kişi kolay işi seçme ve o yoldan gitme gibi bir alışkanlık kazanıyor. Bakınız uzmanlık gerektiren işler boşta. Havuzcu yok, elektrikçi yok, kalifiye meydancı yok vs. Liste uzar gider. Herkes barboy, komi, bellboy olmak istiyor, mutlaka resepsiyonda deskte durmak istiyor. Arka planda çalışmak vitrinden uzak yorucu ve sıkıcı bu düşünceye göre. Ayranı yok içmeye diye başlayan bir sözümüz vardır, işte bu ekmeksiz insanlar aynen böyle. Cep telefonundan, sigarasından kalmaz ama ayağında ayakkabısı yoktur ve iş beğendiremezsiniz. Biraz otorite kurmaya kalktınız mı ``Burası askeriye mi?`` sesleri yükselir. Ve bu sirkülasyon sürer gider. İş gören devir hızlarının yüksekliği ile karşı karşıya kalırız. İşin ilginç yönü şu; eskiden olduğu gibi ``Ne iş olsa yaparım abla`` kalmadığı gibi uzmanlaşan iş gücü de yok ortalıkta. Bu noktada yolunda gitmeyen bir istihdam söz konusu. Bu durumda en çok otomasyonun, fabrikasyonun olmadığı hizmet sektörüne zarar vermektedir. Bir de tüm bunların üzerine referans araştırması yapmadan sevgili iş yerlerimiz elemanlarını aldıkları için bu kesim sürekli dolap beygiri gibi dönüp duruyor. Referansı geçtim, adama sağlık raporu getir, onu getir bunu getir dediniz mi adam yan işletmene gidiyor ve bu evraklar olmadan kucak açılıyor. Şimdi tüm bunlar çarpık istihdama bir örnek. Çarpık yapılaşma olur da  çarpık istihdam olamaz mı? Olur, olmuş işte...
Yeliz GÜL EGE
ROSE HOTELS
Genel Koordinatör

ITB böyle Türkiye görmedi!

Halle3.2, stand 201`deyiz. Türkiye Türkiye olalı böyle stand görmedi. Her türlü imkanının katılımcılara sunulduğu evinizde gibi rahat edeceğiniz bir Türkiye standı. Bu stand için çalışanlara kafa yoranlara teşekkür ederiz. Lalelerle bezeli masalarımızda olmanın gururu ile misafirlerimizi bekliyoruz. İlk gün sabah Sn. Ertuğrul Günay rüzgarı esti standlarımızda. Asya 2008 in Trendy Destinasyonu; bu fırsattan faydalanmalı, hem Asyalı hem Avrupalı tarafımızı sunmalıyız tüm dünyaya.
Animasyona biraz daha ağırlık vermeli (mesela Nasrettin Hoca eşşeğine binip gezmeli, semazen showları, geleneksel giysilerimizi sergileyen kızlarımız olmalı gibi...) Türkiye. Özellikle tüketiciyi salona çekme konusunda etkili olacaktır. Hindistan veya Maldivler bunu yapmış hatta Almanya bile. Çok şık ve etkili denilebilecek ferahlatıcı su seslerinin yükseldiği standımızın tek eksiği bu diyebilirim. 2008 Türkiye yılı olacak gibi bir hava sezinliyoruz. Mevcut riskleri iyi yönetir ve fırsatları kullanabilirsek önümüzde kimse durmasın, 5. vitesteyiz..
Türkiye`nin imajını çok iyi anlatma ve sunma yolundayız. Anadolu Ateşi gösterileri tüketici günlerinde tüm gün devam etti. Türkiye meydanı oluşturulmuştu ve bu meydan Anadolu Ateşi`nde ağzına kadar alkışlayan ellerle doluydu. Kültürümüzü bu denli haykırarak anlatan bir topluluğu iyi yıllar sonra akıl ederek ITB`ye getirmişiz. Bu herkesin düşündüğü fakat bir türlü uygulanmamış fikirleri yaşadığınız bir Türkiye standı. Yaratıcı fikirler devam etmeli, innovative olmalıyız. 3.2 ye giren ve çıkan her misafirin yakasında Türkiye kokartı olmalı. Kadınlar günü ve tüketici gününün aynı günde çakışması çok iyi bir fırsattı fakat bu konuda bir etkinlik patlatsaydık tam olacaktı ama olmadı, ne yapalım. ITB ziyaretçileri, zihinlerinde  Anadolu Ateşi ve ellerindeki çek çek valizlerinde aldıkları promosyonlarla ayrıldı.
Daha çok katılımla, Bakanlığımızın standı 3.2 nolu salonun tamamını kapatsın isterim. Tüm turizmcilere bu bir çağrı olsun, Sn. Bakanımız Ertuğrul Günay, Sn. Müsteşarımız İsmet Yılmaz ve Sn. Tanıtma Genel Müdürümüz Özgür Özaslan`a Teşekkür Ederim.

Olmazsa olmaz

İnnovasyonlar için şansın yaşamsal bir önemi olduğu kesindir. Mantık soruları ve dersleri oldukça sıkıcı gelmiştir oldum olası. Sebebi kalıplara alışmış olmamdan diye düşünüyorum. Hataların hoş karşılanmaması, hep doğruyu ortaya koyma çabamız ve başarısızlıktan öcü gibi korkmamız değil mi bizi yaratıcılıktan uzak tutan unsur. Oysa ki başarısızlık innovasyonun bir parçasıdır. Hatasız kul olmaz fakat hata yapmazsan iyi olur demez mi büyüklerimiz?
Riskle yaşama yeteneği yüksek bir birey yetiştirmekten bahsediyorum. Bu yeteneği yüksek, üretken bireylerden oluşan bir toplum. İşte o zaman biz öncü diğerleri takipçi olacaktır. Giderek önem kazanan bir kavram innovasyon. Bu kavramı her alana uygulayabilmek öncelikli olarak düşünce tarzının değişiminden geçmektedir. Hazırlop bilgileri, hap yap gup yapmaya alıştırıldık eğitim sistemimizde. Ar-Ge'nin sadece çamaşır makinası üreticileri tarafından kurulması gereken bir departman olduğunu, hatta kelime anlamını zor çıkarttım ortaokulu bitirene kadar diyebilirim. Öğrendiğimiz ilk yabancı dil; ingilizce. Peki ikinci hangisi? Almanca olur büyük ihtimalle. Peki Çince, Japonca, Macarca...? işte bu konuda bile takılıp kalıyoruz. Peki şu an milyonları peşinden sürükleyen web siteleri neden bu kadar revaçta? İnnovasyon odaklı olduklarından diye düşünüyorum.
Daha öncesinde youtube gibi facebook gibi ilginç siteler yoktu. Fakat oluşunca nasıl da talep doğdu birdenbire. İnsanlar facebook mu bekliyordu hayır, insanlar değişim istemekteydi ve bu değişim onlara fayda sağlamalı hayatını kolaylaştırmalı, yeni bir bakış açısı kısacası farklılık getirmeliydi. Yine gündelik yaşamımıza bir bakalım. Hep aynı konuları işleyen Türk filmlerimiz vardı şimdi de aynı konuları işleyen dizilerimiz var. Sonunu tahminlerle tutturduğumuz bazen isminden zaten  ne olabileceğini anladığımız dizilerden bahsediyorum. Birde yabancı yapım dizilere bakarsak; teknoloji, Ar-Ge ilerlemiş, para dökülmüş,senarist kafa patlatmış. Buna verebileceğim en iyi güncel örnek Lost şu an. Sonunu kestirebilen var mı? Ben izledikçe bir seviyeden sonra belirli bir IQ  ya gereksinim duyulacağı kanısındayım. Şaka bir yana hep edilgen fiil kullandım, alıştırıldık, yaptırıldı gibi. Sorumluyu hep başkaları yapmakta bizim işimiz. Oysa ki biz ler güdümlenmeye, söyleneni yapmaya, sınırları aşmamaya o kadar alışığız ve bir o kadar istekliyiz ki... çabalamadan, risk almadan, başarısız olmadan, hata yapmadan, kendine güvenmeden yeniliklerin önünü açmak olası değildir.  Bugün gençlere yeni  iş fikri yaratmaya olanak veya bulundukları konumda yenilikçi olmaları için gerekli vizyonu vererek istihdama katkıda bulunmalıyız. Gençlerin önlerini açmalı ve hepimizin düşmeden bisiklet binmeyi öğrenemediğimizi unutmamalıyız. Bu kadar korkak olmayalım, kartallar bile hayatta kalmak için tahmin edilemez bir acıya katlanarak yenilenmeyi göze almaktadır. Bile diyorum çünkü kartaldan  büyük BİR farkımız var. Sizleri biraz olsun düşünmeye sevk edebildiyse bu yazı amacına ulaşmıştır.

Ertuğrul Günay rüzgarı iz bıraktı

Bir Kültür ve Turizm Bakanı Rüzgarı esti ve iz bıraktı... 20 Ocak tarihinde yapılmış olan TÜROFED Genel Kuruluna katılan Kültür ve Turizm Bakanımız sayın Ertuğrul Günay turizmcileri yüreklendirdi. Öyle bir yüreklendirmekti ki o; sözlerle ifadesi zor. Bu defa herşey farklıydı diyerek başlamak istiyorum sözlerime.
Kendini sektör üyesi sayan, turizmcileri toplantı sonuna kadar dinleyen, somut cevaplar veren, sektörden haberdar, ekibiyle bir bütün içinde çalışan, güleryüzlü, mütevazi, sesiyle coşku ve cesaret veren, şeffaf ve herşeyden önce iyi bir turist; kısacası bizden biri Sayın Bakanımız. Bizim için büyük bir şans olduğuna inandığım saygıdeğer Bakanımız öyle bir konuşma yaptı ki; turizmci olmaktan hiç bu kadar gurur duymamıştım. Orada oturmuş kendisini dinleyen yüzlerce turizm girişimcisini umutlandırdı, yüreklere su serpti. Sorunları içimizden biri gibi ele aldı ve sayın Başbakana turizmcilerle aynı safta olduğunu belirtti. Utanmasam, oturduğum yerden kalkıp coşkumu gösterecektim.
Tamam belirtti de ne yaptı diyenler olabilir? Sabırlı olmalıyız, bu kadar pozitif bu kadar sorunları farklı ele alan birinin duyarsız kalarak havanda su dövmeyeceği kanısındayım. Hele ki geçmiş dönem Turizm Bakanımızdan sonra Sayın Ertuğrul Günay orkide gibi eşsiz göründü gözüme. Tanıtıma ayrılan bütçemiz az ama öz kullanılırsa buna da şükür dedirtir. Ayrıca sektörü bu denli sahiplenmek gerçekten içimizden biri olabilmeyi hangi turizm bakanımız başarabilmişti? Rahmetli Sn. Taşar?ın hakkını da vermeliyiz bu arada. Sektörü bu denli iyi analiz edebilmekte ve bu analizlerini gün geçtikçe basın yoluyla bizlerle paylaşmakta ve genel konuşmalardan ziyade direkt hedefe odaklı sözler sarf etmekte Sayın Bakan.
Tanıtım filmlerimiz her ülkede ayrı o ülkenin talebine göre şekillendirilmiş afişlerimiz tanıtım materyallerimiz geçmişe kıyasla bir hayli gelişmiş durumda fakat KDV indirimi ile ilgili yasanın uygulanabilirliği çok düşük, nitekim bu konuda ortaya çıkan tartışmalar tüm katılımcıların gözünün önünde cereyan etti ve eminim ki şu an bu indirimi konu alan işletmeler için çok yakında gerekli açıklamalar yapılacaktır. 12 aya yayılmış bir turizm sektörü bu sektörün kış aylarında açık kalabilmesi ve bu sektörden sebeplenen onlarca sektör sayıldı, döküldü, anlatıldı... Çözüm mercilerinin hepsi oradaydı mesajlar alındı ve eminim en kısa zamanda sorunlar ele alınacaktır. Sektörle ilgili olup da söylenmeyen sorunumuz kalmadı emin olun, bütün gün anlaşılmayan konular tekrar tekrar ele alındı. Şimdi sabırla bekleyip göreceğiz. Sabrın sonu selamettir, sabreden derviş muradına ermiş saygıdeğer meslektaşlarım, şayet verilen sözler tutulur ise "Bizi kimse tutamaz, biz bu coşkuyla 2008'i başarıyla götürürüz diyorum" ve TÜROFED Başkanımız Sayın Ahmet Barut?u kutluyorum ve başarılar diliyorum.
Yeliz GÜL EGE
ROSE HOTELS
Genel Koordinatör

İnnovasyon Mudur? Düşünce Midir?

2007 yıl sonunu 2008 yılı başlangıcına bağlayan bu günlerde en çok takıldığım ve üzerinde kafa yorduğum kavram ``İnnovasyon``. Acaba innovativ olmak, İnnovasyon tam olarak neleri ifade ediyor? Herkesin dilinde olan bu kavramı, neden bugünlerde beynim farklı algılamaya başladı? Sene 97 üniversitedeyim, globalleşme kavramı tüm derslerde, medyada, kitaplarımızda idi. Şimdi ise innovasyon hiç işlenmediği kadar çok mu işleniyor, yoksa bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yıllardır bastırılmam ya da aldığım eğitim şekli ya da ``Söz büyüğündür sus küçüğündür`` deyişi mi benim bu kavramı yeni kavramamı sağladı diye kendime sormadan edemiyorum.
Nasıl başlamalı? Nereden tutmalı bu kavramı? Kreşlerden mi, ilköğretimden mi, lise mi yoksa üniversitelerden mi? Aslında bir hayat görüşü olması gerektiği kanısındayım dolasıyla her zaman ve heryerde insanın beynini ateşleyebilmemiz, harekete geçirebilmemiz şart. Antalya?da bir lise hemde bir Anadolu Lisesi sini ziyaret etmem gerekti bu hafta. Tablo benim lise yıllarımdan bu yana maalesef pek değişmemiş hatta benim ortaokul (o zamanlar vardı) dönemimimde bizim lise deki tablo gibiydi. Yani daha da kötü.
Şimdi soruna eğilelim; en büyük sorun eğitmenlerimiz. Öğrencilere ne verirsen onu almak için hevesliler fakat eğitmenler ununu elemiş asmış. Öğrencilere hitaplar hep bağırarak ve korkutarak, hala değişmemiş. Korkarak büyüyoruz, büyütülüyoruz. Ve bu öğrenciler de bağrılmanın ve bağırmanın bir insanla konuşurken normal olduğunu düşünerek gelişiyorlar. Eğitmenlerimizin peki yıllar önce aldığı eğitim sistemi nasıldı ki biz şimdi ne bekliyoruz... sorunun cevabı çok düşündürücü ve bir o kadar da vahim. Kendini güncellemeyen, okumayan, araştırmayan okullarına kör olarak gelip kör olarak giden eğitmenlerimizden bahsediyorum. Ben bu türden düşüncelerin değiştiğine en azından Antalya da, inanıyordum fakat öyle olmadığını görmek beni şaşırttı ve düşünmeye sevk etti.
İnnovasyon'un Türkçe karşılığı hemen hemen yenilik, buluş anlamında. Yenilikleri hayatımızın her alanında yapmamız, yapılmamışı, denenmemişi, yeniyi her sektörde uygulamak mümkün. Bu yolla rekabet şansımız yüksek olacaktır. Turizm sektöründe, bilhassa içinde bulunduğumuz kirli rekabette farklılaşmak uzunca bir süredir olmazsa olmaz haline geldi. Beynimizdeki düşünceleri açığa çıkartmaz ve hayata geçirmezsek bu innovasyon olmayacaktır. Değişime başlamalıyız. Nereden başlamalıyız? Tabi ki çocuklarımızın eğitiminden ve onları eğiten öğretmenlerimizden. Girişimciliği destekleyen derslerin müfredatlara konulması ve öğretmenlere, girişimciliği destekleyen ve innovasyonu teşvik eden eğitimlerin verilmesi öncelikli olmalıdır. 2010 hedefi Girişimciler Ülkesi Türkiye'dir ve bu hedefe eğitilmiş, innovativ düşünceli beyinlerle ulaşabiliriz. 2008 yılı dileklerinizi gerçekleştirsin dileklerimle.

Huzuru ve hoşgörüyü özlediğimiz Mevlana Yılından merhaba

Bu yıl Hoşgörü Yılı, hoşgörü dışında aradığınız her şeyi bulmak mümkün. 2007 yılında yaşanan ve yaşanmaya devam eden onca trajik ve traji komik olayları bir düşünün. Aslında, her yıl için yaratılacak tema ile insanlığı alıp bir yerlere, başka alemlere götürebilmek güzel olurdu. Ama soyutlanamadığımız çevre koşulları bunu yapmamızı engellemekte. Tam da bu sözümü söylediğimde Mevlana'dan bir söz, okuduğum kitapta gözüme ilişiyor; ``Dünyada ne varsa onların hepsi senin kendi benliğinde. Her istediğini kendi içinde ara, çünkü her şey sensin.``
Her sene bir sene sonrasını öngörmüyor muyuz? 2008 turizmi nasıl olacak, geçmiş yıl ve bu yılı karşılaştırır mısınız, gelecek yıl bu yılı pax olarak geçer miyiz, sorularına verilen yanıtlar, yapılan yorumlar ile geçen bir sezon ve bitmeye yakın bir yıl daha. Bu yıla özgü kaçımız tesislerinde temaya uygun bir sezon geçirdi? Bunu düşünebilecek vaktimiz oldu mu? Benim olmadı, olamadı. Mevlana yılı?na özgü bir tema oluşturmadık, misafire yeterince bu yılı hissettiremedik. Sezon karmaşasının içinde değerlerimize sahip çıkamadık diye düşünüyorum. Kültürün turizm sektöründe çok önemli hale geldiği yıllardayız. Turist bilinçleniyor, gezmeyi gezilecek yerleri çok iyi biliyor. Hoş, çocukluğumdan bu yana Kemer?de bulunan evimizin yanındaki "Kale" diye bildiğimiz turistlerin ellerinde haritayla gelip bize "Oraya nasıl gidebiliriz?" diye sorduğu yerin kale değil Türkiye?de kalan son Selçuklu eseri olan "Selçuklu Av Köşkü" olduğunu bundan aşağı yukarı 5 sene önce öğrendim desem? İşte bu kadar ilgi ve alaka!
Maliyetleri nasıl düşük tutarız, zarardan nasıl kâr ederizi hesaplamaktan ve misafir memnuniyetini nasıl arttırırızdan bunlara vakit kalmıyor. Oysa dünya bu tür etkinliklere çok önem veriyor. Her yıl dünyanın kabul ettiği ve üzerinde durduğu temanın, Bakanlığımız tarafından sektöre adapte edilmesi gerektiği görüşündeyim. Yılın tanıtımı, promosyon ve afiş vb. çalışmaları bu yönde yapılarak konaklama işletmeleri, seyahat acentelerinden tutun da hediyelik eşya satan esnafa kadar bu Tema uygulanmalıdır. Topyekün bir satış politikası, reklam çalışması yapılmalıdır. Zaten yıllardır ülkemizin eksiği de bu değil midir? Nasrettin Hoca yılı, terörün olmadığı, kurların yüksek seyrettiği ve en az Nasrettin Hoca fıkraları kadar mizah dolu bir yıl olsun dileklerimle.