Volkan Şimşek

Dostluklar

Nerde o eski dostluklar, arkadaşlıklar diye başlamak istemiyorum ama yaşadığım ve bazı duyduğum olaylar nedeniyle bazen ben de karamsarlaşıyorum 
İnsanlığın, dostlukların çoğunluğunun çıkar unsuru üzerine kurulmuş olduğunu ve çıkar ilişkisinin bitmesiyle beraber dostluklarında bir anda yok oluvermesini görmek beni gerçekten çok ama çok üzüyor.
Güçlü ve iyi bir kariyeriniz olduğu sürece etrafınızda sizin en yakın dostunuz gibi görünen bir kesimle beraber olursunuz. Güç ve kariyer noktalandımı ne arayan kalır ne soran. İşte gerçekten aranmaya ve sorulmaya ihtiyaç duyduğunuz dönemde birde bakmışsınız etrafınızda hiç kimse kalmamış. O zaman hayatın acı gerçeği bir kez daha bütün çıplaklığıyla karşınıza çıkar.
İnsanca beraber olmak, hiç bir çıkar düşünmeden hayatı paylaşmak, karşılığında birşey beklemeden sevmek, yardım etmek, dost olmak; iyi ve kötü gününde, hastalıkta sağlıkta. Ben böyle bir hayatı hayal ettim ve böyle bir hayatın parçası olmayı umdum.
İnsanlarla olan beraberliklerimde ticari ilişkilerim dışında her zaman dürüst olmayı hedefledim kendime. Arkadaş dediğim herkez için her zaman orada oldum, maske kullanmamaya özen gösterdim hayatım boyunca.
Hani derler ya belli bir süre sonra ak koyun kara koyun belli olur diye, paye düşünce bu süreç çok daha hızlanıyor. Susmayan telefonlar birden sanki sen artık kapsama alanında yaşamıyormuşsun gibi susuyor. Ve insan oturup yeniden düşünmek ihtiyacını hissediyor. Acaba benim yaşamak istediğim hayat bu mu ?
Ben eminim ki hayır, ben arkadaşlarımın gözlerinin içine baka baka onları ne kadar sevdiğimi söyleyebildiğim ve söylerkende samimi ve dürüst olduğum bir hayat istiyorum. İlişkilerin çıkar üzerine değil gerçekten sevgi üzerine kurulduğu bir hayat istiyorum. İnsanlara payelerine veya ceplerindeki paraya göre değil insan oldukları için değer verilen bir hayat istiyorum.
Bence hepimizin arada bir hayatımızı gözden geçirip ilişkilerimizi düzenlemeli ve ak koyunları kara koyunlardan ayırmalıyız.
İnsanca beraber olmak ve dostlukları sonuna kadar yaşamak dilegiyle.
Sevgiyle kalın

Sezon sonu

Akdeniz'de turist sayısının gittikçe azaldığı, bölgelerdeki mağazaların kepenklerini kapatmaya başladığı bu günlerde birçok turistik tesis kapanış çalışmalarına başladı. 
Yılın en sevimsiz dönemi yine kapımızda. Birçok çalışanımızı kış ayları boyunca evlerine göndermek ve sezona tekrar görüşmek umuduyla yollarımızı kış ayları boyunca ayırmak zorunda olduğumuz günler.
İnsanlar değer verildiklerini ve kendilerinin önemsendiğini bilmek isterler. Bizler elimizde olmayan sebepler nedeniyle bir süre içinde olsa yollarımızı ayırdığımızı çalışanlarımızla nedenleri ile paylaşmalı durumu bütün açıklığıyla gözler önüne sermeliyiz. Kendilerini eve göndermekten dolayı üzüntü duyduğumuzu onlarla paylaşmalıyız.
Bu dönemde onlar için yapabileceğimiz en güzel şeyin onlara layık bir sezon sonu kapanış gecesi organizasyonu olacaktır. Bütün sene bütün güçlerini ortaya koyan çalışanlarımızla sezon sonu güzelce eğlenmek beraber olmak bence onlara verebileceğimiz az da olsa sezon sonu bir moral olacaktır.
Hepimiz tesislerimizde Türk geceleri düzenliyoruz, bu geceleri bize sunan organizasyon firmalarından destekler alınabilir, tesiste müzik yapanlar personel gecesinde eminim ki ücret talep etmeden bir gece de personele müzik yapabilirler. Çalışanlarımız arasında özel yetenekler araştırılabilir ve onların sahne alacağı bir şov organize edilebilir. Departman amirleri hizmet eder personel eğlenir ve böylece acı da olsa sezonun sonu biraz eğlenceyle tatlıya bağlanabilir.
İçinde bulunduğumuz ekonomik ortamda bu gibi faaliyetlerin zaman içerisinde kaybolup gittiğini gördüğüm için daha fırsat varken yazma ihtiyacı duydum. Bir çok tesiste bu gibi organizasyonların devam ettiğini biliyorum ama aynı zamanda bir çok tesiste de böyle gecelerin yapılmadığını biliyorum. Belki bu yazıda sonra birkaç yeni tesiste böyle organizasyonlarla çalışanlarını bir nebze olsun mutlu eder.
Bu gece bizler için çalışanlarımıza onların bizler için ne kadar önemli olduklarını kendilerine gösterebilmek ve sezon sonunda sezon başında yeniden dönmelerini sağlayacak neredeyse akıllarında tesisle ilgili kalacak en önemli anı olacaktır. Kendilerini oraya ait hissetmelerine neden olacaktır.
Ne kadar sezon sonu Akdeniz bölgesinde birçok çalışanımızın işsiz kalması demekse de bu gerçeği ne yazık ki şu anda değiştirme olanağımız kısa vadede görünmemektedir. Bütün turizm sektörünün çalışanlarının bilmesi gereken konu bu durumun hepimizi üzdüğü ve bu duruma karşı çözüm üretebilmek için bütün gücümüzle çalışmalarımızın sürmekte olduğudur.
Bütün turizm profesyonelleri şu gerçeğin farkındayız. Turizm sektöründe çalışanlarımızın kış aylarında işsiz kalmamaları için alternatif çözümler üretmeli ve bu büyük potansiyeli belki başka sektörde değerlendirmeliyiz. Ama nerede ?
Hiç sevmiyorum bu sonbaharı yine aynı sorun yine ayrılıklar yine kapanışlar yine terk edilmiş görüntüsünde birçok sahil kasabası.
Keşke bunu değiştirebilseydim. Ne güzel olurdu değil mi?
Sevgiyle kalın...

Takım Olmak

Turizmde özelikle otel yönetiminde takım olmak otelin başarısı için olmazsa olmazdır. Takım olmaya giden yolda en büyük görev takımın başında bulunan Genel Müdüre düşmektedir. 
 
Ekibin kaynaşmasını sağlamak, ekibi iş dışında diğer sosyal faaliyetlere dahil etmek ekibin aralarında oluşabilecek olan problemlere daha olumlu yaklaşmasına ve karşılıklı olarak desteğin artmasına neden olacaktır.
 
Genel Müdürün en çok önemle üzerinde durması gereken konuda bütün takım bireyleriyle aynı mesafede durmayı becerebilmesidir. Bu da Genel Müdürün insan ilişkilerini yönetebilme becerisinin olmasına bağlıdır.
 
Diğer önemle üzerinde durulması gereken konu Genel Müdürün söyledikleriyle yaptıklarının bir birine uyması ve örnek davranışlarıyla ekibi arkasından sürüklemesidir. Turizm sektörü meşakkatli ve özveri ile çalışılması gereken bir sektördür. İçimiz kan ağlasa bile yüzümüzün gülmek zorunda olduğu misafir beklentilerinin yüksek olduğu bu sektörde geminin kaptanının her davranışı izlenir ve kaptan sürekli olarak iyi veya kötü yönleriyle eleştirilir. Takım olmayı istiyorsak birincisi eleştirilmekten korkmayacağız, ikincisi de eleştirilerin oluşmasına meydan vermeyeceğiz.
 
Bütün ekibinin bir çatı altında toplamış her bireyiyle aynı mesafede adaletli ve örnek bir liderin zaten gelecek olası eleştirilerle bir sorunu olmayacak ve zaten hiç kimse tarafından da eleştirilmeyecektir. Liderin örnek olduğu organizasyonlar liderin gölgesinde büyüme ve gelişme fırsatı bulurlar. Lider konumundaki Genel Müdür ekibine güven aşılamalıdır. Onlar için her durumda orada olacağının bilinmesini sağlamalıdır. Güven ortamında ekip çiçek açacak sürgün verecektir. İyi insanları bulup doğru noktalara yerleştirmek ve onları oluşabilecek aksiliklere karşı korumak yine Genel Müdürün önemle üzerinde durması gereken çok önemli bir noktadır.
 
Konuşmalarında misafir memnuniyetinden başka konu gündeme getirmeyen ve bunun yanında misafir alanlarında hiç bulunmayan bir Müdürün başarısı sürekli olmayacaktır.
 
Ekibe öncülük etmek, onları birbirlerini anlayacak hale getirmek departmanlardaki problemlerin diğer departmanlar tarafından bilinmesi için yönetim ekibinin sık sık bir araya gelmesiyle olur. Böylece diğer departmanların iç dünyalarındaki problemlerle ilgili konular diğer departman yöneticileri tarafından kavranır ve kendi ekiplerini bilgilendirilmeleri gereken konuları ekiplerine aktarabilmek için ortam hazırlanmış olur.
 
Havlu sıkıntısı çekilen bir otelde ön büro ve misafir ilişkileri çamaşırhanedeki problemden haberdar değillerse, Çamaşırhaneyi yada kat hizmetlerini kolayca suçlarlar ve konuyu misafire yansıtırlar. Eğer departmanlar arası kominikasyon yüksek ve bir birlerini destekliyorlarsa misafire konuyu yansıtmadan soruna değişik çözümler üretme yoluna gidebilirler.
 
Burada bu bütünlüğün sağlanması Genel Müdürün ekibi kavrama ve kaynaştırma yeteneğinden geçer. Ekip ekip olursa işler kolaylaşır, ekip üyeleri bir birlerine daha olumlu yaklaşırlar ve yavaş yavaş bir takım olarak tesisin ruhunun oluşmasının temellerini atarlar.
 
Sanıyorum hepiniz hissetmişsinizdir. Bazı oteller ruhsuzdur bazıları ise size otele girişinizden itibaren farklı sıcak bir his verir. İşte bu sizin içinizi ısıtan tesislerde bir biriyle uyumlu çalışan artık tam bir takım olmuş bir ekip vardır.
 
Bu tesisler kalıcı olurlar, misafir memnuniyetleri yüksektir. İnsanların yüzleri gülmektedir.
 
Bütün bunların başladığı yer ise tesisi yöneten Genel Müdürün ofisidir.
 
Sevgiyle kalın...

Kriz ve Türk Turizmi

Bildiğiniz gibi ülkemiz ziyaretçi sayısında ve turizmden elde edilen gelir konusunda son yıllarda sürekli yükselen bir trende sahiptir. 
Sunmakta olduğumuz tatil olanakları her kesimden bütçeye hitap etmekte ve bütün dünyanın ilgisini çekmektedir. Yapılan incelemelerde de görüldüğü gibi ülkemiz fiyat ve hizmet konusunda bütün rakiplerini geride bırakmakta ve avantajlı konuma gelmektedir. Bu avantajın sürdürülebilmesi dünyada başlayan ve sonu daha belli olmayan ekonomik kriz döneminde izlenecek aktif tanıtım programıyla mümkün olacaktır.
Bu konuda faaliyetler her yönde sürdürülmektedir ve sürdürülecektir. Artık hepimizin bildiği ve uyguladığı aktif tanıtımın öneminin kavrandığı bir dönemdeyiz. Türk turizmcileri ne büyük krizleri el ele vererek atlatmayı bildiler. Bizler krizlere alışık bir ülkenin insanları olarak önümüzdeki kara günleri aydınlığa çevirebilecek güce ve potansiyele sahibiz.
Kriz durumunda içe kapanır ve özellikle tanıtım faaliyetlerine ara verirsek olası yarayı daha da derinleştireceğimizin ve telafisi mümkün olmayacak yaralar açacağımızın farkındayız.
Genel olarak bakıldığında geçmişte lüks olarak görülen tatil artık temel ihtiyaçlar arasında değerlendirilmektedir. Ülkemizin sunduğu uygun tatil olanakları tatil planlarını yapacak birçok potansiyel ziyaretçi için ülkemizin ön plana çıkmasına neden olacaktır ve böylece daha fazla paralar ödeyerek başka destinasyonlara giden bir çok ziyaretçi kanımca önümüzdeki dönemde Türkiye'yi seçecektir. Bunun kolaylaştırılması için ülkemizin iyi tanıtılması ve yurt dışında beraber çalıştığımız tur operatörü partnerlerimizle yeni tanıtım projelerine imza atılması gerekmektedir.
Kanımca ülkemiz yaşanan krizin beraberinde getirdiği olanakları değerlendirerek özellikle turizm konusunda büyük bir avantaj sağlayacaktır.
Kaynak pazarlarımızın en büyüğü olan Avrupa pazarında önümüzdeki günlerde 2009 yaz kataloglarının çıkmasıyla satış beklentisi içerisine gireceğiz. Bu kriz ortamında katalogların çıkmasıyla beraber yoğun bir rezervasyonun geleceğini beklemek kanımca yanlış olacaktır. Asıl hareketin yıl sonunda sonra başlayacağını düşünmekteyim.
Avantajlı olduğumuz konulardan en büyüğü büyük tepki alan ve ülke turizminin bence lokomotifi olan sunduğumuz rakipsiz her şey dahil sistemidir. Ekonomik zorluklar içerisinde tatil planı yapan bir çok misafir tatil döneminde daha uygun ve riski olmayan ürünlere yönelecektir. Bu konuda ülkemiz açık arayla lider konumundadır. Özellikle ailelere yönelik sunduğumuz çocuk indirimleri ve cazip konaklama olanaklarıyla ülkemiz tercih edilen ülke konumuna gelecektir. 
Ailelere yönelik tatil olanaklarının tanıtımlarda daha ön plana çıkartılması ziyaretçi sayısının artmasını sağlayacaktır.
Ülkemiz Turizmi krizlerle bu noktalara geldi ve yine krizlerle gelişmesine devam edecektir. Dünyada kurulan karttan kuleler yıkılsa bile Türk Turizmini gelişmeye devam edecek ve krizleri kendi lehine çevirmesini bilecektir.
Sevgiyle kalın...

Bayram Dopingi

Bu yıl Ramazan bayramının hafta arasına gelmesi ve son dakikada dokuz güne çıkarılması turizmci ve otelcilere sezon sonu dopingi gibi geldi. Bunun yanında otel çalışanları da şimdiden kara kışı düşünmeye başladılar. Sezonun bitmesiyle yine sezonluk çalışanlar işsiz geçirecekleri koskoca beş ayı nasıl geçireceklerinin planlarını yapıyorlar... 
Bu yıl Ramazan bayramının hafta arasına gelmesi ve son dakikada dokuz güne çıkarılması turizmci ve otelcilere sezon sonu dopingi gibi geldi. Özellikle sezonu iyiden iyiye kapatmaya hazırlanan egeli otelciler bayram dönemi ciddi doluluklar yaşadılar ve kışa biraz olsun moralle giriyorlar. 
Türkiye'de yaz aylarında yaşanan politik belirsizlikler birçok vatandaşımızın tatil programlarını ertelemelerine neden oldu, bayram tatilinin hafta arasına gelmesiyle tatilini erteleyen herkes bayramı değerlendirdi. Bunun yanında otellerin sunduğu ekonomik olanaklarda tatilcilerin sayısının artmasına neden oldu. Umarım önümüzdeki Kurban bayramında aynı şekilde dolu geçerde oteller zor kış günlerinde biraz olsun nefes alabilirler. 
Bunun yanında otel çalışanları da şimdiden kara kışı düşünmeye başladılar. Sezonun bitmesiyle yine sezonluk çalışanlar işsiz geçirecekleri koskoca beş ayı nasıl geçireceklerinin planlarını yapıyorlar. 
Bizler bir taraftan kaliteli personel sıkıntısından şikayet ediyoruz, diğer taraftanda elimizdeki kaliteli insanları sezon sonlarında evlerine göndermek zorunda olduğumuz için bir çoğunun sektör değiştirmelerine göz yummuak zorunda kalıyoruz. 
Eğer ülkenin turizm politikasında sürekli ve kaliteli hizmet varsa ve bunun sadece kaliteli çalışanlar tarafından verilebileceği biliniyorsa bu çalışanlar için ülke bazında devlet tarfından önlem alınması gerekmez mi? 
Bu konuya girmek değildi asıl amacım ama beni o kadar üzüyor ki sektörün bu durumu bir türlü içinden çıkamıyorum. Acaba ne yapabilirizde bu kadar insan kış aylarında evlerine ekmek götürmeye devam edebilirler. 
Geçmiş yıllarda kat hizmetleri çalışanlarıyla bir çalışma yapmıştık, ev tipi dokuma tezgahlarıyla kışın bir şeyler üretelim ve satalım diye, ama başarılı olamadık. Mutfak çalışanlarıyla kıştan bazı ürünlerin yaza hazırlığı konusunda proje geliştirelim dedik, depolama masrafları daha fazla çıktı. 
Bu konuda Türkiye olarak çözüm bulmamız ve bu emeği üretimle bir araya getirmeliyiz. Eğer bu konuda yenilikçi bir projesi olan ve çözüm önerisi olan varsa rica ediyorum beni arayın. Düşünün işziz oturan binlerce turizm çalışanı elimizin altında işe yaramayı bekliyorlar. Onlara bir yol açılması ve kış aylarının işsiz geçmemesi en büyük dilekleri. Gelin el ele verelim yeni projeler geliştirelim. Türkiye için, Türk Turizminin emekçileri için. 
Proje geliştirme konusunun ciddi ele alınması gerektiğini düşünmekteyim. Eğer bu konuya çözüm bulabilirsek Turizm sektörünün en büyük yaralarından birini çözmüş olacağız. 
Kalitenin sürekli yüksek tutulması için onlara ihtiyacımız olduğunu unutmadan taşın altına elimizi bizlerde koyalım.
Kamelya World
Sevgili Cengiz abi ne zamandan beri gelde tesiste neler yaptık gör diye beni Kamelya World'e çağırıyordu. Sonunda tesise bir gittim, inanamadım, neredeyse bütün tesisi elden geçirmişler, odalar yenilenmiş, dış cepheler aydınlatılmış ve tesisin havası değişmiş. Çok etkilendim. Tam bir Resort olmuş. Koskoca süper organize edilen bir şehir. İnsan her istediğini bu komplekste bulabiliyor. Hiç masraftan kaçınmadan tesisin tüm yüzü değişmiş, restaurantların sayısı artmış, sadece bir havuz bir restaurant ve sahilden oluşan bir tatilden daha fazlasını hatta çok daha fazlasını istiyorsanız. <>
Sevgiyle kalın...

Turizm ve diğer sektörler

Turizm sektörü ülkemizde öyle bir hale gelmiştir ki diğer birçok sektöre lokomotif olmaktadır. Rakamları inceleyecek olduğumuzda ülkemizdeki bin iki yüzün üzerindeki tesis yılda 60 bin ton kırmızı et ve yaklaşık 40 bin ton beyaz et tüketmektedir.  
 
Yapılan istatistiklere göre büyük ölçekli 400 odalı bir tesis yılda bin ton yiyecek ve yaklaşık 600 ton içecek ürün tüketmektedir. Ülkemizdeki toplam tesislerin yıllık yiyecek tüketimleri bir milyon tonu ve içecek tüketimleri 600 bin tonu geçmektedir.
 
Turizm sektörüne en fazla ürün sunan sektörlerin başında et sektörü gelmektedir. Bu sektör otellerin günlük kullanımları sıralamasında da ön sıralarda yer almaktadır. 5 yıldızlı bir tesis yılda et sektöründen ortalama 40 ton ürün almaktadır. Bu miktar otelin konseptine göre yılda 70 tonları bulmaktadır.
 
Otellerin tükettikleri ürün kalemleri arasında miktar olarak en büyüklerinden biride meyve ve sebzede ise yıllık tüketim 350 ile 500 ton arasında değişmektedir. Ülkemizde toplam tüketim hesaplandığına bu meblağ 600 bin tonlara ulaşmaktadır. Otellerin bu sektöre yıllık yarattığı girdi 250 milyon dolar civarındadır.
 
Çarpıcı birkaç örnek verecek olursak; 5 yıldızlı bir tesisin yıllık yumurta tüketimi 250 ila 300 bin arasındadır, her otelde yıllık 20 ton civarında peynir tüketilmektedir.
 
Turizm sektöründeki hareketlilik diğer sektörleri doğrudan etkilemektedir. Turizm sektörünün büyümesi gelişmesi diğer sektörleri de geliştirmekte ve büyümelerine yardım etmektedir.
 
Sadece tüketilen ürünlere ilişkin pazarlara değil aynı zamanda da sektör otellerin inşa ve yatırım sürecinde diğer sektörlerden mal ve hizmet alarak bu sektörlerinde gelişimine destek olmaktadır. Otel yatırımı için gerekli olan yaklaşık 220 kalem ürün diğer sektörlerden sağlanmaktadır.
 
Kabaca bir rakam verecek olsak 5 yıldızlı bir tesisin işletmeye açılabilmesi için geçen sürede arsa bedeli hariç 20 milyon avroya yakın bir iş hacmi oluşmaktadır. Bu bedel diğer sektörlerin kalkınmasına ciddi destek olmaktadır.
 
Turizm sektörünü yarattığı istihdam konusunda inceleyecek olursak diğer sektörlerle karşılaştırıldığında turizm sektörü daha düşük yatırımla daha fazla istihdam sağlayarak ülkemizdeki istihdam probleminin çözülebilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Üstelik dünyada ve ülkemizde sanayi kuruluşlarında istihdam azalmakta, buna karşın turizm sektöründe istihdam artmaktadır.
 
Turizm sektöründen sağlanan gelire ilişkin göze çarpan en önemli noktalardan biride turizmin dışa bağımlılığının hiç olmamasıdır. Turizmde ürün ülke kaynaklarıyla bir araya getirilebilirken diğer sektörlerde bu tam tersi bir tablo sergilemektedir.
 
Turizm sektörü ülkemizin geleceği açısından değerlendirildiği zaman en önemli sektörlerin başında gelmektedir. En az dış kaynakla en fazla döviz getiren sektör konumundadır. Sektörün desteklenmesi ve gelişmesi için çaba gösterilmeli ve ülke ekonomisine katkısı göz ardı edilmemelidir.
 
Unutmayalım sadece turizmci turizmden para kazanmıyor, daha nice sektör çalışanı dolaylı olarak turizmden ekmek yiyor.
 
Sevgiyle kalın...

Otel zincirleri

Ülkemizde otelcilik sektörü son yıllarda çok büyük ataklar yaparak dünyada kendisinden söz ettirmeye başladı. 
Adları uluslararası platformlarda duyulmaya başlanan Türk otel zincirleri, ülke sınırlarını aşmış ve yurt dışında büyük girişimlere başlamışlardır.
Kanımca zincir oteller daha da güçlenecek ve ülkemizde zincir otel halkaları her geçen gün daha artacaktır. Zincir otel olmanın avantajlarını kullananlar daha fazla getiri sağlayacak ve daha iyi hizmet vererek, rekabet güçlerini arttıracaklardır.
Zincir otellerinin büyük avantajları vardır. Pazarlık gücünüz artar, rekabet ortamında zincirin gücü ve marka değeri nedeniyle çekiciliğiniz artacağı için satılabilirliğiniz yükselir, kullandığınız ürünlerin fiyatları satın alma volümünüz nedeniyle düşler, bin yataklı bir tesisin aldığı fiyatla on bin yataklı zincirin fiyatı asla bir olamaz. İnsan Kaynakları politikalarıyla personelinizi yaz kış çalıştırabilme avantajınız olur.
Nakit akışı konusunda zincirlerin avantajı büyüktür. Halkalar bir birini destekleyebildikleri için oluşabilecek krizlerin aşılmasında zincir oteller daha başarılı olurlar.
Otelcilik sektöründe karlılık gün geçtikçe düşmektedir. Ayakta kalanlar bu şartlar altında fiyat-hizmet faktörlerini iyi ayarlayan ve daha ekonomik çalışabilmeyi başaranlar olacaktır. Yavaş yavaş tek başına ayakta kalmak zorlaşacak ve orta vadede zincirleşme yolunda faaliyetler artmaya başlayacaktır.
Zincirleşme, tur operatörleri tarafından da desteklenmektedir. Tur operatörleri uzun süre çalışabilecekleri, güvenebilecekleri iş ortakları istemektedir. Çünkü bir otelin satılan o ülke pazarında belli bir yere gelmesi ve kar sağlayan bir ürün olabilmesi belirli bir süreç almaktadır. Ortak çalıştıkları ve güvenebilecekleri otelcilerle tur operatörleri daha fazla yol alabilmekte ve uzun süre beraber olabilmektedirler.
Zincir otellerde kurumsal faaliyetler daha öne çıktığı için profesyonellik ön plana çıkmaya başlamaktadır. Bugün İspanyadaki konaklama sektörünün yüzde doksanını zincir oteller oluşturmaktadır.
Yapılan tanıtım ve reklam çalışmalarının zincir otellerde, ayrı ayrı otellere bölünmesi, otel başına maliyetleri azalttığı gibi sağlanan faydayı arttırmaktadır. Markalaşma süreci hızlanmakta ve ürünün tüketici gözündeki değeri artmaktadır.
Kolektif beyin zincirde birçok problemin daha önceden görülmesini ve çözülmesini sağlamaktadır. Bir otelde yapılan başarılı bir uygulama diğer otellere hemen aktarılarak uygulamaya geçilebilmektedir.
Misafir açısından bakıldığında değişik bölgelerde konaklama yapmak isteyen misafir standardını bildiği ve kendisini nelerin beklediğini tahmin ettiği oteli seçecektir.
Bugün İstanbul'daki halkanın sağladığı mutluluk, Antalya'daki otele potansiyel misafir sağlayacaktır. İnsanlar bu konularda risk almayı pek sevmezler. Özellikle tatil veya yoğun iş seyahatlerinde kalacakları yeri belirlerken mutlaka bir marka değeri ararlar. Bu da zincir otellerin büyük bir avantajıdır.
Başarılı bir zincirin bir parçası olmak yakında kaçınılmaz olacaktır. Ülkemizde zincir otellerin sayısının artması da bunun açık göstergesidir.
Sevgiyle kalın...

Kendi yolunuzu açın

Hayat ve hayattaki başarı sadece sizin hayata bakış açınız tarafından belirlenir. Otelcilikte en alt kademede çalışmaya başlayan biri eğer gerekli çabayı gösterirse, kısa sürede sorumluluk alabileceği bir pozisyona, düzenli ve fazla çalışırsa kısa zamanda daha iyi noktalara gelebilir. 
Hayat ve hayattaki başarı sadece sizin hayata bakış açınız tarafından belirlenir. Siz hedeflerinizi iyi belirler ve hedefin gereklerini zaman içerisinde yerine getirirseniz ve gözünüzü her şeye rağmen hedeften ayırmazsanız sonuçta hedefe ulaşan siz olacaksınız.
Yapmanız gereken kendinize nereye gitmek ve ne olmak istediğinizi sormak ve o amaç için var gücünüzle çalışmaktır. Ben eminim ki gerçekten isteyen herkes mantık dışı olmayan, ulaşılabilecek hedefler koyması durumunda ve hedefe varmak için elinden gelen her şeyi yapacağı konusunda kararını vermişse hedefe ulaşabilir.
Otelcilikte en alt kademede çalışmaya başlayan biri eğer gerekli çabayı gösterirse, kısa sürede sorumluluk alabileceği bir pozisyona, düzenli ve fazla çalışırsa kısa zamanda daha iyi noktalara gelebilir.
Burada yapılması gereken sadece sizden bekleneni değil, daha fazlasını yapmak ve olmak istediğiniz yerde size gerekecek vasıfları zaman içerisinde tamamlamanız sayesinde olacaktır. Size örnek vereyim, yıllar önce beraber çalıştığımız bir muhasebe elemanı çok hırslı biriydi, güney otelciliğinde ve uluslar arası zincirlerde çalışabilmek ve kariyer yapabilmek için dil öğrenmesi gerektiğini çok iyi biliyordu. Hem sıkı çalışıyor, hem de bana her gün bir kelime soruyordu. Yani her gün bir kelime Almanca öğreniyordu. Küçük te bir defteri vardı. Hem yazılışını hem de okunuşunu deftere yazıyor ve ertesi gün bana öğrendiği kelimeyle cümleler kurmuş olarak geliyordu. Onun benim üzerimde bıraktığı etki aynen şöyle olmuştu. Aferin, hem canavar gibi çalışıyor hem de ileriye yönelik kendisine yatırım yapıyor. Gün geçtikçe arkadaşımız Almanca konuşmaya başladı, bu isteğini ve özverisini gören bizler kendisini kış dönemi Almanya'daki tesislerden birine staja gönderdik. Şimdi çok iyi pozisyonlarda çok iyi paralar kazanan bu arkadaşımız kendi yolunu kendi açtı ve bu günlere geldi. Neden siz de gelmeyesiniz?
Keşfedilmeyi beklemeyin, önce siz harekete geçin ben kariyer yapmak istiyorsam varmayı düşündüğüm yerde beni bekleyen konulara karşı kendimi geliştirmeli ve oturmak istediğim koltuğun hakkını vermeliyim. Bu mantıkla günlerimi boşa harcamamalı ve geleceğim için çalışmalıyım.
Eminim bir çoğunuz çok daha iyi yerlere layık olduğunuzu düşünüyorsunuz. Peki layık olduğunuzu düşündüğünüz yere varmak için ne yapıyorsunuz? 
Ya da içinizden bir ses, sen daha iyilerine layıksın derken siz sizin dışınızdakilerin sözlerini dinleyip nasıl olsa benden bir şey olmaz mı diyorsunuz?
Harekete geçin ve yolunuzu açın, isteyen siz olmalısınız. Gitmek istediği yeri belirlemiş ve bu yolda her şeyi yapmaya hazır birinin önüne kimsenin geçebileceğine inanmıyorum. Süre konusunda bir şey söylemek zor ama siz yılmadan hedeften gözlerinizi ayırmadığınız ve kendinize yatırım yaptığınız sürece önünüzü kimse alamaz. 
Yol için birkaç tavsiyem,
Her zaman dürüst olun, asla günü kurtarmak için yalan söylemeyin, hatalarınızın, eksiklerinizin arkasında olun, özür dilemesini öğrenin, gururunuzun sizi yolunuzdan alıkoymasına asla izin vermeyin, beraber olduğunuz insanlara önem ve değer verin.
Hayatta insanı değerleriniz ve beşeri ilişkilerinizin, çoğu zaman iş bilgisi ve beceriden daha önemli olduğunu da asla unutmayın.
Sevgiyle kalın....

İnsanlara değer verin

Nerede olursanız olun otelde, iş yerinde, okulda, dernekte ya da evde hemen hemen her şey bir takım çalışması gerektirmektedir.  
Eğer etrafınızdaki insanların enerjisini sinerjiye dönüştürebilirseniz başaramayacağınız hiçbir şey yok gibidir. Eğer lider sizseniz, sinerjik bir takım oluşturmalı ve ekibi başarıya götürmelisiniz.
Takım lideri olmak, takımın başarısı için gerekli olan kaynakları bilmeli ve takıma verimle olabilmesi için uygun ortamı sağlamalısınız. Lider yönetici değildir, takım arkadaşlarının yaratıcılıklarını destekleyen, onlara destek veren ve içlerindeki potansiyelin gerçeğe dönüşebilmesi için onlara zemin hazırlayan kişidir. Liderlerin diğer bir misyonu da takım arkadaşlarının becerilerini arttırmak ve ekip üyelerinin motivasyonlarını sürekli üst seviyede tutmaktır. Ekip, liderin desteğini sürekli hissetmelidir. Ekip üyeleri işlerini yaparken , karlar alırken, 'acaba' diye düşünmeden, liderin desteğini alarak rahat davranabilmelidirler.
Beraber çalıştığınız kişilerle ilişkilerin emir-komuta değil de çalışanların yetkilendirilmesi yönünde olması; sizin kendine güvenen lider konumunuzu daha da ortaya çıkaracaktır. Beraber çalıştığınız kişilere ilham kaynağı olmak ve onların daha yüksek motivasyonla çalışıp verimli olmalarını istiyorsanız yetkilendirin ve verdikleri kararlarda arkalarında olun. Göreceksiniz hem yaptıkları işi daha fazla benimseyecek, hem de işi daha geliştirebilmek için kendilerinden bir şeyler katacaklardır. Kendilerinden bir şeylerin katıldığını gördükleri zaman değer verildiklerini, sözlerinin dinlendiğini ve üretebildiklerini görecekleri için çok daha başarılı olacaklardır.
Ben beraber çalıştığım birçok meslektaşımı narin çiçeklere benzetiyorum. Hepimiz biliriz. Halk dilinde bir çiçeği evin bir köşesine koyarsınız solacak gibi olur. O zaman derler ki ' Çiçek yerini beğenmedi.' Aynı çiçeği alın başka bir köşeye koyarsın çiçek coşar, sürgün verir, boy atar. Aynı bu şekilde beraber olduğunuz birçok meslektaşımızın yerlerinden emin olmalıyız, doğru yerlere yerleştirip filizlenmelerini izlemeliyiz, sularını eksik bırakmamalıyız. Onları boy atmak istemeye ve filizlenmeye yetenekleri oldukları konusunda cesaretlendirip, içlerindeki potansiyelin ortaya çıkmasına yardımcı olmalıyız.
Ben ve sen yerine biz'i kullanmayı öğrenmeli ve öğretmeliyiz. En iyi sonuçlar liderler takım üyeleriyle ilgilendiği zaman ortaya çıkar. İşler en iyi şekilde iyi yapılır ve takım üyeleri liderin iyi görünmesini sağlarlar. En iyi liderlerde takım üyelerinin iyi görünmesini sağlamak için elinden geleni yapanlardır.
Beraber çalıştığınız insanlara değer verin, dertlerini asla kulak ardı etmeyin. 
Onlara güvenin, güven duygusunun olduğu ortamda sizin güveniniz saramamak için normalden iki kat daha fazla çalışacaklardır. Yeter ki bilsinler siz onlara güveniyorsunuz ve verdikleri kararlarda arkalarındasınız.
Hedefin net olarak konulduğu ve doğru bireylerden oluşan bir ekibin başarısız olması için hiçbir neden yoktur. Yetkin insanlardan oluşan ekip zaten olabilecekleri önceden hesaplayabilecekleri için kendilerini her şeye daha önceden hazırlayacak, artıları eksileri masaya yatıracak ve hedefe ulaşmak için gidilecek yolda oluşabilecek problemlerle ilgili kendisini hazırlayacaktır.
En önemli olan doğru insanlarla, insanlara, düşüncelerine değer verilen, başarı odaklı organizasyonu oturtmak ve hedefleri net belirlemektir.
İnsanlara güvenin, değer verin bunun karşılığını alacaksınız.
Sevgiyle kalın.

Yolunacak kazlar

Ülkemiz dünya turizm pastasından payını gün geçtikçe arttırmaya devam etmektedir. Dünya Turizm devleri arasında adından son dönemde sık sık söz ettirmektedir. Artan kaliteli yatak sayısı ve temalı tesisleriyle dünya basınında sürekli olarak yer almaktadır. 
 
Bu gelişmeler sevindirici şekilde devam ederken geçen hafta Alman RTL televizyonunun bir haberi hepimizin bildiği bazı konuları su yüzüne çıkardı. 
Haberde turistlere uygulanan fiyatlarla yerli misafirlere uygulanan fiyatlar arasındaki farklar gizli kamera ile çekilmiş ve bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilmişti. Örneğin Avrupa'nın en pahalı hava alanı olma özelliğini taşıyan Antalya hava alanında turiste Hamburger Menüsü 14 Avro'ya satılırken yerli misafirden sadece 9 Avro tahsil edildiğini açık şekilde gözler önüne koymaktaydı. Büyük zincirlerden biri olan bu işletmede bile böyle bir ayrım yapılıyorsa ve buna izin veriliyorsa küçük esnafın yani belli bir kasa sistemi olmadan, fiyatların bilgisayarda bulunmadığı çantacısında, t-şörtçüsünde fiyat farkı olması sanıyorum çok normal. Bu durumun farkında olmamaları mümkün değil diye düşünüyorum.
 
Küçük esnafın zor günler geçirdiğini turistlerin otellerden çıkmadığını ve alışveriş yapmadığını çok duyuyoruz. Genelde otellerde uygulanan her şey dahil sistemi bu konudan sorumlu tutulmakta ve turistin otelden çıkmadığı söylenmekte. Sorarım size eğer Türkiye'ye ilk kez geldiyseniz ve kazara çocuğunuz hava alanında siz bavullarınızı beklerken susadı ve siz bir küçük şişe suya 2,5 Avro ödemek zorunda kaldıysanız, sonrasında otelden ayrılır mısınız?
 
Kendimden örnek vereyim, geçen sene Venedik havalimanında uçak beklerken, canım kahve çekti, Antalya'daki gibi yüksek fiyatlar talep edeceklerini düşündüğümden yerimden kalkıp Kafe'ye gitmedim. Uçak gecikme yapınca boş ver deyip kahve içmeye kara verdim ve utandım. Kahve sadece 0.9 Avro idi. 
Keşke daha önce gelseydim dedim ve ülkemiz adına üzüldüm. Öyle alışmışız ki hava alanlarında kazıklanmaya. Her yerde aynı zannediyoruz. Venedik gibi bir yerde kahve 90 Avro sent'te içilirken. Antalya hava alanında 3,5 Avro ödüyorsunuz.
 
Turistlere yüksek fiyat uygulamasının önüne nasıl geçilir. Çok kolay, Alman televizyoncunun yaptığını yaparak, gizli denetleyerek, ceza keserek, gerekiyorsa dükkan kapatarak. Bu gün ülkemize gelen turistler tatil beldelerinde rahat gezemediklerinden , tacize uğradıklarından şikayet etmekteler. Pazarlarda kendilerine zorla ürün saymaya çalışan yarım yabancı dilleriyle kendilerini zorlayan satıcılardan şikayetçiler. O yüzden otelden bir çıkıyorlar bir daha çıkmıyorlar. Dışarıda kendilerini rahat hissetmediklerinden şikayet ediyorlar.
 
Otellerimiz çok güzel ama dışarısı ?
 
İşte bu nedenlerden dolayı ülkemizin lokomotifi olan her şey dahil sistemi devam edecektir. Turist kazıklanma korkusunu evinde bırakarak her şeyin parasını evinde ödeyerek ülkemize gelmeye devam edecek ve tatilin keyfini rezervasyonunu yaptığı otelinde çıkaracaktır.
 
Ülkemiz turizm konusunda çok yol aldı, fakat görülüyor ki turisti yolunacak kaz olarak görme alışkanlığından hala vazgeçmedi.
 
Sevgiyle kalın...

Turizm Gündemi

Son günlerde çok konuşulan bazı konulara değinmek istiyorum.  
Ülkemiz turizmi çok büyük adımlarla bugün bulunduğu noktaya geldi. Bu adımların hep böyle büyük devam edeceğini hep beraber planladık ve yine büyük adımlarla devam etmeyi umduk.
Ne oldu?
2007 'den 2008'e geçerken doluluk açısından iyi geçen bir yılın ardından otel fiyatlarında ciddi artışlara gittik. Ekonomik baskıların artması ve artan maliyetler bu fiyat artışında otelciyi haklıda kılmaktaydı. Bunun üzerine gelen büyük tur operatörlerinin arasındaki rekabette otelcilerin fiyat artışlarını kabul ettirme şanslarını arttırdı. Kabul ediyorum sürekli artan maliyetler bizleri fiyat artışına zorlamakta. Bunun sonucu olarak açıklanan paket fiyatları 2007 yılının üzerine çıktı. Belli bir alım gücü olan potansiyel Türkiye tatilcisi sonuç olarak bütçesi doğrultusunda ödeyebileceği tesis arayışına girdi. Bunun sonucudur ki şu günlerde Alanya bölgesi dolup taşmakta ve Belek bölgesinde doluluk problemi yaşanmaktadır. ( Doluluk problemi derken oteller boş değil ama ağustos ayında alışık oldukları gibi % 100 dolu değiller) Çok somut bir örnek vereyim. İki sene önce Belek'te kalitesiyle ön plana çıkan ultra bir tesiste tatil yapan bir misafir, geçen sene Kemer'de daha düşük seviyede bir 5 yıldızlı tesiste konakladığını ve bu sene aynı misafirin Alanya'da daha düşük seviyede bir tesiste konakladığını ve kendisine sorulduğunda da tatile ayırabileceği paranın belli olduğunu ve bu parayla bu tesislere gelebildiğini belirtti. Düşünün iki sene önce Belek'te ultra tatil yapan misafir, şu anda aynı parayla ancak Alanya bölgesinde orta sınıf bir tesise gelebiliyor.
Petrol fiyatlarının artışı paket fiyatlarına yansımış ve ürünü daha da pahalı hale getirmiştir.
Bu yaşadığımız gerçek, bizim maliyetlerimiz artıyor ama potansiyel misafirimizin geliri aynı yerde sayıyor. Bu konuyu atladığımızı ve o gelmezse nasıl olsa başkasının geleceğini düşünüyoruz.
Diğer konu geçenlerde İngiliz basınında yer aldığı gibi ülkemiz hala ucuz tatil ülkesi imajını üzerinden atmamışken; neden hala 7 yıldızlı ultra tesisler yapmaya ve bu tesisleri bu fiyatlara satmaya çalışıyoruz.? Ülkenin imajını değiştirmek için özel bölgeler olmalı ama ülkemizin gerçeklerini göz ardı etmemeliyiz.
Diğer önemli bir konu ise misafir sayısındaki artışa rağmen neden tesisler doluluk sorunu yaşıyor? Gayet basit, eskiden iki hafta kalan bir çok misafir artık sadece bir hafta ile yetiniyor. Bir milyon iki haftalık misafir iki milyon bir haftalık misafire eşit konaklama yapar. Sayısal olarak artan turist sayısından söz ediliyor ama bu gelenlerin konaklama sürelerinden kimse bahsetmiyor. Dolulukların az olmasının nedeni bence konaklama süresidir.
Bunun yanında ev sahipliği yaptığımız misafirler, artık ülkemizi çok iyi tanıyorlar. Ağustos ayında yüksek sezonda ödeyeceği paranın çok daha azına eylülde tatil yapabileceklerini çok iyi biliyorlar. Göreceksiniz çok iyi bir eylül geçireceğiz. Hem hava daha güzel hem de fiyatlar daha uygun...
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi otellerin yüksek sezon doluluklarında önemli yer tutan İç Pazar, ülkemizdeki belirsizlik ortamı nedeniyle istenildiği gibi gitmeyince bir çok otel alışmış olduğu % 100 yüksek sezon doluluklarını yaşayamadı. Ama bu kanımca karamsar olunması gereken bir durum değil. Aksine gelecek için ders çıkarılması dereken bir durumdur.
Turizm ve otelcilik zor ve riskli bir sektördür. Çok hassas yapısı en küçük olayda hastalanmasına neden olmaktadır. Ama gelişme ve ilerleme ancak sınırların zorlanması ve her durumdan ders çıkarma sayesinde olmaktadır.
Türkiye'nin yıldızı bütün pazarlarda parlamaktadır ve cazibesi her geçen gün artmaktadır. Adımlarımızı daha dikkatli atmalı, otelcisi, tur operatörü el ele destek olarak ülkemizi geleceğe taşımalıyız.
Sevgiyle kalın...

Otelciliğin emektarları

Sevgili Akdenizliler, yaz sezonunun en yoğun ve en sıcak günlerini yaşadığımız şu günlerde otelleri otel yapan ve otele kimlik kazandıran çalışanlarımızla ilgili biraz yazmak ihtiyacını duydum. 
Bildiğiniz gibi otelcilik hizmete dayalı bir sektördür. Hizmeti veren otele ruh kazandıran otellerimizin değişik departmanlarında çalışan personelimizdir.
"Bizler hanımefendilere ve beyefendilere hizmet eden hanımefendiler ve beyefendileriz" der tanınmış bir otel zincirinin misyon bildiriminde.
Çalışan hanımefendiler ve beyefendilerin sezonun şu günlerinde kendilerini daha iyi hissetmeleri ve motivasyonlarını yüksek tutabilmeleri için kendilerine yönelik programlar yapılmalı ve önemli oldukları kendilerine tekrar hissettirilmelidir.
Yoğun koşuşturma ve iş ortamında bu faaliyetler çoğu zaman unutulur ve ekibin motivasyonu ağustos ayında bir düşme yaşar, bunu ortadan kaldırmak ancak işten biraz olsun koparak ve sosyal ortamlarda beraber olarak mümkündür.
Departmanlar arası organize edilecek sportif faaliyetler. Ödüllü yarışmalar. 
Veya Kat Hizmetlerinde çalışan hanımefendiler için hazırlanan sadece onlara yönelik Hanımlar matinesi ve bir müzik grubu onların kendilerini yeniden önemli olduklarını hissettirebileceğiniz organizasyonlardır.
Bütün departmanların katıldığı ve misafirlerinde bilgilendirildiği maçların akşam saatlerinde oynandığı bir futbol turnuvası otelinizin havasını değiştirdiği gibi çalışanlarınızın motivasyonunu arttırır.
Otelde anfitiyatroda yapılacak kupa ve ödül töreni bütün misafirlerin desteğini alacak ve çalışanlarınızın mutluluğuna mutluluk katılacaktır.
Sosyal faaliyetler içerisinde mesai saatlerinin dışında yapılacak çevre turları, tekne gezileri çalışanlar tarafından mutlulukla karşılanmaktadır.
Sadece çalışma ortamında beraber olan ekibin sosyal ortamları paylaşması ve iş dışında birbirlerini tanımaları çalışma ortamının iyileşmesine ve çıkabilecek sorunların azalmasına neden olmaktadır. Arkadaşlık ağlarının geliştiği ekiplerin çok daha verimli oldukları ve çok daha uyumlu çalıştıkları bilinmektedir.
Bu sıcaklarda canını dişine takan değerli çalışanlarımızın değerli odluklarını onlara hissettirmeli ve onları asla unutmamalıyız.
Hepimiz için yaş günümüz çok önemlidir, hepimiz hatırlanmak isteriz. Her ay bütün personelin katıldığı büyük bir organizasyon yaş günü organizasyonu yapıp o ay içerisinde yaş günü olanların yaş gününü kutlarsanız göreceksiniz birçok çalışanınız hatırlandığını ve unutulmadığını hissedecek ve mutlu olacaktır. 
Mutlu ve motivasyonu yüksek bir ekibin başaramayacağı hiçbir iş yoktur. Yeter ki gözlerde ışık yüzlerde gülücükler sönmesin.
Sevgiyle kalın...

Ciğerimiz yanıyor

Antalya'nın başına gelen en büyük yangın felaketini yaşadığı şu günlerde bu satırları yazmak çok zor. .. 
Cuma günü öğleden sonra Antalya'dan Side'ye doğru yola çıktım. Belek ayrımından itibaren kendimi büyük bir duman bulutunun içerisinde buldum. Güneş artık görünmüyordu. Duman yanmakta olan Antalya'nın ciğeri diyebileceğimiz Beydağları milli parkının da içinde bulunduğu ormanlık arazide çıkan yangından kaynaklanıyordu. Side'ye ulaşıp geriye baktığımda gök yüzünü kaplayan ve denize doğru uzanan duman kitlesi giderek büyüyor ve akşamın geç saatlerinde yangının kızıllığı Side'den görülebiliyordu.
Cumartesi sabahı olup biteni gözlerimle görmek için yangın bölgesine gittim. Alanya- Antalya kara yolundan ayrılıp Taşağıl beldesine doğru ilerlerken bir tarafta Uçakların diğer tarafta helikopterlerin yangınla hala mücadele verdiklerini ve yangının Alanya- Antalya kara yoluna doğru yaklaşmakta olduğunu yoldan geçen bir çok vatandaşımızın aracını durup bir taraftan haşlanmış mısır yerken diğer taraftan yangını seyrettiklerini gördüm. İçerilere doğru ilerledikçe durumun ne kadar acı verici olduğunu görmeye başlıyorsunuz. Bir çok vatandaşımız evlerini boşalttıklarını ve aceleyle eşyalarını kamyonlara yüklediklerini ve bölgeyi terk ettiklerini görüyorsunuz.
İçerilere doğru ilerlerken yeşil yerini birden siyaha ve griye bırakıyor. Sanki birden başka bir boyuta geçiyorsunuz. Burada ne renk , ne de hayat var. İçiniz ürperiyor. Yanmış güzelim çamların ağır kokusu sarıyor her yeri , ağlamak istiyorsunuz. Antalya'ya gelen her misafirinizi alıp götürdüğünüz ülkemizin en güzel bölgelerinden biri olan bu güzel yerlerin içler acısı hali gözlerinizin dolmasına yetiyor. Daha ilerledikçe Sağırin köyünde hala yanmakta olan evleri ağlayan insanları ve gerçek dramı görüyorsunuz. Her şeyini alevlere kaptırmış yüzlerce insanın boş bakan gözleri içinizi burkuyor ve yapacak bir şey,n,z söyleyecek sözünüz olmadığı için sadece susuyorsunuz. Her yer duman içinde alevler her tarafta. İnsanlar bir oraya bir buraya can havliyle koşturuyorlar. Gerçekten yaşananlar canınızı yakıyor ve gözleriniz doluyor.
Bütün bunların Karabük köyündeki yüksek gerilim hattındaki sürtünmeden dolayı olduğunu gazetelerden okuyunca acaba olması engellenebilirmiydi diye düşünmeden kendinizi alamıyorsunuz.
O bildiğiniz güzelim ormanlar artık sanki bir kara kalemle çizilmiş bir resim gibi karşınızda duruyor ve siz çaresizce bakıyorsunuz. Ne kadar acı değil mi?
10 bin hektardan daha fazla ormanlık alan göz göre göre yok oluyor. Toplam 4 köy artık yok , yandı.
Köprülü kanyon milli parkı ve rafting yapılan alana ulaşması da an meselesi gibi görünüyor.
Kelimelerin yetersiz kaldığı bu noktada söyleyecek ve yazacak fazla bir şey kalmadı. Sorulacak fazla soruda yok. Sonuç geri alamayacağımız büyük ve hala devam eden kayıp, ciğerimiz yanıyor umarım çabuk sönerde hep beraber nefes alırız.
Umarım sizler bu satırları okurken yangın durdurulmuş olur.
Sevgilerimle

Animasyon (Entertainment)

Geçen hafta turizm ve otelcilik sektörü uzun zamandır kendi seyrine bırakılmış ve gerçekten önemsenmediğini düşündüğüm animasyon konusuna yoğunlaşılan iki üzücü olayla sarsıldı.  
Hepimizin çok üzüldüğü talihsiz olayları yeniden yazmaya gerek olmadığını düşünüyorum.
Dikkatlerinizi çekmek istediğim konu, ev sahipliğini yaptığımız ve iyi zaman geçirmeleri için elimizden geleni ardımıza koymadığımızı söylediğimiz binlerce misafiri doğabilecek tehlikelere karşı gerçekten koruyabiliyor muyuz?
Yaşadığımız olaylar bu konularda zaaflarımızın olduğunun açık göstergeleridir.
Animasyon, eğlence departmanları tatillerini geçiren misafirlerin tatilden daha fazla zevk almaları için onlara uygun koşulları hazırlayan misafirleri bir araya getiren kaynaşmalarını sağlayıp yeni arkadaşlıklar edinmelerine zemin hazırlayan işini iyi bilen profesyonellerden oluşan, birçok dili konuşabilen kişilerin bulunduğu ciddi bir konudur. Ve asla işin ciddiyetini bilmeyenlerin eline bırakılmamalıdır.
Bu konuda bizler animasyonu ne kadar önemsiyoruz konusunu kendimize sormalıyız. Birçok tesiste bu konunun hiç önemsenmediğini ve asgari ücret seviyesinde birçok çalışanla, "animasyon var mı?" diyenlere, "evet var" demek için yapıldığını ve gereken önemin verilmediğini biliyoruz.
Animasyon anlayışı, ülkemize yabancı tatil köyü zincirleriyle beraber geldi. Club Med, Club Robinson, Club Aldiana bu konularda sanıyorum ülkemizde animasyonun gelişmesine örnek olarak katkıda bulundular. Bu organizasyonlarda animasyon ana departman olarak ele alınır ve genel müdür dahil bütün ekip ana işlerinin yanında animasyonun bir parçasıdırlar. Genel Müdürler şovlarda başrol oynadıkları gibi bütün olayların da farkındadırlar. Bu açıdan ürünü oluşturan en önemli iki departmandan biri animasyon diğeri ise Yiyecek ve İçecek departmanlarıdır.
Bu bağlamda animasyona yönelik tüm faaliyetler, bütün ekip tarafından inceden inceye planlanır ve uygulanır.
Biz sektör olarak konuyu bu noktada değil bir yük olarak görmeye ve mümkün olduğu kadar ucuzlatmaya başladık. Kalitesiz çalışanlar, çalışanları hor görenler, animatörler de ne yaparlar ki bütün gün lay lay, bir işe yaradıkları yok mantığı bizi bu günlere getirdi.
Animasyon zor ve meşakkatli bir iştir ve şakaya gelmez. Dışarıdan lay lay diye görünen iş iyi yapılıyorsa, en zorlu görevlerden biridir. Sürekli güler yüzlü olmak, gece gündüz ön planda olmak, misafirlerin sürekli nabzını tutmak ve kendilerini mutlu hissetmelerini sağlamak, kolay iş gibi görünse de öyle kolay değildir.
Animasyon ana departman olarak ele alındığı zaman ve gerekli önem verilmekte ve diğer departmanlar animasyon aktivitelerine destek vermek durumunda kalmaktadırlar. Örneğin Sahil Partisinde yakılacak ateşle ilgili alınması gereken güvenlik önlemleri güvenlik departmanı tarafından alınır. Elemanlar görevlendirilir ve alanın değişik bölgelerinde yangın söndürücüler ve ilk yardın çantası misafire hissettirilmeden önceden yerleştirilir. Bu sadece bir örnek.
Eğer eğlence departmanını gereksiz bir departman olarak görmekten vazgeçersek ve iyi animasyon programı olan otellerin daha fazla sürekli misafiri olduğunun farkına varabilirsek sanıyorum gelecekte bu gibi olayların önünü hep beraber alabiliriz.
Sevgiyle kalın...

Her şeye rağmen

Sevgili Akdenizliler ve sevgili turizm sektörünün emektarları, ülkemizde turizm sektörünün önemi her geçen gün artmaktadır. 2007 senesinde 23 milyona ulaşan ziyaretçi sayısının bu sene 27 milyona ulaşması beklenmektedir. 
Ocak- Mayıs 2008 döneminde turizm gelirleri önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 22,5 artışla 5 milyar 332 milyon dolar seviyelerine ulaştı.
Dış kaynak kullanımının bu kadar düşük olduğu ve ekonomiye olan büyük katkısının göz ardı edilemeyecek seviyelere çıkması sektörle ilgili problemlerin de artık göz ardı edilemeyeceği gerçeğini gündeme getirmektedir.
Bu kadar dev bir sektörün belli yasalar dahilinde ele alınması çalışanlarının yasalar dahilinde korunması ihtiyacını doğurmaktadır. Son günlerde sürekli olarak gündeme gelen turizm sektöründe kalifiye eleman sorunu ve sektördeki profesyonellerin hiçbir yasal desteği olmaması gibi sorunlar, zorunlu olarak çözüme kavuşturulmak durumundadır.
Dile getirmek istediğim konu ülkemizde turizm ekonomisinin ayrılmaz ve göz ardı edilemez bir parçası ve çok önemli döviz açığını kapatan bir ögesi olmuş durumdadır. Bu nedenlerden dolayı sektörün sorunları yasal çerçevede çözülmeli ve sektör yıllardır beklediği yasasına kavuşmalıdır.
Beraber olduğum bir çok yönetici sektörün geleceği ile ilgili negatif görüşlerini bildiriyor olsalar da biz turizm hizmetkarlarının motivasyonumuzu bozmadan çalışmaya devam etmesi, sektörün gelişmesi ve öyle büyümesi ki, artık ne bizim hizmetlerimiz göz ardı edilebilsin, ne de söylediklerimiz kulak ardı edilsin.
Yani her şeye rağmen doğru bildiğimizi yapmalı, gelen ziyaretçileri elimizdeki bütün olanakları kullanarak memnun ve mutlu halde göndermeli ve yeni gelenleri de aynı şevkle karşılamalıyız. Bir çok turizmcinin ne kadar maliyet baskısı altında çalıştığını, hangi zorluklarla personel bulduğunu, gemisini karaya oturtmadan hayata devam edebilmek için ne kadar zorlandığını biliyorum. Bunlar bizleri yıldırmamalı. Bizler bu ülkeye ve ülkenin turizmine kendimizi adamış insanlarız. Zorluklarla mücadele ederek ülkenin bu günlere gelmesinde ne kadar gündeme gelmese de emeğimiz çok büyük.
Düşünsenize hayatında oteli sadece uyumak için kullanmış birçok yatırımcı sonradan girdikleri otelcilik sektöründeki ilk bilgileri sizlerden almadılar mı? 
Birçok turizmci yetiştirdiğiniz gibi, birçok yatırımcıya da önderlik etmediniz mi?
Bu kadar önemli ve büyük sektörün temelini oluşturan otelcilik mesleğinin ülkemizde bir yasasının olmaması ve otel yöneticiliği ile ilgili hiçbir özellik aranmıyor olması birçok profesyonelin geleceğe karamsar bakmasına neden olmaktadır. Bu durumun ortadan kalkması sadece ve sadece yasal çerçevenin belirlenmesi ve otel yöneticiliğinin meslek olarak kabul edilmesiyle mümkün olacaktır. Berber dükkanı açmak için bile ustalık belgesinin arandığı ülkemizde otel açmak için hiçbir lisanslı kişinin aranmaması, otelciliği meslek edinmiş veya edinmek isteyen birçok kişiyi sektörden uzaklaştırmaktadır.
Düşünün koskoca bir geminin başındaki kaptanın kaptanlık ehliyeti yok. Bu nasıl büyük bir risk?
Ve bu büyük riski acaba kimse görmüyor mu?
Otelcilik ve konaklama sektöründe standartlar belirlense bu tesisleri yönetecek kişilerin bu konudaki yeterlilikleri Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından belirlenip denetlense, sanıyorum ülkemizin turizmde alacağı yol hızlanır. Ve yatırımcıyı memnun etmekle uğraşan birçok yöneticimiz enerjisini misafiri memnun etmeye harcar. Memnun misafir daha fazla ödemeyi kabul eder, böylece fiyatlar artar ve uzun vadede yatırımcı da misafir de memnun olur.
Kazanan ülkemiz ve Türk turizmi olacaktır.
Her şeye rağmen yazmaya, konuşmaya devam etmeli ve doğru bildiğimiz işleri gereğinde diplomatik olmayı da unutmadan yapmalı, çıktığımız yoldan geri dönmemeliyiz.
Bu ülke daha iyi günlere layıktır. Sizler de öylesiniz.
Sevgiyle kalın...

Yaşadıklarımız

Bildiğiniz gibi turizm dünyamızı sarsan bir iflas olayı yaşadık. Sevgili Yusuf Örnek abimizi hepimiz çok sever ve sayarız. Şu anda gelinen noktada olmamak için elinden gelen her şeyi yapacağına da hiç kuşkumuz yok.  
Kendisinin ülkemizde turizmin bu noktaya gelmesindeki emeği çok büyüktür. Hatta turizmciler ve otelciler bir araya geldiğimiz bir çok konuşmamızda Yusuf beyin iyi bir turizm bakanı olabileceğini konuşmuşuzdur.
Vasco'nun içinde bulunduğu durumun zorluğundan hepimiz haberdardık. Bir çok turizmci ve otelcinin yaptığı gibi bizler de ayakta kalabilmesi için gerekli desteği verdik. Hatta desteklenmesi gerektiğini her ortamda uygun bir dille herkese anlattık. Olayın bu boyuta ulaşacağını hem de sezonun bu döneminde böyle bir iflası hiç birimiz beklemiyorduk.
Nedenlerini sanıyorum Yusuf abi yakında hepimizle paylaşacaktır. Zamanlamanın çok kötü olduğunun hepimiz farkındayız. Bu olayların ülkemiz turizmine zarar vereceği de gün gibi ortada, demek ki başka hiçbir yolu kalmamıştı ki olay haziran ayının sonunda gerçekleşti. Buraya nasıl gelindi ben de çok bilmek istiyorum.
Karşılaştığımız tabloda, otel borçları, uçak borçları, transfer borçları, çalışanlarına olan borçları ve bilemediğimiz bir sürü kalem borçla Vasco aramızdan ayrıldı.
Bir zamanların devi birden yok oldu.
Bununla beraber tatillerine devam eden yüzlerce misafir bir anda sahipsiz kaldılar. Misafirlere değişik kanallardan destek verilmeye çalışıldı. Bizler otellerimizdeki misafirlere hiçbir şeyi yansıtmamaya çalıştık. Parasını alamayacağını bildiğimiz misafirleri ağırlamayı sürdürdük ve tatillerini bitenleri ülkelerine yolladık. Bu bağlamda emeği geçen herkese candan teşekkürlerimi bir borç bilirim.
Misafire yansıtmayalım tamam da kalan bakiyeyi kime yansıtalım ???
Misafirin mağdur edilmemesi gerçeği açıktır. Çünkü parasını ödemiş ve tatile gelmiş misafirlerin iflasla hiçbir ilgisi yoktur. Ama bu durumlara karşı bir yöntem geliştirilmeli ve bu olayların önü alınmalıdır.
Sigorta sistemi çalışmalı ya da acentaların bağlı oldukları birliklerde bu gibi olaylara karşı fonlar oluşturulmalıdır. Yine böyle bir durumda olay Turizm Bakanlığı tarafından çözüme kavuşturulmalıdır. Önümüzdeki günlerde bu artan maliyetler ve rekabet nedeniyle iflaslar devam edebilir. Eğer bu soruna çözüm bulunmazsa diğer küçük acentaların yaşamları her geçen gün daha da zorlaşacak ve zaman içerisinde yok olacaklardır.
Bence olayların buraya gelmesinin en büyük nedeni Vasco'nun Detur-Rusya'yı ciddi paralara satın alması ve yıllarca Avrupa pazarı deneyimi olan Vasco'nun hiç bilmediği Rus pazarda para kaybetmesidir.
Umarım gelecekte böyle olaylarla karşılaşmayız. Türk Turizmine bu derece katkısı olan kişliğiyle, duruşuyla herkesin sevgisini ve saygısını kazanmış 
Dr. Yusuf Örnek bu içinde bulunduğu durumdan çıkar ve ülke turizmine hizmet vermeye devam eder.
Sevgiyle kalın...

Ekonomik tanıtım

Turizm sektöründe misafir sayısını ve ülkenin çekiciliğinin arttırabilmesinin en önemli unsuru tanıtımdır. 
Burada dikkatinizi çekmek istediğim konu tanıtım için milyonlarca dolar reklam harcaması yapmak yerine birincisi elimizdeki misafire yatırım yapma konusu diğeri de kaynak pazarlarda yaşayan, toplumda söz sahibi olan yazıları okunan basın mensuplarının ülkemize gelmelerinin sağlanması ve bu insanların Türkiye ile ilgili yazıları ile yapacakları dolaylı tanıtımdır.
Memnun misafir kanımca en güçlü tanıtım yoludur. Ülkemize gelen tesislerimizde konaklayan ve beklediğinden fazlasını alarak ülkesine dönen her konuk çevresine ülkemizi överek anlatacak ve diğerlerinde pozitif bir Türkiye düşüncesinin oluşmasını sağlayacaktır. O nedenle geleceğe oynuyorsak elimizdeki misafirin değerini bilmeli, onları ülkemize bağlamalıyız. Otel odalarında ülkemizin diğer görülecek bölgeleriyle ilgili misafirin dikkatini çakacak bilgiler sunmalı ve kendisini yeniden gelmesi için bilgilendirmeliyiz.
Sadece deniz güneş ve kumun dışında ülkemizin sunduğu diğer olanakları aktarmalı ve kendimizi bu deniz güneş kum üçgeninden sıyırmalı ve çok renkliliğimizi daha açık şekilde ortaya koymalıyız.
Bu yazdıklarımın büyük maliyetlere neden olacağını düşünmüyorum.
Diğer konu ise diğer ülkelerin basın mensuplarının ülkemize davet edilmesi ve burada ağırlanmaları konusudur.
Uluslararası PR ( Public Relation) yani tanıtım firmaları ile çalışan oteller misafir gelmesini hedefledikleri ülkelerden basın mensuplarını davet ederek ülkemizle ilgili tanıtıma destek olmaktadırlar. Bu tanıtım yolu kanımca en etkili yöntemlerden biridir. Yazıları ve haberleri okunan gazetecilerin ülkemize gelmeleri, ülkemizle ilgili görüşlerini okuyucularıyla paylaşmaları sayesinde bir kişinin görüşü neredeyse 100 binlere ulaşmakta ve büyük paralarla yapılan reklam çalışmalarından hem daha ucuz hem de daha etkili olmaktadır.
Bu yönde yapılan tanıtımda son dönemde Turizm Bakanlığımızda bir çok başarılı organizasyona imza atmış ve bir çok gazeteciyi ülkemizde ağırlamış bulunmaktadır. Bakanlık dışında şu anda izlediğim ve olması için elimizden geleni yapmamız gerektiğini düşündüğüm bir organizasyonu Antalya Gazeteciler Cemiyeti Rusya Gazeteciler Birliği ile beraber sürdürmektedir. Bu organizasyonda 2009 yılında Dünya Uluslar arası Gazeteciler Formu'nun Antalya'da yapılması söz konusudur. Dünya Gazeteciler Birliği ile görüşmeler yapılmış ve tahmini olarak 60 ülkeden 3000 gazetecinin ülkemizi ziyaret etmeleri planlanmaktadır. Unecso'nun da destek verdiği projenin ülkemize sağlayacağı tanıtım desteğini sanırım tahmin edebilirsiniz. Projenin bu aşamaya gelmesinde emeği büyük olan herkese özellikle Antalya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sayın Mevlüt Yeni'ye ülkemizin tanıtımına yaptıkları katkılardan dolayı teşekkür ederim.
Ülkemizde Türk Milli Futbol takımının başarılarının ülke tanıtımına yaptığı katkının konuşulması tanıtımın öneminin artık tüm kesimlerce kavranıldığının en önemli göstergesidir.
Ülkemizin çok büyük bir turizm geleceği vardır. Daha el sürülmemiş binlerce kilometre kıyı şeridi, alternatif turizm olanakları ve gerekli kaynağı vardır. Bu kaynaklar doğru kullanılır ve iyi tanıtılabilirse Türkiye Turizmden elde ettiği geliri katlar ve bacasız endüstrinin ülke ekonomisine katkısı her geçen sene daha da büyür.
Elimizdeki misafirin değerini bilelim ve yeni misafirleri ülkemize çekebilmek için direk reklamlardan çok, dolaylı ve daha ektili olan ülkemizle ilgili toplumu yönlendirenlerin kalemlerini kullanalım.
Sevgiyle kalın...

12 ay turizm

Geçen Cuma TÜROFED'in önderliğinde ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Komitesinin işbirliğinde düzenlenen ve Sayın AKTOB Başkanı Sururi Çorabatır'ın yönettiği Akdeniz bölgesinde var olan Turizm Potansiyelinin verimliliğini artırmak, turizmi çeşitlendirmek ve alternatif turizm kapsamında yer alan kültür, kongre, spor ve sağlık turizminin geliştirilmesine yönelik çalışma toplantısında bulundum. 
Lara Concorde Otelde yapılan toplantı beklenenin altında bir katılımla gerçekleşti. Belki katılımcı azdı ama kanımca içerik ve toplantının verimliliği kanımca çok fazlaydı. Antalya Millet Vekillerimizden Sayın Sadık Badak'ta toplantıda katılarak turizme yakınlığını bir kez daha orta koydu.
Hep beraber üzerinde hem fikir olduğumuz konu artık boş konuşmamak gerektiği ve zaman geçirmeden elimizdeki olanakların farkına vararak bölgemizde turizmi 12 aya yaymak için çalışmaya başlamak oldu. Bu başlangıçta ilk olarak ele alınması gereken birimin ise Antalya Kongre Bürosu olduğunda hem fikir olduk. 12 Ay turizm demek atıl durumda bulunan otellerin toplantı salonlarının doldurulması ile mümkündür. Bu da sadece iç pazarla değil dış kaynaklı toplantı gruplarının bulunması ve şehir bazında büyük kongrelere ev sahipliği yapılmasıyla mümkündür. Antalya Kongre Bürosunda şu anda sadece bir kişi çalışmaktadır ve bu sayının en yakın sürede artırılması ve kalifiye kadroyla Antalya'nın bu konudaki ihtiyacının giderilmesi gerekmektedir. Bunun yanında uluslar arası platformda düzenlenen Toplantı ve Kongre fuarlarına Antalya olarak katılma kararı alınmıştır. Sayın Hüseyin Baraner yaptığı konuşmasında artık uyanmamız gerektiğini ve elimizdeki olanakları kullanmamız gerektiğini dile getirmiştir.
Antalya Tanıtım Vakfı Başkanı ve bu konulara en fazla emek veren abimiz Nizamettin Şen'de böyle önemli toplantılara bu kadar az katılımın ülkemizin halini açıkça gözler önüne serdiğini ve yıllar süren verdiği mücadelelerin sonuçlarının artık alınması gerektiğini dile getirmiştir.
Bence Antalya aklınıza gelebilecek her türlü sosyal, kültürel,sportif olaya ev sahipliği yapabilecek büyük bir potansiyele sahiptir.
Yapılması gereken bir üst kurulla Antalya'nın bütün bir yılı kapsayan bir aksiyon planı yapması, haftaları bir yıl önceden planlaması, uluslar arası festivaller, konserler, sportif turnuvalarla ciddi bir destinasyon olarak ön plana çıkması gerekmektedir.
Bu faaliyetler yavaş yavaş yapılmaktadır, ama daha hızlı olabilir. Aspendos Opera ve Bale Festivali, Altın Portakal Film Festivali ve son üç yıldır düzenlenen Piyano Festivali haricinde büyük bir sanatsal faaliyet yoktur.
Sportif alanda Golf turnuvalarının sayısı ve ödülleri arttırılarak çok ciddi bir bölge tanıtımı yapılabilir. Dubai bu konuda çok örnek olabilecek faaliyetlerde bulunmaktadır. Tenis turnuvaları, Futbol turnuvaları ülkemiz tanıtımına destek olacak hem de durgun geçen kış aylarında bölgemize hayat getirecektir. 
Yine toplantıda üzerinde önemle durulan konulardan biri büyük yolcu gemilerinin önümüzdeki yıllarda Antalya'ya gelmeleri için hem Antalya Limanının iyileştirilmesi ve bu yolcu gemilerini getiren acentalarla görüşülmesi gereği ortaya çıkmıştır.
Biz elinde unu, şekeri, yağı olan turizmciler olarak artık helva yapmaya başlamalıyız.
Nizam abinin dediği gibi artık ceklerle ve caklarla kaybedilecek zamanımız kalmamıştır. Dolarla havalarda uçuşmakta bizler seyretmekteyiz.
Zaman taşın altına elimizi koyma ve sazı ele alıp çalıma zamanıdır. Kimsenin kimseye suç atmaması insiyatifi ele alması ve yürüyüp gitmesi gerekmektedir.
Bölgemizde yaşanan dönemsel işsizliğinde çaresi bölgeyi ölü dönemlerde yaşatmaktan geçmektedir.
Haydi hep beraber Antalya'yı hak ettiği geleceğe beraber taşıyalım.
Gelecek nesillere verecek hesabımız olduğunu unutmayalım.
Sevgiyle kalın.

Babalar ve kızları..

Sevgili Sabah Akdeniz okuyucuları bu gün Babalar Günü ve ben sizlerle tarafıma internetten ulaşan aşağıdaki güzel satırları paylaşmak istedim.  
0 yaşında 
Baba : Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey 
benim kızım mı? Gözleri de bana ne kadar çok benziyor. 
Kızı : Bu gözlerini benden hiç ayırmayan adam 
babam olsa gerek.
5 yaşında 
Baba : Prensesim benim, güzel kızım. 
Söyle bakalım baban sana ne alsın? 
Kızı : En çok babamı seviyorum. 
Babam, niye annemle uyuyor? 
Hep benimle uyusun, başkasını sevmesin.
10 yaşında 
Baba : Gittikçe yaramaz oluyor, kime çekti bu kız? 
Kızı : Ben babama aşığım. Büyüyünce 
babam gibi erkekle evleneceğim. 
Babam bu ay harçlığımı arttırır mı?
15 yaşında 
Baba : Ne kadar da çabuk büyüdü. Eve de gittikçe 
geç kalmaya başladı, bu gidişle başına kötü 
bir şey gelecek. Sanırım daha sert konuşmalıyım. 
Kızı : Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim 
kadar vakit geçiremiyorum. Bana baskı uygulamasından 
nefret ediyorum. Ne zaman özgür olacağım?
20 yaşında 
Baba : Artık sözümü dinlemiyor. Benden 
giderek uzaklaşıyor. Kendi parasını da kazanmaya 
başladı ya, bana ihtiyacı kalmadı tabii. Uzun 
zamandır tatlı bir-iki laf geçmedi aramızda zaten. Evi de 
sürekli erkekler arıyor. Galiba kızım elden gidiyor. 
Kızı : Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor. 
Hele geçen gün giydiğim mini eteğe karışmasına 
ne demeli? Evden ayrılıp, kendi hayatımı kurmalıyım. 
Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık!
25 yaşında 
Baba : Bir gün bunun olacağını biliyordum. 
İşte evleniyor. Zaten aramız eskisi gibi değildi. 
Şimdi bir de kocası var. Prensesim beni terkediyor. 
Kızı : Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi 
takınmasının ne lüzumu var ki? Biliyorum, onu 
bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden yapıyor. 
Kendi hayalindeki damat değil ya! 
Sanki birlikte yaşayacak olan o.
30 yaşında 
Baba : Çok az görüşüyoruz. Daha sık 
biraraya gelsek ne iyi olur. Hem torunlarımı 
da özlüyorum. Kendi arkadaş çevrelerinden 
fırsat bulup da bize gelemiyorlar ki... 
Kızı : Babamları da çok ihmal ediyorum galiba. 
Yine telefonda çok üzgün geldi sesi. 
Haftasonu onlara süpriz yapmak en iyisi.
40 yaşında 
Baba : Kızım, benim entellektüel düzeyimi 
yeterli bulmuyor. Ona göre çağın gerisinde 
düşünüyormuşum. Oysa küçükken derslerine 
hep ben yardım ederdim. Anlayamadığı 
bütün problemleri bana sorardı. 
Şimdi beni beğenmiyor. Bir daha onunla 
asla politik tartışmalara girmeyeceğim. 
Kızı : Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor. 
Sürekli bir şeylerden yakınıyor. Gerçi 
son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama. 
Ya ona bir şey olursa? Zaten hiçbir zaman 
dilediği gibi bir evlat da olamadım.
45 yaşında 
Baba : Kızımın mutlu bir yuvası olması ne güzel. 
Gözüm arkada gitmeyeceğim. Her şeyi 
kendi başardı. Onunla gurur duyuyorum. 
Kızı : Babam için çok endişeleniyorum. Onu 
kaybetmeye hazır değilim. İlaçlarını da hep 
ihmal ediyor zaten. Allah'ım onu benden alma!
50 yaşında 
Baba : Dünyada mutlu kal kızım ! 
Kızı : Seni çok özleyeceğim ve arayacağım babacığım. 
Şimdi ben kime danışacağım, kim yardım 
edecek bana? Ne olur gittiğin yerde çok mutlu ol. 
Ve hep yanımda olduğunu hissettir, ne bileyim ben, 
arada sırada işaretler yolla mesela. 
Ah babacığım! Sensiz nasıl yaşayacağım?
55 yaşında 
Kadın : Sen gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım. 
Keşke seni hiç üzmeseydim demeyeceğim, çünkü 
"keşke"lerin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini biliyorum. 
Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni üzdüğüm 
her gün için çok ama çok pişman olduğumu bil olur mu?
Seni çok seviyorum babacığım, keşke sana bunu daha sık söyleyebilseydim...
Hepinizin özellikle kız babalarının babalar gününü candan kutluyor ve Milli takımımızın babalara güzel bir babalar günü armağanı vermesini gönülden diliyorum.
Sevgiyle kalın....

Turizm ve enerji

Turizm sektörünün asıl aktörleri olan dev turistik tesisler ev sahipliği yaptıkları yurt içinden ve yurt dışından gelen sayıları milyonlara ulaşan misafirlerini en iyi şartlarda ve en iyi ortmlarda ağırlamak için ellerinden geleni yapmaktadırlar.  
Ülke turizminin gelmiş olduğu yere gelmesini sağlayan en önemli unsur gelen misafirin konkladığı tesiste aldığı hizmettir. Bu hizmetin verilebilmesi uygun hava koşullarının yaratılması yani klima sisteminin çalışması, sıcak suyun kesintisiz ve ısı seviyesinin iyi ayarlanmasına,ortamların iyi aydınlatılmasına, çamaşırların iyi yıkanmasına ve bunun gibi otel hizmet bütününü oluşturan ve temelinde enerji ihtiyacı olan bir çok etkenin kusursuz çalışmasına bağlıdır.
Otellerin ciddi bir enerji tüketimleri vardır. Çünkü otel sadece konaklama dışında bir kasaba gibi bütün hizmetleri bünyesinde bulundurmaktadır.
İçinde bulunduğumuz artan rekabet ortamında ve maliyet baskısı altında bütün oteller hizmet kalitesini düşürmeden ciddi şekilde nasıl daha verimli çalışılabilir ve rekabet ortamında ayakta kalınabilirin kavgasını vermektedirler. Bu konuların en önemlilerinden biride enerjinin en efektif şekilde kullanılması ve misaifr refahını düşürmeden daha ekonomik çalışma yollarının aranmasıdır.
Bu bağlamda birçok tesiste enerji komiteleri oluşturulmakta ve bu komite enerji tüketiminin azaltılması konusunda çalışmalar yapmaktadır. Otomasyon sisteminin bulunmadığı otellerde otomasyonun sağlanması, eski ampullerin daha az enerji harcayan daha verilmlileriyle değiştirilmesi, otellerin büyük mutfak cihazlarından enerji tüketimi büyük olan mesela fırınların çalışma saaatlerinin sınırlandırılması, çamaşırhane makinalarının daha verimli kullanılması gibi birçok konuda otellerde ciddi bir çalışma vardır.
Sektörde yaşadığımız enerji probleminin en üst düzeye çıktığı aylar genelde yaz aylarıdır. Geçen sezonlarda sık olarak karşılaştığımız elektrik kesintileri sıcak yaz günlerinde otellerde misafir memnuniyetinin düşmesine ve şikayetlerin artmasına neden olmaktadır. Bunun nedeni ise tesislerde bulunan jenaratörlerin tesisin aydınlatmasına, soğuk hava depolarının çalışmasına yetebildikleri ama soğutma sistemlerinin ihtiyacını karşılayamamasıdır. Elektrik kesildiği anda tesisler aydınlatılabilmekte ama soğutulamamaktadır. Büyük paralar ödenip gelinen tesislerde klima sisteminin çalışmaması ciddi sorunlara neden olmaktadır.
Akdeniz bölgesi ekonomisini ayakta tutan en önemli sektör turizmdir. Turizminde en önemli unsurları olan güzelim tesisleri gelen misafiri memnun edebilmek için elinden geleni yapmakta ve sınırlı olan kaynaklarında tüketilmemesi için en yüksek çabayı göstermektedir. Hem gelecek hemde kendi bütçeleri için enerji konusunda tutumlu olmak ve ülke kaynaklarının kullanımını en aza indirgemek için sektör elinden geleni yapmaktadır.
Bununla beraber sektör enerji konusundaki hassasiyetinin yanında diğer bütün konularda çok yol almış ve maliyetlerini çok ince noktalarına kadar kontrol eder hale gelmiştir. Rekabet gücünü arttırabilmek ve azalan kaynakları daha efektif kullanabilmek amacıyla çalışmalarını sürdürmektedir.
Hava sıcaktığının artmasıyla artacak olan enerji tüketiminin yine elektrik kesintilerine yol açmaması diliyoruz.
Bizler sistemi zorlamamak ve enerji tüketimini azaltmak için elimizden geleni yapıyoruz. Daha az tüketim daha az kaynak kullanımı daha az karbondioksit ve daha temiz bir çevre bunun bilincindeyiz.
Umarım elektrik kesintilerinin olmadığı güzel bir yaz geçiririz.
Sevgiyle kalın....

Turizm ve Çevre

Türkiye dünya turizm sektörünün yeni yıldızı parlayan ülkesidir. Türkiye'nin bu yakalamış olduğu trendi sürdürebilmesi kaynak pazarlardan gelen sinyallerin ancak doğru yorumlanması ve gerekli önlemlerin alınmasıyla mümkün olacaktır. 
İyi fiyat hizmet ilişkisi konusunda Türkiye çok iyi bir imaja sahiptir. Bu olumlu imajın daha güçlendirilmelidir. Türkiye'ye daha önce gelmemiş olan yeni misafirlerin kazanılması için güçlü yanlarımız daha ön plana çıkarılmalı ve fiyat hizmet ilişkisindeki üstünlüğümüzün daha iyi kullanılması gerekmektedir. Bu tabi ki sadece uygun fiyatlı fırsatlar sunmak anlamına getirilmemelidir. Türkiyenin potansiyel misafirleri arasında kaliteli ve pahalı seyahatleri tercih eden büyük bir kısmın olduğu da unutulmamalıdır. Fiyat hizmet ilişkisi konusundaki dengenin korunması yani misafirin bedelini ödediği ve beklediği ürünün sunulması uzun süreli tekrar eden bir potansiyelin oluşmasına neden olacak ve Türkiyenin kalıcı misafir potansıyelinin artmasını sağlayacaktır.
Dokunulmamış doğa ve bozulmamış çevre konusunda Türkiye'nin imajı pek iyi durumda değildir. Bunun nedeni turistik tesislerin ve muhteşem otellerin dışında misafirlerin izlenimlerinin iyi olmayışı, tesislerin dışından gelen çöp kokuları, yolların ve alt yapının Avrupa normlarının altında olmasına bağlanmaktadır. Bu konuda Türkiyenin alması gereken çok yol vardır. Örnek olarak Türkiyenin Turizm gelirinin 
çok önemli bölümünü elde ettiği Antalya ili ve çevresindeki kara yollarının ve tesislere giden yolların yıllar geçmesine rağmen daha hala Avrupa normlarında olmamasını verebiliriz. Yolların bu durumu Türkiye gerçeğini birkez daha gözler önüne sermektedir.
İnsanlarımızın çevre konusundaki eğitimleri yok denecek kadar azdır. Çöplerin çöp kutusuna atılması gerektiğini ilkokulda öğrenmemize rağmen uygulamada ne yazık ki hep beraber sınıfta kalmaktayız. Buda Turistin gözünde bakımsız çevre imajı oluşturmaktadır.
Sahillerimizin güzelliği, kumumuzun kalitesi bilinmektedir ama aynı zamanda sağlıklı çalışmayan arıtma tesislerimiz, denize bağlanan kanalizasyonlar ve iyi kontrol edilmeyen atıklar nedeniyle denizlerimiz hergeçen gün kirlenmekte ve Mavi Bayraklarımız tehlikeye girmektedir.
Türkiye'de turizm sektöründe çevreye duyarlılık henüz gelişme aşamasındadır. Sadece çevre standlarının oluşturulması değil gerekli uygulamaların yapılması gerekmektedir. Çöp ayrıştırma, çöp azaltıcı satın alma faaliyetlerinin arttırılması, personelin konudaki hassasıyetinin arttırılması sayabileceğimiz bazı uygulamalardır.
Bu konular elele verilerek çözülebilecek sorunlardır ve Türkiye bunlarla başa çıkabilecek yeteneğe sahip bir ülkedir. En büyük avantajımız olan sıcakkanlılığımız ve misafirperverliğimiz bizleri zaten rakiplerimize göre avantajlı konuma getirmektedir. Bu var olan özelliklerimize çevre bilincini ekler, fiyat hizmet ilişkisi konusundaki avantajımızıda iyi korursak turizm pastasından alacağımız pay gittikçe büyüyece ve bizler bu güzel ülkenin vatandaşları yaptığımız işle övünecek ve nesiller boyu Turizm ağacının meyvelerini keyifle yiyeceğiz.
Dünya turizminde ilk on arasında yer alan ülkemizin hedefi en kısa sürede ilk beşe girmektir.
Sevgiyle kalın....

İyi ürün iyi fiyat

İçinde bulunduğumuz günlerde yüksek sezon denilen genelde Ağustos ayını kapsayan dönemin uzatılması konusunda değişik yorumlar duymaktayım. Bende fiyatların artması ve yüksek sezonun uzatılması taraftarı olarak bazı konuları dile getirmek istemekteyim.  
Bildiğiniz gibi ülkemiz bir çok ülkeden gelen yoğun bir misafir akımına uğramaktadır. İç pazarında devreye girdiği temmuz ve ağustos aylarında Akdeniz bölgesinde ciddi yer bulma problemleri yaşanmaktadır. Yani talebin yılın en yüksek seviyesine ulaştığı dönemde arzı yapan kesim olan otellerin fiyatlarını yeniden gözden geçirmeleri ve odalarını alabildikleri en yüksek fiyata satmalarından daha doğal bir şey olamaz. Serbest piyasa ekonomisinde bildiğiniz gibi fiyatı talep belirler. Dünyada petrol fiyatlarındaki patlamanın da en büyük sebebi artan taleptir. Eğer kapasite artmıyorsa yani arz aynı kalıyor ve talep artıyorsa satılan ürün en yüksek fiyatı verene gidecektir. Bu gayet doğaldır.
Burada dikkat edilmesi gereken ürünün kalitesi ve fiyat karşılığında satılan ürününden alınan hizmetin maksimum seviyeye çıkarılmasıdır. Yurt dışından ülkemize gelen misafirler dünyanın değişik bölgeleri arasından ülkemizi seçmişlerse ve ülkemizden ödediği fiyata karşı dilediği hizmeti alabilirlerse ülke olarak fiyatlarımızı yukarı çekebilir, talebin devam etmesini sağlarız. Böylece ödediği fiyata karşı beklediği hizmeti alan misafir talebin oluşmasını ve azalmamasını sağlar.
Hepimizin başına gelmiştir. Bir restaurant veya bir otel iyi bir çıkış yapar iyi fiyat hizmet paritesi sunar ve başarıya ulaşır, bunu duyar gidersiniz ve bazen hayal kırıklığı ile geri döner ve bu paraya bu hizmet bir daha asla gitmezsiniz ve herkese anlatırsınız. Bununda yaşanmaması gerekmektedir.
Fiyat arttırmak her ticarethane sahibinin en doğal hakkıdır. Misafirinde en doğal hakkı ürünü bu fiyata almak veya almamaktır.
İyi ürün iyi para eder. Eğer siz verdiğiniz servisle, otelinizin sunmuş olduğu yapısal zenginlikleriyle, doğasıyla, büfesiyle, eğlence programıyla fark yaratabilmişseniz ve ürünün kalitesini hem misafir hem de sizi satan tur operatörleri gözünde onaylatmışsanız, fiyat konusunda daha cesur olabilir ve daha yüksek fiyat talep edebilirsiniz. Eğer ürüne karşı misafirden gelen ciddi bir talep varsa bu konuya tur operatörü de destek verecektir.
O zaman yüksek sezon 60 günde olur 80 günde yeter ki talep olsun ve ürün fiyat üzerinden değil gerçekten kendi kalitesi üzerinden satılsın.
Sıradan bir tesis için bu durum böyle olmayacaktır. Çünkü tesisin rekabet edebileceği tek noktası fiyat olduğu için piyasa dinamiklerine boyun eğecek ve o sırada sektörde hakim olan fiyat üzerinden satılacaktır. Bir çok tesis anlaşma imzalamakta ve sezon boyu satış gelmediği için anlaşma dışında verdiği indirimli fiyatlarla odalarını doldurmaktadır.
Yüksek Sezonun uzatılması hepimizin hedefi olmalıdır. Kaliteden ödün vermeden bize güvenip gelen misafirlerimizin güvenini kırmadan.
Sevgilerimle...

Başkasının izinden giden iz bırakmaz

Eğer amaç fark edilmemekse yapılacak şey bırakılan izleri takip etmektir. Ama amaç fark yaratmaksa o zaman yeni yollara gitmek, ayak basılmamış topraklarda yürümek gerekmektedir. Ayak basılmamış topraklar riskleri ve bir sürü bilinmeyeni de beraberinde getirir ve risk almayı gerektirir.  
Büyük adımlar yeni buluşlar her zaman elindekilerle yetinmeyen ve sahip olduklarından daha fazlasına ulaşabileceklerine içten inananlar tarafından gerçekleştirilmişlerdir. Sahip olduklarıyla yetinmeyen derken her zaman daha fazlasını isteyen aç gözlüleri anlatmaya çalışmadığımı sanıyorum anlamışsınızdır. Onların düşündüğü acaba bunun başka yolu da var mıdır?, yada nasıl yaparımda daha verimli olur ?, gibi düşüncelerle meşguldür. Amaç farkı oluşturabilmede ve iz bırakmaktadır.
Düşünsenize ilk 4 zamanlı motoru bulan ne kadar mutlu olmuştur. Ya da kuzey kutbuna ilk kez adım adamın neler hissettiğini şahsım adına yaşamak isterdim.
Telefon hayatımızı en kolaylaştıran buluşlardan biridir. Sevgili Graham Bell hepimizin yüzlerce kere hayır duamızı almıştır. Binlerce deneyden sonra ampulü bulan Edison evlerimize ışığı getirmiştir. Böyle yaptığı işe aşık böyle tutkulu birçok insan bir çok alanda ne etraflarındaki çatlak seslere kula asıyorlar nede kimsenin onların kararları konusunda etkili olmalarına izin veriyorlar ve tutkularını yaşıyor ve bilinmedik bölgelere attıkları adımlarla hayatımızı değiştiriyorlar. Böyle tutkulu insanlar sayesinde teknolojinin, bilgisayar çağının nimetlerinden yararlanıyoruz.
Her ne yaparsanız yapın fark oluşturup iz bırakmanın elinizde olduğunu sakın unutmayın. Özellikle Otelcilik ve Turizm gibi hizmet sektöründe kalıcılığın en önemli unsuru yarattığınız farkınızda ve farklı hizmetlerinizdedir. En basitinden odalarınıza misafir için hazırladığınız küçük sürprizler, resepsiyonunuzda verdiğiniz ekstra hizmetler pastanenizde çıkan ve başka hiç bir yerde bulunmayan yeni bir tat sizi faklı yapacak ve her zaman hatırlanmanızı sağlayacaktır. Hizmet sektörünün başarısı ana hatlardan çok detaylardadır. Detayları iyi çalışılmış ürünler her zaman misafir tarafında ayrı algılanacak ve sizi farklı kılacaktır. Bir örnek vereyim. Uzun mesafe uçuşlarda bazı hava yolları kuruluşlarının nemli ve güzel kokulu havlu servisleri vardır. Siz bunu yazın 40 derece sıcakta mis gibi mentol kokulu buz gibi dondurulmuş şekilde sahilde misafirlerinize sunarsanız kazanan siz olursunuz. Ya da çocuklarıyla tatil yapan ailelere konaklamaları süresince bir kaç gecede olsa ücretsiz çocuk bakıcılığı hizmeti verseniz kazanan siz olursunuz. Önemli olan beyninizi fark yaratmak yönünde yormanız ve farkı yaratmayı istemenizdir. Her kez gibimi olacağım yoksa fark mı yaratacağım ? Farklı olmak için tekerleği yeniden bulmak gerekmemektedir. Uygulama farklılıkları veya başka yerlerdeki uygulamaların kendi bulunduğunuz duruma uygulanması da fark yaratmaktadır. Yukarıdaki havlu örneği gibi.
Farkı yaratıp iz bırakalım.
Bu güzel ülkenin kendisini ülkenin geleceğine adamış turizm hizmetkarlarına ihtiyacı olduğunu sakın unutmayalım.
Zaten hizmet ve misafire verilen önem konusunda rakiplerimizden öndeyiz ama farkı açmak konunun üzerinde kalmakla ve rehavete kapılmamakla mümkündür.
Sevgiyle kalın....

İç turizm

Ülkemizin artan yatak kapasitesi; sürekli yeni pazarlara açılmasıyla çok ciddi ziyaretçi akımının oluşmasına neden oldu.  
Yurt dışından gelip tesislerimizde tatillerini geçiren misafirlerimizin sayısı artarken iç pazar da günden güne artarak tesislerin doluluklarında önemli rol oynamaya başladı.
İç turizmin trendlerini incelediğimiz zaman ikinci konutların tatil amaçlı kullanımı ülke içindeki turizmin önemli bölümünü oluşturmaktayken; ülkemizde tatilin daha çok otellere ve diğer tesislere kaymakta olduğunu ve misafirlerin bir yere bağlı kalmak yerine değişik bölgelerde tatile gittiklerini görmekteyiz.
Bir çoğumuz biliriz yazlık yani ikinci konutta tatilin bazı zorlukları vardır. On, on bir aydır oturulmayan yazlığın temiziliği, alışverişi, bakımı gibi işler tatile başlamanızı engeller, bunun yanında yok yemek, yok çamaşır derken tatil birden işe döner.
İç pazarda sunulan cazip ödeme koşulları ve her bütçeye hitap eden tesislerle iç turizm artık ciddi olarak turizm tesislerine yönlenmiş bulunmaktadır.
Yeni konuştuğum bir dostum yazlığını satışa çıkardığını, ödediği yıllık aidatın neredeyse tatil parasına karşılık geldiğinden oteli tersih ettiğini ve ailecek sunulan her şey dahil sisteminin keyfini çıkardıklarını, eşinin çok mutlu olduğunu, bir sene Bodrum bir sene Kemer değişik yerlere gittiklerini artık yazlığın hiçbir cazibesi kalmadığını anlattı.
Tabi zamanı olan bahçesini yaparken, yemek pişirirken zevk alanları bu genellemenin dışında tutmak gerekmektedir.
Ama yoğun çalışan çok uzun süre tatile çıkamayanlar için en keyifli çözümün tatil köyleri ve otelle olduğunu düşünüyorum.
2008 yazıyla ilgili iç Pazar için yer bulunamayacak gibi yapılan yorumlara değinmek istiyorum. Yazımın başında değindiğim gibi ülkemiz büyük ziyaretçi akımına uğramaktadır. Avrupa pazarı rezervasyonlarını en erken yaptıran pazarların başında gelmektedir. BDT ülkelerinde de erken rezervasyon sistemi artık oturmaya başlamaktadır. Ülkemizde erken rezervasyon değişik promosyonlarla tüketiciye sunulmaktadır. Özellikle yüksek sezon dediğimiz Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında bütün pazarlarda talep artışı olmasından dolayı otellerde yer bulma problemleri yaşanmaktadır. Bu sene de bu problemler yaşanacaktır. Tüketici bir şekilde tatile çıkacaktır ama belki istediği otelde değil başka bir tesiste yer bulabilecektir.
Buna fırsat vermemek için yerli misafirlere tavsiyem sürmekte olan erken rezervasyon indirimlerinden yararlanıp tatil için yerlerini şimdiden ayırtıp sonra rahat etmeleri yönünde olacaktır.
İç turizmle ilgili değinmek istediğim diğer konu da ülke içi trendlerin değişmesidir. Birkaç yıl öncesine kadar yerli misafirler tarafından tercih edilmeyen bölgeler yapılan yeni tesisler ve sunulan iyi hizmet sayesinde ön plana çıkmaktadırlar. Side, Belek, Lara ve Kundu gibi bölgeler yerli misafirler tarafından tercih edilen bölgeler olma yolunda hızla ilerlemektedirler.
Bütün annelerin anneler gününü kutluyor, bol tatilli tüm sevdikleriyle beraber geçen güzel bir 2008 yazı diliyorum.
Sevgilerimle...

Geleceğin turizmcileri

Son günlerde üzerinde en çok konuşulan konulardan biri turizmde çalışacak kalifiye personel bulma sorunudur.  
Ülkemizde turizme kalifiye eleman yetiştiren meslek liseleri, yüksek okullar ve üniversiteler olmasına rağmen bu okullardan mezun olanların büyük bir çoğunluğunun başka sektörlere kaydığı ve sonuç olarak sektörde eğitimli personel açığının bulunduğu gerçeği bir çok otorite tarafından gözler önüne serilmektedir.
Acaba turizmi meslek edinmiş, eğitimini almış bu genç beyinler neden turizmden uzaklaşıyorlar?
Konuyu incelediğimizde önümüze çıkan tablo pek te iç açıcı değil. Birincisi bildiğiniz gibi bu eğitim kurumlarında eğitim alan öğrenciler yaz aylarında staj yapmaları için turistik tesislere gönderilmektedirler. Personel maliyetlerinin sürekli arttığı ve genel olarak maliyet baskısı altında ezilen bir çok turistik işletmede bu genç beyinler yoğun ve ağır ortamlarda çalıştırılmaktadırlar ve daha sektör ile ilgili bir düşünceleri bile oluşmadan, sektörden uzaklaşmaya başlamaktadırlar. Bu durumda bütün turizmcilere düşen çiçeği burnunda bu gençlerin şevklerinin kırılmaması ve sektörden uzaklaşmamaları için staj sürelerinin süper deneyimlere dönüşmesinin sağlanmasıdır. Ağır çalışma koşullarına daha staj süreleri sırasında diğer çalışanlardan duydukları işsiz geçen kış döneminde yaşadıkları zorluklar eklenince, bu genç beyinler daha okul sıralarında geleceği düşünmeye başlamaktadırlar. Yine bu bağlamda ülkemizin bu soruna da bir çözüm geliştirmesi ve turizm çalışanının en zor dönemi olan kış aylarındaki işsizlik sorununa çözüm getirilmesi gerekmektedir. Diğer bir konu da sektöre yakınlaşmanın sağlanmasında sektörde çalışanların, tesislerdeki genel müdürlerin, departman müdürlerinin bu gençlere örnek davranışlar sergilemeleri ve bu gençlere örnek olmaları gerekmektedir. Hepimizin olduğu gibi bu gençlerinde rol modellere ihtiyaçları vardır. Bir gün bu müdürüm gibi olmak istiyorum demeleri bence onlara verebileceğimiz en güzel hedeftir.
Hepimizin bu eğitim kurumlarına daha yakın olması öğrencilerle bir araya gelmesi ve onları sektöre kazandırması gerekmektedir. Geleceğin başarılı turizmcileri, okulların olduğu gibi biz bu günün turizmcilerinin de eseri olacaktır.
Düşünün daha 15 yaşında evinden ilk kez ayrılmış anne ve babasının izniyle uzak diyarlara gelmiş tazecik gençler büyük otellerin büyük çarkları arasında ezilmemeli, onlara özen gösterilmelidir. Daha hayatında çalışmamış bu tazecik eller bütün gün kasa taşımak, bardak silmek zorunda bırakılmamalıdırlar. 
Ben nereye geldim? , Hata mı yaptım? Diye düşünmemeleri gerekmektedir.
Çoğunun ayaklarının altı su toplamakta, elleri şişmekte yana yakıla annelerini ve babalarını aramaktadırlar. Bazı eğitim kurumlarının bazı otelleri kara listeye alıp stajyer göndermedikleri de bilinmektedir. Bu gençler bizlerin geleceğidir. Onların umutlarını kırmaya daha kıyısından bile tanımadıkları bir sektörün parçası olma yolunda ilerlerken önleri karamsarlıkla kapatılmamalıdır.
Bulundukları boş zamanlarını değerlendirdikleri yerler, konakladıkları odalar, yedikleri içtikleri kontrol edilmeli ve evlerine mutlu ve her zaman överek anlattıkları hatıralarla dönmeleri sağlanmalıdır.
Bu gençler sizlerin elinizde şekil alan geleceğin kusursuz turizmcileri olma potansiyeline sahiplerdir. Şekil verip onları olabilecekleri yere getirmek iyi turizmciler yapmak ya da daha yolun başında onları kavurup bir köşeye fırlatmak bizlerin onlara karşı aldığımız tavrın sonucu olacaktır.
Bu bilinçle hareket edip sektörden kayıpları azaltabileceğimizi ve ülkemizin dört bir yanından ne umutlarla gelen bu genç gözleri parlayan nesli sektöre kazandırabileceğimizi düşünüyorum.
Sevgiyle kalın.....

Türkiye geliyor

2008'in ilk üç ayının turist rakamlarına baktığımızda yılın iyi geçeceği görünmekte, Nisan ayı beklenenin altında geçiyor, nedeni Almanya pazarında tatil olmaması ve Almanların seyahat ettikleri Paskalya tatilinin bu sene Mart ayına kaymasıdır. Buna rağmen şu ana kadar gelen rezervasyonlara bakıldığında Türkiye'nin yeni bir rekora koştuğunu söyleyebiliriz. 
Ülkemize olan ilgi gün geçtikçe artmaktadır. Birkaç yıl öncesine kadar belli pazarlardan misafir ağılayan ülkemiz neredeyse dünyanın her yerinden gelen misafirlere ev sahipliği yapmaya başlamıştır. Ulaşılan rakamlar 23 milyon ziyaretçi seviyesine ulaşmış ve ülke dünya turizminden en fazla pay alan ilk 10 ülke arasında yerini almıştır. Sanıyorum gelen beş yıl içerisinde ilk beş arasında yer alacak potansiyele sahiptir.
Yapılması gereken en önemli işler kanımca yeni turizm merkezlerinin hayata geçirilmesi yabancı büyük otel zincirlerinin ülkemizde daha fazla operasyon yapmalarını sağlayacak yeni bölgelerin oluşturulması gerekmektedir. Örneklere bakacak olursak Mısır, Dubai gibi bizlere ciddi rekabet oluşturan destinasyonlarda bu mantıkla yeni bölgeler oluşturulmakta ve yabancı otel kuruluşlarını ve tur operatörlerinin yapacakları yeni yatırımların önünün açılması gerekmektedir. Ülkemiz ciddi bir ziyaretçi sayısına ulaşmıştır. Hedef bundan sonra daha fazla para harcayan alım gücü daha yüksek olan misafir kitlesine ulaşmak olmalıdır.
Ülkemiz sahip olduğu binlerce kilometreye ulaşan kıyı şeridiyle her türlü turizme olanak sağlamaktadır. Kısa bir kıyı şeridine sahip olan Dubai kıyı şeridini büyütmek amacıyla uzun çalışmalar yapmış ve sonuçta bütün dünyanın üzerinde konuştuğu uzaydan bile görünen Palmiye şeklinde denizi doldurmak suretiyle yaptıkları suni adalara yeni turistik tesisler yaparak geleceği planlamaktadır. Palmiye adasının üzerinde dünyanın tanınmış bir çok otel zinciri yatırımlarını sürdürmektedir. Bunların arasında bizleri gururlandıran Rixos grubuna ait bir otelinde inşaatı sürmektedir. Sanıyorum 2008 yılının son çeğreğinde açılacak olan tesis Türk bayrağının Palmiye adasında dalgalanmasını sağlayacaktır. Benzer çalışmalar Mısırda denizi doldurarak değil kanallar suretiyle denizi içeri taşımak suretiyle yapılmıştır. Bu çalışmaya en güzel örnek El Gouna projesidir. 38 milyon metrekare alanda kurulmuş olan resort'ta 10 kilometre sahil şeridi, 16 uluslar arası otel,10.000 üzerinde yazlık, özel hava alanı, 100'den fazla restaurant ve bar faaliyet göstermektedir. 38 milyon metre karenin şu ana kadar 9 milyon metrekaresi kullanılmaktadır, geri kalan kısmının çalışmaları sürmektedir.
Düşünün sadece kum ve denizden oluşan bu ülkeler turizm konusunda bu kadar yol alabiliyorlarsa turistin beklediği her şeyi bünyesinde bulunduran ülkemizin alacağı daha çok uzun bir yolu vardır.
Kaldı ki bu ülkelerde misafire sunulan ürünlerin büyük çoğunluğunu ithal edilmektedir. Ülkemizde turizm için gerekli olan ürünlerin neredeyse hepsi kendi kaynaklarımızdan sağlanmaktadır. Bu nedenle bizlerle uzun dönemde rekabet etme şansları olmayacaktır. 
Hal böyleyken zamanı iyi kullanmalı toplam 2007 verilerine göre 900 milyar olan dünya turizm gelirlerinden aldığımız payı daha yukarılara çıkarmak için doğru girişimlerde bulunmalıyız. Türkiye dünya turizm gelirlerinin sadece binde 2,5'ini almaktadır. Bunun kısa sürede katlanması mümkündür.
Yapılması gereken yeni bölgelerin turizme açılması yerli ve yabancı yatırımcılara uzun dönemli teşviklerle ülkemizin turizm yatırımları kunusunda çekiciliğinin arttırılmasıyla yeni bölgelerin Türk turizmine kazandırılmasıdır.
Bacasız Endüstri olarak nitelendirilen Turizm Türk ekonomisinin lokomotifi durumuna gelmelidir. Kendi kaynaklarıyla dışa bağımlılığı olmadan bu kadar büyük döviz getirme potansiyeli olan sektörün önü açılmalı bu günün hesaplarıyla değil geleceğin hesaplarıyla ülke hak ettiği yerlere getirilmelidir.
Bu yapılırsa gelecek nesillere güçlü bir ülke bırakabilir ve dünya turizmine ismimizi daha büyük harflerle yazdırabiliriz.
Türkiye geliyor ama bence daha güçlü ve daha hızlı gelebilir buda bizlerin ve turizm konusunda izleyeceğimiz politikanın elindedir.
Yapmak veya yapmamak geleceği şekillendirecektir.
Sevgilerimle

Nerede o eski günler?

Hatırlar mısınız oda kahvaltıyı 100 markın üzerine sattığımız günleri, o zamanlar Rodos'un yatak kapasitesi yüz bin yatağın üzerindeydi ve bize ulaşılamaz gibi geliyordu.  
 
Her şey ama her şey misafiri memnun etmek için yapılıyor, misafirin bir dediği iki edilmiyordu. Gelir yüksek gelire nazaran maliyetler düşüktü. Gerçekten turizm yatırımcısı para kazandığından, misafirin kaç gram kırmızı et yediği kimsenin umrunda değildi. Umrunda değildi derken yanlış anlaşılmasın göze batmıyordu demek istedim.
 
Misafirler için muhteşem maliyetlerle büfeler hazırlanır memnun kalmaları için hiçbir şey esirgenmezdi.
 
Yatırımcıların sektörü bilmemeleri ya da yeni tanıyor olmaları gerçek profesyonellerin işlerini bildikleri gibi yapabilmelerine olanak sağlıyordu. Patron patronluğunu yapıyor, yıl sonunda kazandığı parayı sayıyordu. O yıllarda hatırlarsınız genelde turizm sektörü ülkemiz için yeni olduğundan ve sektörde fazla kalifiye üst düzey yöneticisi olmadığı düşüncesiyle neredeyse tüm otellerin başında Avrupalı genel müdürler görev yapıyorlardı. Ve genelde bu müdürler kimseye işlerine karışma fırsatı vermiyorlardı. Aksi durumda çekip gidiyorlardı. Çünkü o zamanlar Türkiye Avrupalı profesyoneller için çekici bir bölge değildi.
 
Bu durum onları neredeyse dokunulmaz kılıyordu onlar otellerinin krallarıydı. Her otelin en lüks odalarında müdürler yaşıyorlardı.
 
Biz genç nesil onları hayranlıkla izliyorduk. Türkiye'nin gelişimine ve otelcilik anlamında bir noktaya gelmesinde o zamanlarda hepimize örnek olmuşlardır.
 
Ben hala misafire verilen önemin azalmadığını fakat altında ezildiğimiz koşullar ağır şartlar nedeniyle ne yazık ki eskisi kadar ön planda olmadığını düşünüyorum.
 
Mutlulukla ilgili çalışmalardan da bilindiği gibi en önemli koşul insanın temel ihtiyaçlarının giderilmesidir. Bu açıdan bakıldığında eğer insan bulunduğu durumdan kendisi memnun değilse diğerlerini mutlu etmesi düşünülemez. Bizler kendi hayatlarımızı kurtarma çabasında olduğumuz ve kendi temel ihtiyaçlarımızı gideremediğimiz için ikincil olanı biraz göz ardı etmek durumunda kaldık. Bu bağlamda Türk Turizmcisi hala doğal misafirperverliğini kaybetmemiştir. Fakat zor rekabet koşulları dahilinde sürekli fiyat ve maliyet baskısında ve gelecek kaygısından dolayı konsantrasyonu ister istemez başka konulara kaymış ve misafir odaklı çalışma ortamı ne yazık ki maliyet odaklı çalışma ortamına dönüşmüştür.
 
Serbest piyasa ekonomisinde rekabetin kaçınılmaz olduğunu ve ürünün günün koşullarına göre şekillendirilmesi gerektiğini göz ardı etmiyorum. Anlatmak istediğim içinde bulunduğumuz fiyat rekabeti ortamında misafir memnuniyetini en üst seviyelere çıkarılabilmesi işletmelerin eski karlılık düzeylerine ulaşmaları eğer radikal kararlar alınmazsa mümkün görünmemektedir.
 
Trend böyle devam ettiği sürece sektörde kopmalar olacak ve yapılan dev gibi tesisler biraz olsun para kazanabilmek için fiyatları aşağıya çekecek. Bu büyüklükler altında ezilen diğer küçük az yatak kapasitesine sahip tesisler para kazanamadıkları için satılacak ya da maceraperestler tarafından işletilmeye çalışacak. Küçük olan tesisler zaman içerisinde eriyecek ve yok olacaklar. Sektör büyüklerin eline kalacak. Ürün fabrikasyon olduğu için gelen misafirin az paraya çok tatil alacak ve hiçbir hizmetin kişisel olmadığı ortamlarda uzun vadede ülkenin imajını günden güne yok olmasına neden olacaktır.
 
Güzel Türkiye bunun çok daha iyisini hak etmektedir. Plansız programsız büyüme duruma neden olmuştur. Düşünmeden verilen ruhsatlar, kapasite artırımları ülkemizi içinde bulunduğu duruma getirmiştir.
 
Eğer eski günlere dönmek istiyorsak, bana göre tren daha kaçmış değildir. Yeniden yapılanmalı. Büyük kapasiteler yerine daha küçük kapasiteli ve iyi hizmet verilen tesisler yapılmalıdır. Girişimciyi devlet kollamalı ve sektörde fiyatlandırmalara sınırlamalar getirilmelidir.
 
Hep söyleniyor Türkiye'deki 5 yıldızlı otel sayısı İspanyanın üç katı diye. Eğer 5 yıldızlı oteller yirmi, yirmi beş avroya satılıyorsa ülkemde 3 ve 4 yıldız acaba kaç liradan satılacak. O nedenle her kes 5 yıldızlı yapmak zorunda kalıyor. Çünkü diğer yıldızlar ne yazık ki ülkemde parlayamıyor.
 
Sevgilerimle

İnsan faktörü

Turizm sektöründe kaliteyi belirleyen en önemli gösterge insan faktörüdür. Son günlerde ülkemizde yeniden tartışılmaya başlanan kalifiye personel problemi Turizm sektöründe İnsan kaynakları konusunda yaşanan sıkıntının açık göstergesidir. 
Ülkemiz misafirperverliği ile tanınmaktadır. Yüksek misafir memnuniyetiyle rakipleriyle karşılaştırıldığında haklı bir üne sahiptir. Bu memnuniyetin sağlanmasındaki en önemli faktör insandır. Güler yüzlü misafirperver çalışanlarımız sayesinde bu başarıyı elde etmiş bulunmaktayız.
Artan yatak kapasitesi ile birlikte kalifiye iş gücüne ihtiyaçta aynı oranda artmaktadır. Kalifiye yani hizmet sektörünü iyi bilen çalışanlar artık sezonluk işler yerine yıllık işleri tercih etmeye başlamışlardır. Bu nedenle sezon açılışlarında ciddi bir kalifiye eleman sıkıntısı oluşmaktadır.
Çalışanlar yönünden durumu inceleyecek olursak durum bütün açıklığıyla ortadadır. Deneyimi olan işinde başarılı olan bir çok çalışan düzenli bir hayat kurma mücadelesi içerisinde ya yıllık işlerde çalışmak istemekte ya da sektör değiştirmeyi tercih etmektedir. Sektör değiştirmesi demek turizm sektöründe hizmet verebilecek kaliteli bir çalışanın başka bir sektöre kayması demektir. 
Bu durumda bizler neredeyse her sezon başında bir çok sektörde yeni olan çalışanla sezona başlıyor yeniden eğitim programları yapıyor ve bir çok yeni bireyi sektöre kazandırmaya çalışıyoruz. Bunu yapmaktan kaçınmıyoruz ama üzüldüğümüz kaliteli bir çok insanı kışın maaşlarını ödeyemediğimiz için kaybediyoruz.
Kayıp bir iki tesisin değil, kanımca Türk Turizminindir. Bizlerin hedefi çalışanlarımızın sürekli iş sahibi olma olanaklarının geliştirilmesi ve onlara kış aylarında da iş olanağı sunulması olmalıdır.
7 ay çalışmış ve 5 kış ayını bir şekilde geçirmiş olan çalışanlarımızın çoğu sezon başına büyük borçlarla gelmektedirler. İşsiz geçen aylarda çoğu sıfırı tüketip yeniden üç beş kuruş kazanmak için işlerinin başına dönüyorlar. Alınan borçlar yazın ödeniyor ve kış yine aynı şekilde işsiz devam ediyor. Bu durumu değiştirme gücü olan sektörde ihtiyacımız olanları başka sektörlere kaybediyoruz. Haksız da değiller.
Evliyseniz, sürekli ödemeniz gereken giderleriniz varsa nasıl olurda 7 ay çalışıp 5 ay işsiz kalarak hayatınızı sürdürebilirsiniz. Sürekli olarak acaba başka bir iş bulabilir miyim düşüncesinde olursanız nasıl olurda sizden beklenen hizmet kalitesini sağlayabilirsiniz.
Eğer ülkemiz için turizm vazgeçilmez bir sektörse turizm çalışanları da aynı şekilde vazgeçilmez ve önemle üzerinde durulması gereken ve hayat standartları açısından önemle ele alınması gereken bireylerdir. Çünkü turizmde her şey iyi hizmetten geçer ve iyi hizmet ancak motivasyonu iyi kendini iyi hisseden bireyler tarafından verilebilir.
Bu bağlamda sektörden kopmalar iyice incelenmeli ve turizm sektöründeki kalifiye insan kaynağı probleminin kaynağına inilip kalıcı çözümler bulunmalıdır.
Örneğin sezon dışı SSK primlerinden devlet fedakarlık eder ve işverende çalışanının maaşını net olarak öder veya sezon dışında sektör çalışanlarına devlet kol kanat gerer ve çalışanı maaşa bağlar. Sektörde mevsimlik işsizliğe çare bulunmadığı sürece kayıplar olacak ve kalifiye personel sürekli olarak problem olarak karşımıza çıkacaktır.
Sevgiyle kalın...

HAYAT

Yaşam oldukça hassas bir şeydir. Her zaman ister istemez kötü giden bir şeyler vardır. Genelliklen basit küçük konuları sıkıntı meselesi yapar ve günümüzü bazen yok yere zehir ederiz. 
 
Unutmamamız gereken şey bizi sinirlendirecek konu ne olursa olsun o konuya karşı takınacağımız tavrı seçme özgürlüğümüzün olduğudur.
 
Etki ile tepki arasında bir boşluk vardır. Sadece insanlara mahsus ve sadece insanların tanrı tarafından bahşedilmiş üstünlüğü, düşünebilme yeteneğini kullanarak bu boşlukta ne yapıp yapmayacağımıza karar veririz.
 
Tepkisel insanlar direk etkiye karşı tepki verirler hiç düşünmeden. Bu boşluğun varlığının bilinmesi ve maruz kaldığımız etkilere karşı tepki vermeden önce olayı etraflıca düşünüp tartmak ve sonra tavrımızı takınmak bizleri üstün kılar.
 
Hiçbir zaman hiç kimsenin ve hiçbir şeyin hayatınızı alt üst etmesine izin vermeyin. Her zaman sizi, çalışmalarınızı ve sizin yaşam şeklinizi kıskanan, size zorluk çıkarmak için uğraşan kimseler olacaktır. Onları önemsemeyin, siz nereden gelip nereye gittiğinizi biliyorsanız bırakın çatlasınlar. Hiç kimse sizin mutlu olmanızı engelleyemez, siz kimseye izin vermediğiniz sürece. Unutmayın bir anlık öfkenizi bastırmayı başarabilirseniz gününüzü zehir olmaktan kurtarabilirsiniz.
 
İçinde yaşadığımız toplumdan soyutlanma şansımız olmadığını bilerek her zaman olabilecek haksızlıklara, aksiliklere hazır olmalı ve toplumla bağımızı koparmamalıyız.
 
Etki ile tepki arasındaki boşluğu asla unutmamalıyız. Sizi sinirlendiren öfkelendiren kişileri cezalandırmanın en güzel yolu onları görmemezlikten gelmektir. Hiçbir tepki vermeden sanki yoklarmış gibi davranın nasıl kudurduklarını izleyeceksiniz. Sizi kızdıramadıklarını görmek kadar onları rahatsız edebilecek hiçbir şey yoktur.
 
Hayata gülen gözlerle bakmanızı engelleyecek hiçbir şey yoktur bunu unutmayın, siz izin vermediğiniz sürece...
 
Şunu hatırlayın, gerçek mutluluğu bizler içimizde taşırız. Boş yere dışarıda huzur, memnuniyet ve zevk aramakla zaman geçirmeyin. Mutluluk sürekli elde etmekle bir şeyler almakla sağlanmaz, asıl mutluluk kendimizden bir şeyler vermektir. İletişim kurmaktır, paylaşmaktır, gülümsemektir, kucaklamaktır, kendinle dalga geçmektir. Mutluluk bir hastalık gibi bulaşıcıdır. Önce siz hasta olursunuz sonra başkalarına bulaştırırsınız.
 
Şimdi bırakın bütün dertleriniz bir köşeye bu güzel Pazar gününü sanki hayatınızın son günüymüş ve sanki karşılaştığınız insanlarında son günleriymiş gibi yaşayın. Her şey ne kadar farklı göründü birden değil mi?
 
Bugün sizin gününüz. İyi pazarlar

Kiev´den nameler

Sezon öncesi bizler için en önemli fuarlardan bir tanesi de Kiev'de yapılan turizm fuarıdır. Gün geçtikçe bizler için önemini arttıran Ukrayna pazarını izlemek ve diğer rakip ülkelerin pazardan pay alma çalışmalarını görmek ve ürünlerimizi sunmak için Kiev'in yolunu tuttuk.  
Uçakta çok sevdiğimiz abimiz Sayın Nizamettin Şen ile hoş sohbet muhabbet uçarken, hemen önümüzde oturan Ukraynalı bir misafir bizim gazete hışırtılarımızdan yada muhabbetimizden rahatsız olacak ki ikide bir arkaya yani bizlere doğru sert bakışlar atmaktaydı. Sonra kıllık olsun diye yaptığına eminim koltuğunu arkaya doğru yatırdı ve yemek sırasında ısrarla kaldırmadı. Yemek tepsisi elimde kabin amirini çağırdım. O da Ukraynalı... Kendisinin yapabileceği bir şeyin olmadığını öndeki misafiri bu konuda zorlayamayacağını söyledi. Dedi ki bu uçağı Türkler kiraladılar ve kapasitesinin üstünde koltuk koydular bu yüzden sıkışıklık var. Bunun üzerine Nizamettin abi aldı sazı eline söylemediğini bırakmadı. Bu sırada öndeki Ukraynalı ayağa kalktı ve Nizam abiyle beni dövecekmiş gibi dayılanmaya başladı. Nizamettin abi herifi oturttuğu gibi koltuğuda kaldırttı. Adam sizinle Ukrayna da görüşeceğiz gibi tehditler savursada sonrasında hiç bir şey olmadı sanıyorum. Adam Nizamettin abiden korktu.
Neyse aldık eşyalarımızı tuttuk Kiev'in yolunu bu arada da Kiev'de otel sayısı fazla olmadığı için ciddi bir sektör olarak özel evlerin kiralanmasıyla ilgili ciddi bir sektör oluşmuş. Bizim satış müdür yardımcımız Umut; bana ve kendisine bir hafta öncesinden iki daire ayırmış hatta bana ayrılan 2 oda bir salonmuş. Ben de Nizamettin abiyi davet ettim 'beraber kalırız' diye... Hep beraber bizi almaya gelen arkadaşla konaklayacağımız dairelere doğru yola çıktık.
Konaklayacağımız binaya girerken 'acaba nereye geldik' diye düşünmedim değil ama daireye girince fikrimiz değişti. İki oda dedikleri bir oturma odası ve bir yatak odasından ibaret. Tamam biri bu da diğeri nerde? Demezler mi sadece bu var ikincisi yok. Adamlar iyice şorta düşmüşler ama şortu çözme şansları yok.
Orada bizim Umut koptu. 'Bana yer yok' yanımızda misafir var ona yer yok. Bu arada Nizamettin abi boş durur mu başladı laf sokuşturmaya... Umut evi kiralayacak olan adama öyle yüklendi ki adam sonunda bizim bavulları dışarıya taşımaya başladı. 'Tamam istemezseniz gidebilirsiniz' dedi. Eeee istemezsek nereye gideceğiz? Sonuçta adamı yatıştırdık da hiç olmazsa bir yerimiz olsun diye daireyi kiraladık.
Aynı zamanda turizm, yat ve denizcilik ve hediyelik eşya fuarı olduğundan Kiev'de her yer dolu... Umut başladı bize yer aramaya ama nafile hiç bir şey bulamadık. Nizamettin abi yeğeniyle kalmaya karar verdi ve bizden ayrıldı ve biz de sonuç olarak Umutla dairede kaldık.
Nizamettin abiye rezil olduk ama ne yapalım durum bu.. Artık uzun süre dilinden düşmeyiz..
Hep söylediği iki oda bir salon...
Fuar gerçek anlamda kendini bulmaya başlamış durumda... Çok yoğun bir ilgi olduğu gibi diğer ülkelerden de çok yoğun bir katılım var. Alan olarak en büyük stand Türkiye'ye aitti ve en yoğun ziyaret edilen standlar Türk standlarıydı. Ukrayna pazarı çok ciddi bir ivmeyle büyümekte ve ülkemiz bu pazarda da lider konumunu uzun süre sürdürecek gibi gözükmektedir.
Göz ardı edilmemesi gereken kanımca en büyük rakip Mısır şu anda bize problem yaratmaktadır ama kısa ve orta vadede daha büyük problem oluşturacaktır.
Özellikle 12 aya yaymaya çalıştığımız Türk turizminin önündeki engellerden en önemlisi sürekli iyi hava garantisiyle Mısır olacaktır.
Özellikle Mart, Nisan ve Ekim, Kasım aylarında iklim avantajından dolayı ciddi turist akımına uğramakta ve bizim sezonu uzatma konusunda çabalarımızı zorlaştırmaktadır.
Belki yine yıllar önce yaptığımız gibi yılın bu aylarındaki rezervasyonlara hava garantisi vermemiz bizim avantajımıza olabilir. Yada başka çekici programlarla misafirin ülgisini ülkemize çevirmemiz gerekliliğini düşünmekteyim.
Bu haftalık ta bu kadar hepinize iyi günler...

Yeni sezon yeni umutlar

Moskova Fuarı'nı geride bıraktığımız şu günlerde hepimiz yoğun şekilde sezon hazırlıkları içerisindeyiz. Önümüzdeki Kiev fuarından sonra hepimiz sezon hazırluğuna yoğunlaşacağız.  
Kış aylarını işsiz geçiren bir çok çalışanımız aranmayı ve bu bekleyişin bitmesini tekrar işlerine dönmeyi bekliyorlar.
Nisan onlar içinde yavaş yavaş para kazanılmaya başlayan ve geleceğe biraz olsun ümitle bakmalarını sağlayan ay. Baharın gelmesi doğanın yeşillenmesiyle beraber turizm sektöründe de hareketlenme başlamakta. İş görüşmeleri yoğun şekilde sürerken tesisler yeni sezonda beraber çalışacakları tedarikçileriyle masa başında kozlarını paylaşmaktalar. Sen ne veriyosun ne kadar fiyat indirimi alacağım gibi konular şu günlerde sektörün gündeminde.
Acentalar hizmet sağlayıcılarıyla, kuyumcusuyla, halıcısıyla, dericisiyle daha büyük platformlarda mücadele verirken , tesisler seviyesinde rakamlar daha küçülüyor ve en alt tabakada ise çalışanlar iş veren konumundaki tesis ve acentalarla kozlarını paylaşıyorlar. Yani tam bir uyanma söz konusu herkes pür dikkat kendini gelen sezona hazırlıyor.
Bu arada geride bıraktığımız fuarlarda ülkemize olan ilginin artmış oluşu ve rezervasyonlardaki iyi gelişmeler hepimizin sezona umutla bakmasına neden oluyor. Avrupa pazarındaki hareketlenme ve rezervasyon artışı hepimizi umutlandırıyor.
Moskova fuarında ülkemizin açık farkla liderliği devam ediyor ve sürecek gibi görünüyor. Rehavete kapılmadan misafir memnuniyetini göz ardı etmeden ilerlediğimiz sürece bu pazarlardaki liderliğimizi uzun yıllar koruyacağımızı düşünmekteyim.
Biz artık dünya turizm piyasasının en önlerinde yerimizi almış ve büyük bir potansiyele ulaşmış bulunmaktayız. Kitle turizminde büyük başarılar elde ettik. Yapmamız gereken sadece kitleye değil aynı zamanda kaliteye oynamak. Fiyat rekabetiyle birbirimize hayatı zorlaştıracağımıza el ele verip ortak fiyat politikalarıyla fiyatlarımızı yukarı çekmektir. Hepimizin bildiği gibi azalan kişi başına gelir ve artan maliyetler en büyük problemlerimiz. Bu problemleri ancak fiyatlarımızı yukarı çekebilirsek çözebiliriz. Yani birlik olmalı ve bir gövde olmalıyız. Ülkemizin sahip olduğu avantajları iyi kullanmalı ve sağlıklı geleceği beraber şekillendirmeliyiz.
Ancak o zaman aynı dilden konuşur ve problemlerimizin çözümü için gerekli kamu oyunu oluşturabiliriz. Hiç bir işveren çalışanlarını kış aylarında işsiz bırakmaktan dolayı mutlu değildir. Tesislerin ve firmaların gerçek kültürünü oluşturan çalışanlarının sezonun yılı kapsamaması nedeniyle sektörden ayrılmalarından hiçbirimiz memnun değiliz. Ruhu oluşturan çalışanların sürekli iş sahibi olabilmeleri ve tesisleri kış aylarındada açabilmek için devletten destek gerekmektedir. Bunu hep beraber bir olup dile getirirsek o zaman çözüm bulunacaktır. Onun için ilk olarak birlik olmalı ve aynı hedeflere doğru çalışmalyız. Bizleri yöneten ve bizi temsil edenlerin eğer bizler bir olursak bizim problemlerimize çözüm bulmaktan başka şansları olmayacaktır.
El ele verir ve aynı çözümler için çalışabilirsek bizleri hiç kimse tutamaz.
2008 sezonunun hepimize hayırlı olması ve başarılarımızın gün geçtikçe artması dileğiyle hepinize iyi haftalar...

Sanal Refah

Otelci olan ve turizmden biraz anlayanlar için bir yorum yapmak istiyorum. Düşünün bir otel işletmektesiniz ve oteldeki hizmet kalitesini, sunulan yiyecek ve içecek olanaklarını, sunulan eğlence programlarını daha ileri düzeye çıkarmak ve misafir memnuniyetini ciddi şekilde artırmak için bir finansmana ihtiyacınız var. 
Oteli sattığınız fiyat belli maliyetleriniz ortada bunu sağlayabilmeniz için dış kaynaklı bir finansmana ihtiyacınız var. Onun içinde gittiniz odalarınızı tur operatörlerine sattınız ve karşılığında ciddi bir para aldınız ve bu parayı yukarıda yazdığım gibi refah arttırıcı işlemlere harcayayak süper bir otel ürünü orlaya çıkardınız. Personel iyi maaş alıyor, çalışma saatleri düzenli memnun, misafirler yemeklerden, sunulan hizmetlerden çok memnun şu ana kadar herşey yolunda görünüyor. Ürün iyi, fiyat hizmet paritesi, alınan fiyata göre verilen hezmata bakıldığında muhteşem.
Ama nereye kadar, borç aldığımız tur operatörleri verdikleri parayı isteyene kadar. Odaları da tur operatörüne sata sata sonunda hiç birşey kalmayacak ve otel batacaktır.
Ülkemizdeki durum kanımca böyle işliyor, yabancıların ülkemize finansal yatırım yapması için gerekli zemin hazırlanıyor ve yabancılar ülkemizde ciddi para kazanıyorlar. Bunun yanında özelleştirmeler sayesinde ülkemizin neredeyse satılacak bir şeyi kalmadı. Bundan sonraki adım ciddi gayrimenkul satışı olacaktır.
Bankalar satıldı, şans oyunlarımız bile yabancıların eline geçti. Ülkemizin yaşadığı sanal refah ortamı ciddi tehlikelere gebe. Refah ortamı yukarıda açıklamaya çalıştığım şekilde oluşturuldu. Şimdi bunun dışında ve şu ana kadar sessiz kaldıklarını söyledikleri bazı önceden planlanmış ve koşulların oluşmasıyla ortaya çıkarılması düşünülen ve ülkemizi ikileme getirecek konular şu anda ülke gündemini oluşturuyor.
Turizmden 20 milyar dolar gelir sağlayan ve bu geliri çok kısa süre içerisinde iki katına çıkarabilme potansiyeli olan güzelim ülkemiz için içerisinde bulunduğumuz durum ne yazık ki çok acıdır.
Avrupa Birliği yolunda ilerleme kaydaden ülkemizi bu gibi karışık ortamlar yolundan alıkoyacak ve Avrupa Birliği'ne giriş sürecimizi uzatacaktır. Süreç başlamıştır ve süreci hızlandırmak sadece bizlerin elindedir. Ülkeyi böyle bir ikileme sokarsak içerde olacak karışıklık ülkemizin dışardaki itibarını zedeleyecektir.
Bu ülke çok daha iyi yerlere layıktır. Kozmopolitik konumu, sahip olduğu yer altı ve yer üstü zenginlikleri, turizm için en elverişli özellikleri bir arayaya toplamasıyla dünya coğrafyasında çok daha önemli bir yeri olması gerektiği gün gibi açıktır.
Modern bir ülke olma yolunda Türkiye rotasından sapmamalı, özgür ve laik bir ülke olarak geleceğe doğru ilerlemelidir.
Umarım ülkemiz yine bir krizle karşı karşıya kalmaz ve özellikle turizmde sağlamaya çalıştığımız istikrarlı tablo yine kriz nedeniyle sarsılmaz.
Hepimiz geleceğe güvenle bakabilmek için kendimizi zorluyoruz fakat gelişmeler geleceğe umutla bakan gözlerimizdeki ışığı kırıyor ve bizleri zaman zaman karamsarlığa sürüklüyor.
Bu güzelim ülke hem daha iyi bugünlere hemde daha iyi bir geleceğe layık. Bunu unutmamalı ve artık sesimizi yükseltmeliyiz.
Hepinize iyi haftalar

Turizmci gözüyle ITB 2008

Türkiye'nin Avrupa pazarındaki üstünlüğü ve ağırlığı artık kendini iyice ortaya koymuş durumda. Erken rezervasyon döneminde gelen rezervasyon sayıları 2008 yılının ülkemiz için çok iyi geçeceğini gösteriyor. 
 
Bu hafta sizlere Berlin'den yazıyorum. Uluslararası Turizm Borsası Berlin'de 5 ila 9 Mart tarihleri arasında düzenlendi. Bu satırları okuduğunuz bu gün fuarın son günü Türkiye'nin Avrupa pazarındaki üstünlüğü ve ağırlığı artık kendini iyice ortaya koymuş durumda, bütün büyük tur operatörleri 2008 yazında ülkemizle ilgili ciddi bir artış olacağına göre uçak programlarını yapmışlar, erken rezervasyon döneminde gelen rezervasyon sayıları 2008 yılının ülkemiz için çok iyi geçeceğini gösteriyor.
 
Sayın Kültür ve Turizm Bakanımızın Basın toplantısına katıldım. 2007 yılında 24 milyon turist konuk etmiş olan ülkemizin daha ne büyük potansiyeli olduğuna gönülden inanmış ve ülkemizin turistik açıdan gelişmesinin turizmin çeşitlendirilmesinden geçtiğinin farkında olan bir bakanımız olması kanımca dünya sıralamasında ilk 5 olan hedefimizin gerçekleştirilme süresini çok kısaltacak ve ülkemiz dünyanın en çok turizm geliri elde eden ülkeleri arasında ilk 5'e çok kısa sürede girecektir.
 
Türkiye Avrupa'daki tur operatörlerinin rüzgarını arkasına almış ve ciddi bir mesafe kaydetmiştir. Bu yolu kaydederken sürekli olarak ön plana çıkan ve yabancı partnerlerimiz tarafından sürekli dile getirilen Türk turizmcilerinin ve Türk yatırımcıların ürün geliştirmekte ve politika oluşturmakta gösterdikleri üstün işbirliğidir.
 
Bunun yanında özellikle son dönemde yapılan tanıtım çalışmaları ve Kültür ve Turizm Balkanlığı Tanıtma Genel Müdürü Sayın Özgür Özaslan ve ekibi tarafından gerçekleştirilen kampanyalar ülkemiz turizminin almış olduğu yolda büyük rol oynamışlardır.
 
Her sene ITB sırasında günlük olarak yayınlanan ve Almanya'nın en çok okunan Turizm dergisinin bütün kapaklarında Türkiye var. Berlin'in birçok yerinde ülkemizle ilgili afişler duvarları süslüyorlar. Yer seçimleri çok güzel yapılmış.
 
Bu sene ITB'ye Türkiye adını büyük harflerle yazdırdı diyebilirim.
 
Türkiye standı çok güzel dizayn edilmiş. Ama yine aynı konu dikkati çekiyor. Eskiden Türkiye standında sigara içilip gazete okunuyordu, şimdi sigara yasağı olduğu için sigara içilmiyor ama ne yazık ki gazete okumaya devam ediliyor.
 
Ülke tanıtımı ve ürün tanıtıma için geldiysek ya erken kalkıp gazetemizi otelde okuyalım ya da birkaç gün okumayalım. Şu alışkanlığımızdan bir kurtulsak daha güzel olacak.
 
Bir eleştirim ' Türkiye'nin renkleri' teması içerisinde hazırlanan Türk gecesine olacak. 6 Mart akşamı tarihi Schiller Tiyatrosunda yapıldı. Türkiye'nin bütün renklerinin sunulmaya çalışıldığı program 19:30 da başladı ve 23:00 de hala devam ediyordu ve daha sonra Dolapdere Big Gang sahne alacaktı derken insanlar kanımca biraz abandone oldular. Yoğun geçen fuar gününden sonra bu kadar kültür sanıyorum çok fazla oldu. Klasik müzikten, tangoya, fazıldan, piyanoya, Baleden, modern dansa, operadan, vurmalı sazlara kadar bütün renklerin bir araya toplandığı program insanları yüksek doz kültür şokuna soktu diyebiliriz. Büfede başarısız olunca gece ciddi kritik aldı. Gereksiz bir boy göstermeydi diyebiliriz.
 
Bütün gün fuar standlarında kafası şişen misafirlerin kafası kazan oldu.
 
Ama bu kadarı da olsun, nazar boncuğu olur, her şey çok güzel olursa nazara geliriz.
 
2010 yılında Türkiye ITB Berlin'in resmi partner ülkesi, konuyla ilgili protokolde Sayın Bakanımızın yapmış olduğu basın toplantısının akabinde İmzalandı. Bu ülkemiz açışından ciddi ve önemli bir anlaşma çünkü resmi partner olunduğu zaman ülke tanıtımında fuar süresince çok büyük imtiyazlara sahip olunmakta.
 
Hepinize yağmurlu ve soğuk Berlin'den iyi pazarlar....
 
Sevgilerimle....

Antalya geleceğe koşuyor

Bu gün güzel şehrimiz Antalya dünyanın değişik ülkelerinden gelen maratoncuları ağırlıyor. Antalya hayat tarzı ve markası yavaş yavaş bu gibi sportif ve sosyal faaliyetlerle uluslar arası platformlara taşınıyor. 
Yapılan organizasyonların kalitesi sayesinde bir çok kuruluş Antalya'ya destek vermek için sıraya giriyor. Yapılan yorumlar dinlendiğinde gururumuz okşanıyor. Bir yorumcu yıllardır yapılmasına rağmen Runtalya organizasyonunun Avrasya organizasyonundan çok daha başarılı olduğunu ve bu nedenle Runtalya organizasyonunda daha aktif olmak istediklerini dile getirdi.
5000 nin üzerinde katılımcı 40'ın üzerinde televizyon ve yayın kuruluşu daha 3. yılında bu saviyeye gele organizasyonla güzel şehrimize renk katcaklar ve uyanışa ön ayak olacaklar.
Bu organizasyon eminimki bir çoklarının gözlerinin açılmasına ve şehrimizin daha nice benzeri organizasyona ev sahipliği yapması gerekliliğinin daha net görülmesini sağlamıştır.
Şehirmize sezonun daha başlamadığı şu günlerde atletlerin gelişi, antremanlara başlamaları, otel dolulklarının organizasyon nedeniyle artışı özellikle düşük sezonlarda böyle organizasyonlara olan ihtiyacın net göstergeliridir.
Bunun yanında tam rezervasyonların arttığı büyük turizm fuarları öncesi Antalya adını uluslararası basına taşıması ve ülke tanıtımında sağladığı destekle Runtalya büyük bir başarıdır.
Günden güne yenilenen, sosyal alanları genişleyen, parkları spor alanlarıyla Antalya geleceğin turizm metropolü olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Şehir içi ulaşım konusunda raylı sistemin bitişine 300 günlük bir süre kaldı.
Alt yapısal problelerimizin çözümüyle ilgili yoğun bir çalışma bütün beldelerde sürdürülmeye başladı. Geleceğimizin sadece temiz bir çevre anlayışıyla garanti altına alınabileceğinin herkez farkında, Turizmin sürdürülebilir kılınması alt yapı problemlerinin çözülmesiyle mümkün. Bu konuda geçen bir kaç yıl içinde çok yol aldığımız gün gibi ortadadır.
Ülkemizin sunduğu tartışılmaz fiyat hizmet paritesindeki artılarına kültürel ve sportif faaliyetler ekleniz ve Antalya'ya ait bir hayat tarzı oluşursa ki oluşmakta. 
Çok yakın sürede Antalya yaşamak için dünyanın dört bir yanından gelenlerle dolacaktır.
Şehrimizle ilgili en fazla dikkat edilmesi gereken konu kanımca çarpık yapılaşmaların hala sürmesi ve gereksiz gökdelenlerin hala dikilmesidir. Bu da bu güzel şehrin genel resmini bozmakta ve görsel kirlilik yaratmaktadır. Bu yapılaşmaya bir son verilmesi ve Antalyada yeni konut bölgelerinin oluşturulması gerekmektedir.
Kısa bir örnek geçen hafta Mavi Bayrak Ulusal Jüri toplantısı için Foça'daydım. Kaldığımız otelin 110.000 metrakarede sadece 170 odası vardı. Yatırımcısıyla konuşma fırsatım oldu ve kendisi sit alanı içerisinde olduklarını ve daha oda yapamadıklarını dile geitrdi.
Ne yalan söyleyeyim içimden geçirdim. Keşke tüm Antalya kıyısı sit alanı olsaydıda bu mono blok otel binaları hiç yapılmasaydı.
Her şeye rağmen güzel şehrimiz Antalya'nın yıldızı parıl parıl parlamaya devam ediyor.
Bu Pazar Runtalya Antalya'nın yıldızının parlaklığına parlaklık katıyor.
Hepinize iyi haftalar..

Mavi Bayrak

Mavi Bayrak Ulusal Jüri Toplantısı bu sene İzmir Foça'da önceki gün yapıldı. Jüri Toplantısı Öncesi yapılan 'Turizm Sektöründe Mavi Bayrağın yeri konulu panele Türkiye Çevre Eğitim Vakfı Genel Müdürü Sayın Erol Güngör beyin daveti üzerine konuşmacı olarak katıldım. 
 
Otel yöneticileri ve sektör açısından Mavi Bayrağın önemini yaşadığımız olaylar çevre sorunları ve Mavi Bayrak uygulamasının sağladığı disiplin çerçevesinde dile getirdim.
 
Konuyu açacak olursam, ülkemizi ziyaret eden misafirler arasında yapılan anketlerde ülkemizin kişisel güvenlik ve iyi korunmuş çevre konusunda ciddi kritik aldığı gözlenmektedir.
 
3200'ü aşkın belediyenin yüzde onundan daha azında arıtma tesisisin olması çöp ayrıştırma tesislerinin bulunmaması ve her fırsatta dile getirilen 5 yıldızlı otellere karşı 1 yıldızlı çevre tartışmaları ülkemizin çevre konusunda alması gereken çok yolunun olduğunun göstergeleridir.
 
Mavi bayrak çevre tartışmaları içerisinde bizlerinde desteklemesi gereken ve denizlerimizin temiz olduğunun uluslar arası standartlarda belgelendiği önemli bir göstergedir.
 
Bu gün Mavi Bayrak uygulaması dünya çevresinde 48 ülkede sürdürülmektedir. En fazla Mavi Bayrak 4954 km kıyı şeridi olan İspanya'dadır. İspanya'da toplam 499 adet mavi bayraklı plaj vardır. İspanya'yı 430 mavi bayrakla Yunanistan izlemektedir. Ülkemizin toplan 8333 km kıyı şeridinde toplam bayrak sayısı 2007 yılı sonu itibariyle 235 adettir.
 
Bu sayı son yıllar da ciddi bir artış trendine girmiştir.2003 yılında toplam 140 olan sayı 2007 yılında bu seviyelere çıkmıştır. Dünkü ulusal jüri toplantısının ardından sonuçlar tam olarak açıklanmamakla birlikte bu sayıda 2008 yılı için büyük bir artış beklenmektedir. Bu da ülkemizde hem turizmcilerin hem de beldelerin konuya verdikleri önemin arttığını ve çevre bilincinin oturduğunun göstergeleridir.
 
Sürekli yapılan alt yapı yatırımları ve sayıları gün geçtikçe artan arıtma tesisleri sayesinde denizlerimizin geleceği garanti altına alınmakta ve turizmin sürdürülebilir kılınması için gerekli çalışmalar yapılmaktadır.
 
Altyapı problemlerinin en üst seviyede yaşandığı turistik beldelerimizde belediyelerin kaynak problemlerinin oluşu sorunların çözülmesinde belediyelerle özel sektörün el ele çalışma gereğini doğurmuş ve bölgelerde oluşturulan alt yapı birlikleri sayesinde gerekli yatırımlara hız kazandırılmıştır.
 
Ülkemizde turizm artık geniş bir platformda değerlendirilmekte ve beraber çözümler üretilmektedir. Birçok arıtma tesisisin finansmanında özel sektörün büyük desteği olmuş ve bölgesel problemler çözülebilmiştir.
 
Antalya bölgesi Mavi Bayrak konusunda lider konumunu açık arayla sürdürmektedir. Antalya'da 126 plajda ve 3 marinada Mavi bayrak dalgalanmaktadır. Bu sayının günden güne artması ülkemizde özellikle Antalya bölgesinde çevre bilincinin artışının önemli göstergesidir.
 
Turizm sadece ve sadece sağlıklı bir çevrede sürdürülebilir ve meyve verir, bunun bütün kesimlerce anlanmış olması ülkemizin geleceğinin garanti altına alınması anlamına gelmektedir.
 
Gelecek nesillere bırakabileceğimiz en güzel miras sanırım temiz bir dünya olacaktır.
 
Sevgilerimle....

RUNTALYA Antalya koşuyor

Bu sene 2 Mart'ta 3.sü düzenlenecek olan Antalya Maratonu ve Halk Koşusu sesini uluslar arası platformda duyuran bir organizasyon haline geldi. Bu sene bu organizasyona beş binini üzerinde katılım bekleniyor 
Uluslar arası başarılara imza atmış birçok atlet Antalya'da sokaklarında koşacak ve bu ulusal ve uluslar arası toplam 38 kanalda yayınlanacak. Antalya stadında yapılacak olan Maraton'un finali uçan kameralarla havadan görüntülenecek ve naklen yayınlanacak.
Organizasyon büyük bir potansiyele sahip Maraton öncesi birçok atlet hem ülkeyi tanımak hem de hazırlanmak için Antalya'ya geliyor ve otel doluluklarının artmasına yardım ediyor. Antalya sokaklarında koşanlar kente renk katıyor ve Antalya büyük Maratona hazırlanıyor.
Antalya kanımca yılın 52 haftası bu ve buna benzer organizasyonlara ev sahipliği yapmalı ve destinasyon olarak sadece deniz güneş ve kum üçgeninin dışına çıkmak tatillin yanında hayat tarzı olarak yaşayan bir şehir konumuna gelmesi gerekmektedir.
Bu organizasyonun bu seviyelere gelmesi büyük bir vizyon ve büyük bir emeğin sonucudur. Bu sebepten dolayı ilk gününden bu gününe kadar bu organizasyona emek veren ve Antalya'ya böyle güzel bir uluslar arası organizasyonu kazandıran herkesi; spora ve Antalya'nın tanıtımına yaptıkları katkı nedeniyle candan kutluyor ve katılımcı sayılarının yıllar boyu katlanarak artmasını ve sezon başı yapılan bu organizasyon sayesinde Türkiye adının sadece deniz güneş ve kumla değil kültürel ve sportif faaliyetlerle öne çıkmasını diliyorum.

Otelcilikte karlılık

Sektörü yakın takip edenlerin bildiği gibi geçen hafta Türkiye Otelciler Federasyonu TÜROFED'in 2. Olağan Genel Kurulu Antalya'da yapıldı. Muhteşem bir hava içerisinde geçen Genel kurul hepimize ülkemizde Otelcilik sektörünün geldiği noktayı, TÜROFED'in gücünü gösterdi. 
Bu bağlamda Sayın Başbakanımız Tayip Erdoğan , Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Ertuğrul Günay'ın Türkiyede Turizm sektörünün geldiği nokta ve sektörde Otelciliğin yeri hakkındaki görüşleri hepimizi sevindirdi.
TÜROFED Başkanı Sayın Ahmet Barut ülkemizde otelcilik sektörünün sorunlarını çok açık ve net şekilde gözler önüne sererken sevgili Fehmi Köfteoğlu TÜROFED için hazırlanan Konaklamanın Seyahat Pazarındaki yeri, Ekonomiye Katkıları ve Turizm - Endüstri İlişkileri sunumuyla bütün katılımcılara Otelcilik sektörünün ülkemizin için öneminin net şekilde görülmesini sağladı. Kitap haline getirilmiş bu çalışma bütün katılımcılara dağıtıldı. Çok güzel bir çalışma olmuş hepinize tavsiye ederim. Sanıyorum TÜROFED veya Ekin Grubundan temin edilebilir.
Ben bugün sizlerle bu araştırmadan alınan konaklama yatırımlarında Amortisman süreleri ve kar oranlarını paylaşmak istedim.
Çalışmada da görüleceği gibi ülkemizde konaklama sektöründe 2000'li yıllara kadar % 50 gibi rakamlarda karlıklık oranları konuşulurken, bu rakam 2006 yılına geldiğimizde % 25'lerin altına düşmüştür. Sürekli aratan yatak sayısı, sürekli artan maliyetler, döviz kurlarının o yıllardaki gibi otelcilerin lehine işlememesi konaklama sektöründe karlılığın 5 yılda 
% 50 düşmesine neden olmuştur.
Bunun yanında ülkemizde yatak artışının gelen turist sayısına bakıldığında paralel şekilde artmadığı görülmektedir. Artan rekabet ortamı sürekli artan maliyetler sektörün üzerindeki vergi yükleri konaklama sektörünün karlılığını ve yatırımların geri dönüş sürelerinin yıldan yıla uzamasına neden olmuştur. 2000'li yıllarda otel yatırımı 5 ila 7 sene arasında geri dönerken bu rakam 2005 yılında 10 ila 12 senelere çıkmıştır.
Yanlış anlamalara neden vermemek için şunu da eklemek gerekir halen bu rakamlar yani yatırımın geri dönüş süresi olan 10-12 yıl uluslar arası standartların altındadır. Bu gün Yunanistan'da bu süre 14-17 yıl seviyesindedir.
Konaklama sektörü ciddi bir yol kat etmiş durumdadır ama içinde bulunduğu ciddi sorunları vardır. Bu sorunların bu seviyede bu ciddiyette ülke çapında faaliyet gösteren federasyon tarafından çözülmeye çalışılması kanımca çok kısa sürede yol alınacağının ve sektörün bu sayede biraz olsun nefes alacağının göstergesidir. Kdv indirimi bir başlangıçtır. Sanıyorum devamı bu çalışmalar sonucunda meyvelerini en yakın sürede verecektir.
Hep beraber dile getirdiğimiz SSK primlerinin Antalya için kış sezonunda dağ otelleri için yaz sezonunda indirilmesi sektörde daha az çalışanımızın işsiz kalmasına ve daha fazla otelimizin hizmet vermesine olanak tanıyacaktır.
Sevgiyle kalın.

Antalya 2015

Ne iyi yaptım da bu sene tatilimi Antalya'da geçirdim. Deniz güneş kumun yanında güzelim Türk riviyerası insanın canının sıkılmasına bir dakika bile izin vermiyor. 
Dünyanın sayılı müzelerinden olan Antalya Arkeoloji Müzesi, Deniz altı müzesi, Akvaryum ve halen yaşamakta olan tarih, bunun yanında sürekli sunulan kültürel faaliyetler, konserler, sergiler ile kültürel anlamda dolu dolu bir tatil geçirdim.
Bu Türkler ne güzel organize olmuşlar şaşırdım kaldım. Herşey bütün detayına kadar düşünülmüş, güneşin keyfini çıkartmaya gelenlerin aynı zamanda ülkeyi tanımaları, kültürel faaliyetlerde bulunmaları içi geliştirdikleri bilgilendirme sistemiyle bütün bölgede yapılan faaliyetler hakkında bilgilendiriliyorsunuz.
Size kendinizi önemli hissettiriyorlar. Bölgeler arası ulaşım problemini temelden çözmüşler, ister raylı sistemle ister deniz otobüsleriyle turistik beldeler arasında sorunsuz günlük gezintilere çıkabiliyor ve günlerinizi ülkeni insanlarına daha yakın geçirebiliyorsunuz. Hangi beldede Pazar var hangi beldede konser var otel odanızdaki ekranınız sayesinde günlük olarak sizlere ulaştırılıyor ve gününüzü programlamanıza yardımcı olunuyor.
Her bölgedeki konusunda uzman turizm danışmanları sayesinde her köşede kendinizi güvende hissetmeniz sağlanıyor.
Ülke insanının doğal misafirperverliği zaten dillere destan olmuş onun için sizlere Türk insanını anlatıp kafanızı şişirmek istemiyorum.
Kültürel ve sosyal bu faaliyetlerden sonra kişisek olarak biraz kendime bakayım dediğimde sunulan sağlık klübü hizmetleri karşısında şaşmamak mümkün değil, geleneksel Türk Hamamı müziğinden, karşılamasından, soğukuğundan, sonra dan içilen çay ve sodasıyla neredeyse bütün tesislerde yaşanıyor ve yaşatılıyor.
Ülke ciddi gelir elde etmekte olduğu turizmi devlet politikası haline getirmiş, bunu her köşede turiste verilen önemle görebiliyorsunuz. Bilgilendirme panoları, turist ofisleri hava alanından başlayan ve sürekliliği her noktada hissedilen misafire gösterilen özen beni çok etkiledi.
Bunun yanında kaldığım otelde kalan diğer konuklarla otel ve kalitesi hakkında konuşurken Avusturyalı Michael, bu kalitenin şans eseri olmadığını otellerin sürekli olarak Turizm bakanlığı denetmenleri ve bölgelerdeki sivil turizm polisleri tarafından denetlendiğini ve kalitenin asla şansa bırakılmadığını anlattığında hepimiz şaşırdık. 
Bravo ne güzel sistem kurmuşlar. Biz Almanların dediği gibi ' Güven güzeldir ama kontrol daha güzeldir.' Şimdi anlıyorum neden insanlar türkiye diyorlar, başka birşey demiyorlar. Bir de bütün otellerin konusunda uzma otel yöneticileri tarafından yönetildiğini ve türkiyede otel açıp işletebilmek için ıteli yönetecek yöneticinin eğitimli olması gerektiğini eğer otelin başında ehliyetli bir ymnetici yoksa otele iş yeri açma ruhsatı verilmesiğini öğrendik şaşkınlığımız daha da arttı. Türkler kaliteyi şansa bırakmıyorlar. Saygı duydum ve ülke için sevindim.
Size birazda Antalya şehrini anlatayım. Parklarıyla, mutlaka görülmesi gereken Kale içi denilen bölgesi ve Portofinoyu aratmayan antik limanıyla mutlaka görülmesi gereken ve yaşanması gereken bir şehir durumunda, şehirdeki hayat tarzını yakalamak, şehrin uyanışını Limana bakan küçük kafelerde izlemek daha sonra kale içinde ki muhteşem mağazalardan alış veriş yapmak, Akşam üstü Toros dağlarının üzerinden güneşin batışının keyfini yudumlanan bir bardak Rakı ve Türk müziği eşliğinde çıkarmak işte keyif işte tatil işte bulunmaz mekan.
Yine tekrar etmek istiyorum. Ne iyi yaptım da geldim Antalyaya
Helmut Meier 18.Ağustos 2015

Soğuk oteller

Ocak'tan beri ülkemizdeki tek LNG kaynağı olan Botaş ülke içi LNG sevkiyatı yapan şirketlerin siparişlerini karşılayamıyor. Ürünü alamayan büyük firmalar bu durumda özellikle turizm sektöründen otellerden gelen talebi karşılayamıyor. Son olarak bu konunun en büyüklerinden biri olan İpragaz müşterilerine durumu yazılı olarak bildirerek LNG sevkiyatını 14 Ocak tarihine kadar yapamayacağını bildirdi. 
İpragaz A.Ş. Antalya Bölge Sorumlusu Kaan Sakarya ile yaptığım görüşmede, ülkemizin doğal gaz tadarikçisi olan İran'ın doğal gazı kesmesi nedeniyle ülkede ciddi bir enerji problemi oluştuğunu ve büyük şehirlerin ile elektrik santrallerinin enerjilerini kesmemek için başka kaynaklardan gelen LNG'nin bu kanala sevkedildiğini ve ülkedeki tedarikçilere ürün verilmediğini söyledi. LNG'nin ülkemize Cezayir ve Nijerya'den gemilerle taşınmakta olduğunuda Kaan Bey'den öğrenmiş oldum.
Oteller bu durumda çok açık şekilde bir krizin öncesindeler, yeni yapılan bir çok tesis bütün sistemlerini LNG üzerine kurdukları için ısınmada, mutfak tesisatında, sıcak su kazanımında kısaca her yerde LNG kullanıyor. Sevkiyatın olmaması veya bir kaç gün gecikmesi bile ciddi bir krizle karşı karşıya olabileceğimizin göstergeleridir.
Dün bizzat görüştüğüm bazı otel yetkilileri konunun çok ciddi boyutlarda olduğunu ve Pazartesi gününe kadar yetecek enerjileri olduğunu eğer sevkiyat olmazsa otellerinde sıcak suyu ve ısıtmayı kesmek durumunda olacaklarını dile getirdiler. En büyük problemi yaşayacak olanlar son dönem yapılan lüks tesisler olacaktır.
Olayın bu boyutlara ulaşabileceğini görmüş olmalı ki İpragaz kendi ara istasyonları ve ara depoları olmasına rağmen ancak bu güne kadar dayanabildiklerini ve diğer tedarikçilerin ürünü bir süreden beri veremediklerini ve müşterilerin uyarılması gereğini duyurarak yazılı bildirimde bulunmuştur.
Problemin aşılması sadece ve sadece İran'ın kesmiş olduğu doğal gazı yeniden vermesi ve şehirlerin taleplerinin yine doğal gazla karşılanması ve gelen LNG'nin tedarikçilere verilebilmesiyle mümkün. Bu durumda dahi risk bu işin ne zaman olacağıdır.
Yapılan açıklamalarda 14 Ocak Pazartesi günü İran'ın yeniden sevkiyata başlayacağı söylenmektedir. Bu böyle gerçekleşse bile Botaş'tan ürünün alınması ve bölgeye sevkiyatı önümüzdeki haftanın sonunu bulur bu da otellerin bir kaç gün enerjisiz kalması demektir.
İpragaz'ın konuyla ilgili yazısından sonra konunun ciddi boyutlara ulaşabileceğini anlayan otelciler alternatif çözümler aramaya başladılar. Eski sistemleri bulunan tesisler LNG'ye geçmeden önce kullandıkları sistemleri yeniden her an devreye alacak gibi hazırlık yapmaya başladılar. Sistemlerini sadece LNG üzerine kurmuş olanların hiç şansı yok. Eğer sevkiyat olmazsa oteller donmaya başlayacaklar.
Umarım problem bu boyutlara ulaşmaz ve bizim için çok önemli olan ocak ayında dış dünyanın gözleri otelcilik ve turizm konusunda böyle negatif bir haberle üzerimize çevrilmez.
Biz otelciler ve turizmciler elimizden geldiğince misafirlerimize en iyisini sunmaya çalışırken, çoğu zaman bizim dışımızda gelişen olaylar nedeniyle hizmet kalitemizden ödün vermek durumunda ve böyle kriz dönemlerinde ister istemez misafirle baş başa kalmak zorunda kalıyoruz.
Aslında hepimizin içinden geçen ne dövizle ne de konjonktürel problemlerle uğraşmak. Hepimiz sadece ve sadece sanatımız olan otelciliği, ev sahipliğini yapmak istiyoruz.
Ama ne yazık ki sanatımızda çok etrafındakilerle uğraşmak ve sürekli kriz yönetimi yapmak zorunda kalıyoruz.
Pazartesi otellerin hala sıcak olması dileğiyle...

Kış sezonuna kalanlar

Turizm sektörünün en zor dönemi bildiğiniz gibi kış aylarıdır. Yüksek personel sayılarıyla yaz sezonunu geçiren oteller kışın düşük doluluklar nedeniyle personel sayılarını azaltmak yoluyla kış sezonunda zararı en düşük seviyede tutmaya çalışırlar. Hedef para kazanmak değil, eldeki personeli kaybetmemek çalışan personele kış aylarında da iş olanağı sağlamaktır. 
Bu nedenle eldeki en iyi çalışan kemik kadro kış aylarındada çalıştırılarak elde tutulur. Benim son dönemde gözlemlediğim ve yakın bir süre önce yakın bir tanıdığımla üzerinde konuştuğum konu, kışın açık olan otellerin personelinde hissettiğimiz motivasyon düşüklüğü oldu.
Sanki kış geldi ve onlar çalışıyorlar ama aynı zamandada kış uykusundalar. Çok dikkat etmemiz gereken bir noktada olduğumuzu düşünmekteyim. Nedeni sanıyorum ki; kış aylarında tutulan kadrolu elemanlar yavaş yavaş İspanya'da ve diğer doymuş olan destinasyonlarda da yaşanan "Ben nasıl olsa kadroluyum, bana bir şey olmaz" mantığıyla çalışıyorlar. "Kış müşterisi zaten ne ödüyor ki, boş ver" zihniyeti onların bu şekilde davranmasına zemin oluşturuyor.
Dikkat edilmesi gereken konu kış aylarında gelen misafir ne öderse ödesin belli bir hizmet beklentisiyle ülkemize geliyor olması ve biz yeniden gelmesini istiyorsak çelışanlarımızı uyarmalı ve rehavete kapılmalarını önlemeliyiz. "Türkiye de İspanya gibi olmuş" düşüncesi bir oturursa, kışın gelen üç beş sürekli Türkiye hayranını da kaybedebiliriz.
Sıradanlaşırsak sonuçta sıradan misafir ağırlar ve hiç bir zaman ülkemizi hak ettiği fiyat seviyelerine getiremeyiz. Operasyonun kışı yazı aynı olmalı ve kanımca kış misafirine daha fazla servis yönünden önem vermeliyiz. Yaz sezonunda güneş ve deniz bir çok açığı doğal olarak örtmektedir. Kışın güneş az denize girilemiyor ve misafir zamanının çoğunu otel içerisinde değişik mekanlarda geçiriyor. Kış aylarındaki en büyük avantajımız olan doğal misafirtperverliğimizi korumalı ve kış aylarında ülkemizi ziyaret eden misafirlerimizi elimizden geldiği kadar memnun etmeli ve yeniden gelmelerini sağlamalıyız. Kış aylarını ülkemizde geçiren kesim misafirler arasında en sadık olanlardandır.
Ben hatırlıyorum, eşyalarını bile götürmeden önümüzdeki kış görüşmek üzere diye ayrıldığım ve her sene yanlarında başka misafirleride getiren para problemi olmayan hayatlarının sonbaharını ülkemizde geçirenler insanlar var. Bu sayıyı arttırmak sadece ve sadece bizim elimizde. Yeterki onlardan gerekli servisi ve güler yüzlülüğümüzü esirgemeyelim.
Giderek yaşlanmakta olan avrupa ülkelerinden gelip ülkemizde kendilerini iyi hisseden kesim bizim kış operasyonunu ayakta tutmamızı sağlayacak bir potansiyele sahiptir. Bu konuyu unutmamalıyız.
Personel arasında yüksek sesle konuşmalar, misaifiri izlememek ve isteklerine kulak asmamak bizi hedefimizden uzaklaştıracak sorunlardır. 
"Bırak beklesinler" "Boş ver" gibi tavırlarla bu insanları kaçırmak ülkemizi zedeleyecektir.
Sektörde sezonu 12 aya çıkarabilmek için gelen misafiri iyi analiz etmeli ve misafir odaklı programlar sunmalıyız. Kış aylarında gelen misafirler yaza göre daha az ödüyorlar, bunu kabul ediyorum. Kabul etmediğim zaten orada olup bu misafirlere hizmet etmekte olanların aynı mantıkla zaten ne ödüyorlar ki diye düşünüp misafiri göz ardı etmeleridir.
Elimizdeki olanaklar şu anda bu, bunu daha iyiye götürmek sadece ve sadece hizmet seviyesini bütün rakiplerimizden daha iyi seviyeye çıkartmaktan geçmektedir. Bunu gören misafir emin olun zaman içerisinde daha fazla ödemeyi kabul edecektir. Unutmayın geleceğe yatırım yapıyoruz. Bu günden iki sene sonrasının tohumlarını ekiyoruz.
Her misafiri memnun göndermek, onları ciddiye almak ve isteklerine olanaklar dahilinde ve hemen cevap vermek bizi 12 ay turizm yapılan ülke konumuna getirecektir.
Sevgiyle kalın.

Ben ne yapabilirim?

Berlin Fuarı'ndan aldığımız veriler, Moskova ve Kiev fuarlarındaki görüşmeler neticesinde 2007 yazının Türkiye için iyi olacağını söyleyebiliyoruz. Yani krizden sonra iyi bir sene olacağa benziyor. Turist sayısı açısından otel dolulukları açısından ne olacak yıl içerisinde göreceğiz. 
Birçoğumuz için olay zaten günü kurtarmak değil mi? Yarın ne olacağını nereden bilebilirler ki? Yarına Allah kerim...
Bence değil. Yarını bugün bizler şekillendirmeliyiz ve yarınlarımızı şansa bırakmamalıyız... 
Bu topraklar üzerinde yaşamaya devam edecek ve yine bu sektörden yani turizmden geçinecek hatta nicelerinin geçinmesini sağlayacaksak yarını bizler oluşturmalıyız. Kafalarımızdaki böyle gelmiş böyle gider kalıbının yerine, "Acaba ben ne yapabilirim de biraz olsun değişime öncülük eder katkıda bulunurum? sorusunu kendimize sormamız gerekmektedir.
"Nasıl içinde yaşadığım çevreyi koruyabilirim? Nasıl ürettiğim çöpü azaltabilirim? 
Nasıl çalışanlarıma 12 ay iş olanağı sunabilirim?"
Biliyoruz. Ülkemizde çöpün ayrıştırılması bir yana ayrıştırılan çöpün işleneceği tesisler yok. Öyleyse ben ne yapabilirim diye düşüneceğime çöpten kaçınmanın yolları aranabilir. 
Yabancı turistler şehirlerimizde rahat gezememekte, sürekli taciz edilmekte ve sonuçta tatil yaptıkları tesislerden dışarı çıkmamaktadırlar. Eğer turist tesislerden dışarı çıkmıyorsa biz turisti ülkemize nasıl yakınlaştırabiliriz? Nasıl olur da bu insanlar ülkeyi anlatırlar, eğer ülkeyi yaşamak istediklerinde tacizle karşılıyorlarsa?
Turistik bölgelerimizdeki beldelerimizi bir hayal edin neredeyse hepsi büyük bir Salı Pazarı görüntüsünde. Bütün sokaklar t-shirt satıcılarıyla kaplanmış durumda. Bunu yaşamamak için kimse o beldeye gitmiyor. Gidenler de bir daha gitmemek üzere kaldıkları otellere geri dönüyor.
Düşünsenize, tertemiz sokakları, dünyanın tanınmış markalarının mağazalarının olduğu, sokak kafelerinde oturup bir şeylerin içildiği, çocukların oynayabileceği parkların olduğu şirin beldelerimiz olsa eminim ki misafirler daha fazla tesislerden dışarı çıkmak ve ülkeyi yaşamak isteyeceklerdir.
İşte bunları bizler planlayacak ve yapacağız, gelen misafirleri Türkiye ile nişanlamak bizlerin elinde. Ne yazık ki turizm bizim olduğu gibi birçok Akdeniz ülkesinin de en önemli döviz kaynaklarından biri olmuş durumda. Bu yüzden rehavete kapılmamalı sadece bu günü kurtaran işler değil geleceği şekillendiren işler üzerinde durmalı ve bu konulara önem vermeliyiz.
Yerel yönetimlere bu konuda çok önemli rolün düştüğü düşüncesindeyim. Hanutçuluk ve taciz büyük oranda yerel yönetimlerin konuya eğilmesiyle çözülebilecek bir konudur. 
Zamanı iyi kullanmalı yakaladığımız iyi trendle geleceği şimdiden planlamalı yeni yollara gitmeliyiz.
Bizim dışımızda gelişen ve değiştiremeyeceğimiz konularla zaman kaybetmek yerine kendi etki alanımız içerisinde olan ve değiştirebileceğimiz konularla zaman geçirirsek eminim kısa zamanda çok yol alabiliriz.
Ülkemize karşı sorumlu hissedersek kendimizi, düşüncelerimizde aynı yönde gelişecek ve geleceğimizi tehlikeye sokacak kararlar verirken iki kez düşüneceğiz. 
Deneyin göreceksiniz.
Sevgiyle kalın