Salih Çene

ANTALYA TURİZMİNDE 2008 YILINA BAKIŞ

Sıkıntılı bir başlangıçtan sonra, özellikle Rus pazarından gelen beklenenin üzerinde talep, Haziran ayı itibariyle Antalya bölgesindeki Otellerin ve Turizimcilerin bir nebze de olsa yüzlerini güldürdü.
Bir nebze diyorum, çünkü daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, fiyatların yükseltilememesi, YTL nin diğer paralar karşısında değer kazanması ve özellikle  döviz girdilerinin, ağırlıklı olarak, bu yıl en kötü dönemini yaşayan, USD ($) bazında olması, buna karşılık giderlerin YTL bazında ve enflasyon nedeniyle yükselerek yansıması gibi nedenlerle;  kâr ve kârlılık oranları, düşmekte... Ne gariptirki, senelerdir döviz bazlı anlaşmalar yapan Oteller artık YTL anlaşma yapabilmenin hesapları içinde. Eylül ayının ilk yarısının da dolu geçmesi moralleri biraz daha düzeltti, darısı geriye kalan ayların başına, yoksa moraller çabuk bozulabilir.
Benim niyetim de bu yılın verilerine bakarak, gelecek yılın tahminlerini yapmak ve Turizimcilere kendimce moral vermek. Evet! Kanımca gelecek sene Turizimcilerin yüzünü gerçekten güldürebilecek bir yıl yaşamamız büyük bir olasılık. Tek çekincem, bölgemizde oluşabilecek arzu edilmeyen mücbir sebeplerle, biraz sonra sayacağım avantajlarımızın boşa gitmesi. Hep korkusu ile yaşadığımız bu mücbir sebepleri biliyorsunuz, başta Terör olmak üzere, savaş ve deprem gibi illetler. İnşallah gelecek yıl hepsi bizden uzak dururur...
Bu yıl yüzümüzü güldüren, başta Rusya olmak üzere yakın çevremizdeki pazarlarda oluşan ciddi artışlar. Sadece Rusyadan gelen Turistlerde, Ağustos sonu itibariyle, geçen yıla göre % 34 ün üzerinde artış yaşandı. Bunun temel nedeni olarak Rusyada pasaport temin edebilmenin kolaylaştırılması ve milyonlarca yeni pasaport çıkartılması gösteriliyor...
Bunun gelecek yılda aynı şekilde süreceği ve Rusya pazarındaki talep artışının devam edeceği görüşü, 2008’e bakışta, olumlu etkenlerden sadece birtanesi.
Diğer bir olumlu etken de Avrupa pazarının bu yıl özellikle yüksek sezonda yaşadığı yer bulma sıkıntıları nedeniyle, gelecek yıl erken rezervasyonlara ağırlık vererek, kendisini garantiye almaya çalışacak olması.
Bir başka olumlu etken de Kasım ayında Antalyada gerçekleşecek özellikle üç önemli kongrenin, 2008 yılına yönelik çok önemli bir talep potansiyeli taşıması. Bu kongreler sırasıyla, Dünyanın 90 ülkesinden üst düzey Turizm Profesyonellerini ağırlayacak olan SKAL Dünya Kongresi (takriben 700 kişi); yine Dünyanın her tarafından gelecek Genç İşadamlarını ağırlayacak JCI Kongresi  (takriben 3000 kişi) ve Alman seyahat Acentaları Birliğinin yıllık genel kurulu .
Gelecek yılın doluluklarını olumlu etkileyecek bütün bu gelişmeleri destekleyen farklı iki etken de, çok başarılı geçmesini beklediğimiz 2008’e damgasını vuracak. Bunlardan birisi KDV indirimi, diğeri de  Antalya bölgesinde son 5 yılın en düşük yatak artışının 2008 de gerçekleşecek olması.
Eh! Bukadar olumlu etkenin biraraya geldiği nadir yıllardan birisi olmaya namzet 2008 yılında, müsade edinde Turizmciler, özellikle de Otelciler biraz nefes alsın.
Umalım da herşey beklentilerimizi destekler biçimde gelişsin ve herşey Turizme gönül verenlerin gönüllerince olsun...
Sağlıcakla kalın

DOĞAL PAZARLARIMIZ

Geçtiğimiz Çarşamba günü çok güzel bir toplantıya katıldım. Bu tür toplantılara öncelikle bir Turizmci olarak katılıyorum, ama part-time bir gazeteci olarak ta izliyorum. Bu seferki toplantının özelliği, sektörel sivil toplum örgütleri SKAL, AKTOB ve POYD’ un senelerdir ilk defa  aylık yemekli toplantılarını birlikte düzenlemeleriydi. İlk adımı geçen ay SKAL ve POYD atmışlardı, bu sefer AKTOB da katılmış oldu. Nitekim bu birlikteliğin faydası görüldü ve genelde 40 ila 60 kişi ile yapılabilen toplantılara nisbet, bu sefer 100 ün üzerinde katılımcı vardı. Basın mensubu arkadaşlarımızın sayısı da önceki toplantıların üzerindeydi...
Bu derneklere önem veren ve çok emeği geçmiş biri olarak, hep özlemini duyduğum bu birlikteliğin  hazzını sizlerle paylaşmadan edemedim.
Asıl amacım; bu birlikteliğe konuşmacı olarak katılan ve geçmişteki yaşamı ve çalışmaları itibariyle komşumuz Rusya üzerinde uzmanlaşan HakanAksay’ın, bu ülkenin Türkiye için önemi ve vazgeçilmezliğini vurguladığı konuşmasından hareketle; seneler önce gündeme taşıdığım ve sık sık tekrarladığım, görüşü sizlerlede paylaşmak.
Hiç unutmuyorum, 1998 sezon öncesi Kemer Mirage Park Hotelde yaptığımız, o zamanki adıyla bir AKTID (şimdi AKTOB) toplantısı idi. Yine Avrupa pazarındaki sıkıntılardan, Alman pazarındaki gerilemeden ve bu ülkelere yönelik tanıtım bütçelerinin arttırılması gereğinden bahseden konuşmalar yapılıyordu. Bense, o dönemde konsept değiştirerek Belek bölgesinde “Herşey Dahil” uygulamasına geçen ve öncelikle Rus pazarına kapılarını açan ilk tesisin (Hotel Sun Zeynep) yöneticisi olarak, bu görüşlere katılmadığımı dile getirip, şunları söylemiştim;
- Türkiyenin, kendisine birçok yönden uzak, orta Avrupa pazarlarına dayalı turizm politikasından vazgeçip, kendisine her anlamda yakın “doğal pazar”lara ağırlık vermesi gerekir.
- Bu pazarlar, Doğu Avrupa ülkeleri, Rusya ve diğer eski SSCB ülkeleri, orta doğu ülkeleri ve İran gibi doğrudan  veya 2. derecede komşumuz olan ülkelerdir. Bu ülkelerle, Turizm olgusunda önem taşıyan kısa mesafe ve bundan kaynaklanan fiyat avantajı yanında, birçok tarihsel, kültürel, dilsel, dinsel ve insansal yakınlıklarımız mevcuttur.
- Bu ülkelerin bir kısmı hızla gelişmekte olan, bir kısmı ise doğal kaynak zengini ülkeler olup, uzun vadede Türkiye turizminde çok önemli pazarlar haline geleceklerdir. Belirttiğim yakınlıklarımız nedeniyle birincil destinasyon olarak daima bizi seçecekler ve  zamanla orta Avrupa ülkelerine olan bağımlılığımızı ortadan kaldırıp, çok daha dengeli bir turizm platformu oluşturmamızı sağlıyacaklardır.
Şu anda Rusya, Turizimde bizim için en önemli doğal pazardır ve artık kısıtlı kaynaklarımızı, senelerdir akıttığımız Almanya ve orta Avrupa ülkelerine değil, henüz bakir olan ve az kaynakla çok daha fazla etki sağlayacağımız bu pazara  yöneltmemiz  gerekir.
Aradan 10 yıl geçti, o zaman aklımdan zorum olduğunu düşünen ve bana; “ne yani! Alman pazarından vaz mı geçelim?”  “ne Rusyası? Almanlar Ruslarla bir arada tatil yapmak istemiyor..”, “Araplar ve İran bizim için pazar olamaz”, “herşey dahil konsepti otelciliği öldürür” diyen arkadaşlarımın hepsi bugün Rus pazarına ve ‘herşey dahil’ konseptine kapılarını açmış durumda.
Şimdi, bu arkadaşlarımın hemen hepsi, Nasreddin Hoca misali “sende haklısın” diyorlar. Artık, Çarşamba günkü toplantıda olduğu gibi, “ 10 Milyon seyahat eden Rus var, bunun ancak 2 - 2.5 Milyonu Türkiyeye geliyor, bu payı arttırmak için daha neler yapmalıyız?” konusu tartışılıyor. Geçen sürede , Ukrayna, İran, Bulgaristan, İsrail gibi doğal pazarlar da gelişerek önem kazanmış durumda ve onları takip edecek, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan gibi daha bir çok doğal pazarımız var.
Artık ekonomimiz düzelmeye, turizmin ekonomiye katkısı anlaşılmaya ve tanıtıma daha fazla kaynak ayrılmaya başlandı. Geriye, tanıtım planlamalarını doğru yapıp, potansiyel sırasına göre, diğer doğal pazarlarımıza da gecikmeden eğilmek kalıyor. Özellikle Antalya bölgesinde, Pazar dağılımlarının 12 ay turizm yapabilecek biçimde oluşturulması ve arz – talep dengesinin, dolayısı ile istikrarın sağlanması en acil gereklilik. Yoksa her yıl düşen kâr marjları, bugün yapılarıyla övündüğümüz otellerimizi, bir kaç yılda bakımsızlıktan dökülen ve hizmet kalitesi her yıl gerileyen, tesisler haline dönüştürebilir.
Benden söylemesi....
Turizme gönül verenlerle, daha nice turizm dolu yarınlara ulaşmak ümidiyle...

2007 de Turizmi Neler Bekliyor

Dünya Turizm Örgütünün (UNWTO) verilerine göre 2020 yılına kadar,  Turizmde ülke girişlerine göre, dünyada yıllık ortalama büyüme %4.1 oranında olacak. Kuş Gribi, Terör, artan Petrol Fiyatları gibi, tüm olumsuzluklara rağmen, 2006 yılında tüm destinasyonlara 842 Milyon kişinin giriş yapmış olması ve bunun 2005 yılına göre %4.5 artışa işaret etmesi, son üç yıldaki toplam artışın %20 boyutunu bulması, artık turizmin sürdürülebilir bir gelişme trendi yakaladığının göstergeleri. 
Sürdürülebilirliği; enerji kaynaklarını ve diğer tabii kaynaklarımızı ekonomik kullanarak daha da sağlam temellere oturtabiliriz.
Kurumlar, Ülkeler ve dolayısı ile İnsanlar, muhtemel krizleri önceden görüp, zamanında önlem alabildikleri için; artık etkileri eski boyutlarda olmuyor ve daha kısa sürelerde atlatılabiliyorlar. Bu da büyümenin sürdürülebilirliğinde önemli bir etken. Tüketicilerin doğru ve etkin bilgilendirilmesi; seçenekleri değerlendirmelerinde, güvenlik faktörünü hesaba katabilmelerinde, dolayısı ile seyahat kararını kolay vermelerinde önemli rol oynuyor ve seyahatten vazgeçmelerini önlüyor...
2007 yılını global anlamda değerlendirirsek; terör ve kuş gribi nin devam edeceğini ancak etkilerinin çok daha zayıf olacağını;Petrol fiyatları nın bu yıl fazla oynamıyacağını, stabil bir seyir izleyeceğini; ancak ekonomi kulvarında yine de, önceden tahmin edilemeyen bazı faktörlerin(faiz oranları,kur dalgalanmaları, gibi) etkilerinin görülebileceğini; söylemek mümkün.
Diğer taraftan, zayıflayan Amerikan Doları, Amerikalıların seyahat taleplerini olumsuz etkilerken; güçlenen Euro, Avrupalıların seyahat taleplerini olumlu yönde etkilemekte...
Yukarıdaki verilerin ışığında, 2007 nin Dünya genelinde verimli bir yıl olacağını öngören WTO, 2006 yılına göre,  ülke girişlerinde %4 artış olacağını varsaymakta.
Bu değerlendirmenin Türkiye özelindeki yansımaları ne olabilir? Gelin buna da biz öngörümde bulunalım...
Türkiye nin bulunduğu coğrafya nedeniyle, turizmi etkileyebilecek tahmin edilemeyen faktörler içerisine, sınır paylaştığı ülkelerde meydana gelmesi muhtemel savaş halî de katılabilir. Ancak, mevcut koşullar, Avrupada beklendiği gibi, Türkiyede de ilk 4 ayın  pek verimli geçmeyeceğini, Mayıs ayı itibariyle uluslarası turist girişlerinde sadece geçen yılın değil, 2005 in de üzerinde gerçekleşme beklenmesi gerektiğini gösteriyor. 2005 te 20.273 Mio. olan uluslararası turist girişi, 2006 yılında takriben %7 düşerek, 18.916 Mio. na gerilemişti. Turizm gelirlerinde de takriben aynı oranda gerileme olmuştu.
Bir “mücbir sebep” le karşılaşmamak koşulu ile, Türkiye için ön gördüğümüz olumlu tablo, yıllık toplamda 2005 in ne kadar üzerine çıkabilir? Sorusuna çok iyimser bir cevap vermemiz mümkün değil. Bu oranın %1 civarında olma ihtimali yüksek. 
Sonuç olarak bu tahminlerimizi turizm merkezleri bazında ve oteller açısından değerlendirirsek, Antalya haricindeki bölgelerde 2007 yılı neticelerinin tatmin edici olabileceğini, Antalyada ise otellerin yine sıkıntılı bir yıl yaşayacağını söyleyebiliriz...
Neden sadece Antalya? Sorusunu duyar gibi oluyorum. Belki yapılaşmasını yakinen bilmediğimden, Antalya nın durumuna düşebilecek bazı diğer bölgeleri atlıyor olabilirim. Ama Antalyanın sorunu, son zamanlarda artık herkesin kabullenmek zorunda kaldığı, aşırı yatak artışıdır!!!!
Biz 2007 yılı için, 2005 yılında yakaladığımız uluslararası turist girişlerinin max.%1 üzerinde bir sonucu öngörebiliyorsak ve 2005 yılı ile 2007 yılı(dahil) arasında  Antalyada en az 60,000 yatak  devreye giriyor ve buda 2005 yılına göre,takriben %15 dolayında bir arz artışı olduğunu gösteriyorsa; Otellerin bu arz artışının hiç değilse %70 inin karşılanabilmesi için, turist girdilerinde  takriben 1.5 Mio. yani %7.4 artış daha beklenmesi gerekir. Bu extra artışın, bu yıl sağlanamıyacağına kesin gözüyle bakılırsa, Antalya otellerini bekleyen tehlike netleşiyor.
Otellerin yaşanması kuvvetle muhtemel bu sıkıntının üzerine, daha birçok senaryo yazmak mümkün, ancak en önemlisi yine fiyatların darbe yeme ihtimali. 5 yıldızlı tesislerle başlaması alışılagelen doluluğu arttırıcı önlemlerin ilk adımı fiyat tavizleri, bunun da kaçınılmaz sonucu merkez bölgelere yaklaştıkça artan doluluklar, uç noktalara gidildikçe dibe vuran fiyatlara rağmen düşen doluluklar. Sonuç; Ah! Vah! Sesleri arasında geçen koca bir yıl.............!
Yaza, söyleye, anlata bir hâl olduk!!! Tekrar konuyu derinleştirip ne sizleri üzelim, ne biz üzülelim. Tanrıdan verimli yarınlar dileyip, tüm turizme gönül verenlerle tehlikeyi gidermeye çalışalım.
Herşey gönlünüzce olsun...